Samsung Galaxy A3 (2016), diğer adıyla Samsung Galaxy A310, şık tasarımlı, küçük boyutlu bir akıllı telefon. Küçük dediğime bakmayın, üç-dört sene öncesinin “ne kadar büyük” dediğimiz telefonlarından daha büyük aslında. Ancak 5 inç ekranlı telefonların standart kabul edildiği, 5.5 inç ve üzerinin tercih edildiği günümüzde, 4.7 inçlik ekranı ile Galaxy A3 de “küçük ekranlı telefonlar” arasına giriyor.
Samsung, Galaxy Alpha ve Galaxy S6 ile yeni tasarım anlayışlarını test etmeye başladı. Şık görünümlü, ince telefonlar üretmeye başladı. Galaxy A serisi de bu yeni tasarım anlayışını test ettiği serilerden. 2015 yılında çıkardıkları orijinal Galaxy A serisi de şık ve ince olsa da, yeni Galaxy A 2016 serisi ile Samsung, pek çok kişinin kalbini çalacak bir tasarımı tutturmayı başarmış. 2016 serisi, S6’da olduğu gibi cam kaplı bir arka yüze sahip. Doğrusu ben A serisinin tasarımını S6 ve S7’den bile daha başarılı buluyorum.
Samsung Galaxy A3 - 2016 modelinin, yani Galaxy A310’un isimlendirmesi, bizzat bu cümleden de anlaşılacağı gibi, bir miktar kafa karışıklığına sebep oluyor. Forumlarda, ekşi sözlük gibi sözlük sitelerinde vs. Galaxy A3 başlıklarına girdiğinizde, insanların bir önceki seneye ait modelden mi, yoksa yeni 2016 modelinden mi bahsettiğini anlamak için çaba sarf etmeniz gerekiyor. Galaxy A serisinin 2017 modelleri çıkınca neler olacak merak ediyorum.
Herneyse. Samsung Galaxy A3 - 2016 modeli, yani Galaxy A310, 4.7 inç 720p (HD) sAMOLED Gorilla Glass 4 ekrana, 1,5 GB RAM’e, 16 GB depolama alanına, 13 MP f1.9 arka kameraya, dört çekirdekli 1.5 GHz Exynos 7578 işlemciye sahip. MicroSD kart girişi, FM radyosu, 4,5G desteği de var. Ön kamerası da f1.9 lensli, 5 MP çözünürlükte. Sim kart yuvası iğne ile açılan tipten ve NanoSIM destekli. Bataryası kullanıcı tarafından değiştirilemiyor ve 2300 mAh kapasitesinde.
Galaxy A3 - 2016 için bir kutu açılımı yapmadım, zira kutu içeriği son derece sade. Klasik olan kulaklık, şarj aleti ve USB kablosu çıkıyor.
Ekranı (ve boyutları)
Samsung Galaxy A3’ün ekranına “küçük” diyorlar. Evet, 2016 standartlarında küçük, 4.7 inç boyutunda. Ancak ben bunu bir dezavantaj olarak değil, aksine, avantaj olarak görüyorum. Küçük olduğu için satın aldım zaten Galaxy A3’ü! Bununla birlikte, 4.7 inç ile, “kitlelerin ekran boyutu olan” 5.0 inç arasında çok da büyük bir fark olmadığını belirtmeliyim. Şahsen keyifle kullanıyorum.
Elbette, “phablet” tipi, 5.7 inç ve benzeri ekranlara sahip olan Galaxy Note tipi bir telefon kullanıyorsanız, ekran size küçük gelebilir. Ya da elleriniz büyük ise, ekran klavyesinde yazarken kriz geçiriyorsanız, 4.7 inçlik bir telefonu hiç düşünmeyebilirsiniz bile.
Ancak dedim ya, benim gibi, 5 inçlik telefonu bile bir yere sığdıramayan, tek elle kullanmaya çalışıp da beceremeyen, cebe nispeten kolayca sığsın isteyen biriyseniz, 4.7 inçlik telefonlar tam size göre. Bu boyuttan aşağısı keyifsiz olacaktır, onu da belirteyim.
Samsung Galaxy A3, daha önce incelemesini yaptığım Galaxy E5 gibi “ekonomi” sınıfı telefonların, bir seviye üstünde. Bundan dolayı ekran parlaklığını otomatik ayarlama özelliğini koymadan geçmemişler. E5’te eksikliğini pek hissetmemiştim doğrusu. Tek sıkıntım, E5’in ekran parlaklığı kısık iken güneş ışığına çıktığımda, ekranda parlaklığı artıracak kontrolleri bile seçemiyor olmamdı (parlaklığı artırmayı başardıktan sonra ekranı görmekte bir sıkıntı olmuyordu). A3’ün güzelliği ise, bunu kendisinin ayarlıyor olması.
Güneş ışığından bahsetmişken, Galaxy A3’ün sAMOLED ekranını doğrudan güneş ışığı altında, hatta üstüne bir de güneş gözlüğü ile bile görmekte sıkıntı çekmiyorsunuz. “İş telefonu” arayışında olanlara bunun önemli olduğunu hatırlatmak isterim. Telefonunuz işiniz için önemli ise, işiniz de ara sıra da olsa açık havada ise, ekranı doğrudan güneş ışığı altında görülebilen bir telefon alın. Kimi zaman, ekran kalitesi zayıf olan telefonlar söz konusu olduğunda “Aman canım, azıcık gölge bir yere gider, orada bakarım ekrana, ne olmuş yani” gibi yorumlar görüyorum. Kusura bakmayın, iş amaçlı kullanılacak bir telefonda böyle bir lükse yer yok. Aceleniz varken, eliniz ayağınız birbirine dolaşmışken, bir de telefonun ekranındakileri seçmeye çalışmak, kabul edilemez.
Samsung’un sAMOLED ekranları canlı, capcanlı renkleri ile ünlü. Onların yanında iPhone’un IPS’leri bile sönük kalıyor. Elbette bu kadar “abartılı” canlı renkleri sevmiyor da olabilirsiniz. Ancak alıştınız mı, başka ekranlar hep “eksik” geliyor. Ekran çözünürlüğü HD (720p) ile sınırlı olsa da, bu ekran boyutuna bu çözünürlük yeterli. Pek çok Samsung telefonda olduğu gibi, sAMOLED ekran başlı başına bir çekim kaynağı, satın alma sebebi.
Ekranda piksel dizilimi yine Diamond Pentile. Galaxy E5 incelemesinde ve ayrı bir yazıda buna değinmiştim. Bu piksel dizilimi, normal LCD ekranlardaki piksel dizilimine alışık olan gözlere garip geliyor demiştim. O yazılarım maalesef yanlış anlaşıldı, ekranda bir sorun var gibi algılandı. Yine öyle algılansın istemiyorum, o yüzden bu sefer detaya girmeyeceğim. Zaten ekranın biraz daha küçük olması dolayısıyla PPI artıyor ve Diamond Pentile dizilimin etkileri de daha az fark ediliyor. Sorun yok yani. Cidden. Bu paragrafı okumamış gibi davranabilirsiniz… Neyse :)
Bu arada ekran 2.5D denilen formda, yani telefonun kenarlarına doğru çok hafif bir eğim oluşuyor. Elinizi telefonun ekranında kaydırdığınızda bunu hissedebiliyorsunuz. Bence bu çok akıllıca bir seçim olmuş, çünkü ilk kez deneyimlediğinizde, çok hoş bir his oluşturuyor. Ancak temperli cam alacak okurlarımın buna uygun camları tercih etmesi gerektiğini vurgulayayım. Bilmiyorum temperli cama gerek var mı, zira cihazda Gorilla Glass 4 de var. Temperli cam kırılmalardan koruyor derseniz, o da bir muamma gibi geliyor bana. Sizin tercihiniz.
Samsung’un sAMOLED ekranlarında kimi zaman “sararma sorunu” söz konusu olabiliyor. Galaxy A3’de de olur mu? Olmaz inşallah diyelim ama, olması mümkün. Zira Galaxy E5’imin ekranında, bir yıl sorunsuz çalıştıktan sonra, hafiften sararma başladı. Bir Samsung satın almadan önce bunu bilmenizde fayda var.
Kamera ve fotoğraf kalitesi
Galaxy A3’ün 13 Megapiksel çözünürlükte arka, 5 Megapiksel çözünürlükte ön özçekim kamerası var. Galaxy A3’ün kamerası elbette S7 ve benzeri “amiral gemisi” cihazlarla yarışamaz. Ancak ortalamanın üzerinde olduğunu düşünüyorum. Örneğin Galaxy E5 ile düşük ışıkta bulanık çıkan bir fotoğraf, A3’ün f1.9 lensi sayesinde net çıkabiliyor. Bir de OIS olsaymış iyi olurmuş ama o özelliği de büyük abilere saklamışlar.
Çektiğim birkaç fotoğraf şöyle (zamanla yeni fotoğraflar ekleyeceğim):
Şunu söyleyebilirim: Galaxy A310'un kamerası Galaxy E5'ten kesinlikle daha güvenilir. Ama yine de mükkemmel değil. Fotoğraflar telefonda güzel gözüküyor. Ama bilgisayara aktardığınızda biraz hayal kırıklığına uğratmıyor değil. Yani, önemli bir fotoğraf çekecekseniz ve bu fotoğrafa telefon dışında da bakacaksanız, ya iyi bir fotoğraf makinası alın, ya da Galaxy S7 gibi amiral gemisi telefonları kullanın.
Hafıza ve performans
Cihazın 16 GB depolama alanı (10 GB kullanılabilir) ve 1.5 GB RAM’i var. 16 GB depolama alanı yeterli, doğrusu 1.5 GB de yeterli alama, RAM konusunda Samsung çok ayıp etmiş bence. Bu fiyata böyle bir cihaz en az 2 GB RAM’den başlamalıydı. Normal kullanımda bir sıkıntı oluşturuyor mu, hayır. Herhangi bir takılma falan olmuyor. Ama bu demek değil ki ileride olmayacak! Galaxy A3’ün boşta kalan RAM miktarı: 490 MB.
Samsung Galaxy A310F’nin Exynos 7578 işlemcisi temel işlevler için yeterli performansı veriyor. Herhangi bir takılma, yavaşlama ve benzeri probleme rastlamadım. Elbette daha yüksek performanslı işlemciler özellikle oyunların açılma hızlarında etkili olacaktır. Oyun performansını test etmek için Asphalt 8’i yükledim. Hiçbir takılma yok.
Samsung Galaxy A3’ün AnTuTu puanı 35720. Galaxy E5’te 21110 çıkmıştı.
Pil ömrü
Hiç uzatmadan, doğrudan konuya gireceğim: Ben Galaxy A3’ün pil ömründen çok memnun kaldım. WiFi ile %25 parlaklıkta 8 saat 30 dakika ekran süresi alıyorum. Bu süre zarfında sürekli internette gezdim, 50 dakika YouTube videosu izledim (kulaklık ile), birkaç fotoğraf ve video çektim, çok sayıda dosya kopyalama işlemi gerçekleştirdim (hafızadan MicroSD karta).
Normal bir kullanımda, 4.5G, WiFi, foto-video çekimi, telefon görüşmeleri dahil olan ve ekran parlaklığının da %100 (otomatik) olduğu bir senaryoda, ekran açık kalma süresi kısalıyor elbette. Ancak buna rağmen şarjı 3 gün gidiyor. Üç günlük bir süreçte elbette pili ekrandan başka şeyler de bitiriyor, bundan dolayı ekran süresinin azalıyor olması gayet normal.
Bununla birlikte, batarya ile ilgili bir bölümde, Galaxy A3’ün arka kapağının çıkmadığını, dolayısıyla bataryanın kullanıcı tarafından değiştirilemediğini yazmazsam olmaz.
Pil ömrü ile ilgili detayları yeni testler yaptıkça tekrar yazacağım inşallah.
Ses kalitesi
S6 ve S7’de olduğu gibi, A3’de de hoparlör cihazın alt tarafında. Tek bir hoparlör var, yani stereo ses söz konusu değil. Ses kalitesi ve yüksekliği yeterli. Hoparlörün arka yüzde değil de altta olması bir avantaj olsa da, cihazı yatay kullandığınızda sesin tek bir yönden geliyor olması hoş değil. İnşallah Samsung yeni telefonlarında bu konuya eğilir. Bakalım, Apple bir sonraki iPhone’a stereo hoparlöler koyarsa inşallah… tamam tamam kızmayın, küçük bir latife sadece. (Bu cümleyi iPhone 7 çıkmadan önce yazmıştım. iPhone 7'de stereo hoparlörler var. Samsung da boş durmaz artık herhalde).
USB OTG özelliği
Galaxy E5’te USB OTG özelliği bulunmuyordu. Galaxy A3 ise bu özelliği destekliyor. Bir USB OTG kablosu ile cihaza klavye, mouse, USB bellek gibi şeyler bağlamanız mümkün.
Tasarım ve dış görünüş
Bu sefer bir değişiklik yaptım, “dış görünüş” bölümünü sona sakladım. Galaxy A3’ün tasarımı, bence, ne Galaxy S6-S7, ne de Galaxy A serisindeki diğer “büyük abi” modellerle kıyaslanabilir. Korkmayın, iyi bir şey söyleyeceğim. Şahsen bu modellerden çok daha iyi olduğunu düşünüyorum A3’ün. Tasarım görsel olarak bütün bu modellere benziyor, ama elinize aldığınızda hissettikleriniz, hepsinden farklı. Boyut, incelik, arka yüzdeki camın ve ön yüzdeki 2.5D ekranın verdiği hisler… Her şey tam olarak “olmuş”. Elbette bu biraz da şahsi bir görüş, tasarım zevki kişiden kişiye değişir. Ancak ben Samsung Galaxy A3’ü her elime aldığımda güzel tasarlanmış, yumuşak kapaklı bir kitabı elime alıyormuş gibi hissettim. Tasarım, bu telefonu satın almamda çok büyük bir etken oldu. Tasarımını çok beğendiğim az sayıdaki telefondan biri A3. Eğer kişisel kullanım için almasaydım, koleksiyonuma katmak için bir şekilde sahip olmak isterdim.
İtiraf etmeliyim, Mobil Yazılar’a bir telefonun tasarımı ile ilgili hiç bu kadar coşkulu cümleler yazdığımı hatırlamıyorum. Ancak tasarımı çok önemsiyorum. Bu cihazı satın almadan önce, içindeki “rasyonel tüketici”, cihazın, özelliklerine göre pahalı olduğunu söyleyip durdu. Ancak kendisine ne kadar dirensem de, sonunda içimdeki “duygusal tüketici” ağır bastı. A3, gerçekten gereksiz yere pahalı, ama bir o kadar da çekici bir telefon. Bunu size niye anlatıyorum? Siz daha rasyonel kararlar verin diye :)
Rasyonel okurlarım için artılar-eksiler gelsin:
Galaxy A3 – 2016 / A310 modelinin artıları
* Canlı renklere sahip 4.7" Super AMOLED HD (720p) ekran
* Şık tasarım
* Uzun pil ömrü
* Sevenleri için – ele avuca sığan, küçük tasarım.
* 16 GB depolama alanı
* 13 MP f1.9 kamera
* MicroSD kart yuvası
* USB OTG desteği ile çeşitli cihazları bağlayabilme (klavye, mouse vb.)
* FM radyo özelliği
Galaxy A3 – 2016 / A310 modelinin geliştirilebilecek yönleri
* A5 ve benzeri modellerde olduğu gibi kamerada OIS (optik görüntü sabitleme) olabilirdi.
* Bataryası değiştirilebilse daha iyi olurdu (Ama bu aralar bunu pek önemsemiyor kimse)
* SIM kart ve MicroSD kart yuvalarına ulaşmak zor.
Galaxy A3 – 2016 / A310 modelinin eksileri
* Galaxy A serisinin diğer üst modellerinde bulunan bazı ufak tefek yazılımsal özellikler yok. Olmaması için bir sebep de yok, o yüzden eksi! “Otur, sıfır!”
* Bildirim ışığı, neredesin? Yoksun. Çok yazık. Mükemmel bir “iş telefonu” olmasının önündeki tek engel.
* Özelliklerine göre pahalı. Benzer özellikteki rakipleri 900 liraya satılırken A3’ün fiyatı 1250 TL. Aradaki farkı, göze hoş gelen bir tasarıma ve Samsung marka adına vermiş oluyorsunuz.
* 1,5 GB RAM, her ne kadar “yeterli” olsa da, cihazın fiyatını göz önünde bulundurursanız aklınıza “ayıp”, “rezillik” ya da “kazık” gibi kelimeler gelebiliyor.
Mobil Yazılar’dan şimdilik bu kadar. Bu yazıyı beğendiyseniz, yeni bir telefon arayışındaki arkadaşlarınızla paylaşabilir, ya da yandaki linklerden birkaçına tıklayarak diğer yazılarımı da okuyabilirsiniz. Bir çay içerseniz - pardon, bir göz atarsanız seveceğinizi umuyorum.
Not: Bu yazıyı uzun bir süre önce yazdım, ama yayınlamadım. Mobil Yazılar'a gelen bir yorum üzerine, yayınlamaya karar verdim. "2017 oldu hâlâ bu telefonu inceliyorsun" derseniz, haklısınız. Kusura bakmayın.
İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar, Ekim 09, 2016
Perşembe, Haziran 25, 2015
Samsung Galaxy E5 için orijinal Samsung kılıf
Samsung Galaxy E5, Türkiye'de giderek popülerleşen bir telefon. Bunun temel sebebi, 850-900 TL'lik fiyatına rağmen aynı fiyattaki rakiplerine kafa tutan özelliklere sahip olması. Popüler telefonlara kılıf bulmak kolay oluyor ama E5 henüz yeni yeni fark edilmeye başlandığı için kılıf konusunda çok fazla seçenek yok.

Orijinal kılıfı almadan önce, bir AVM'de kılıf satan kiosklardan birine Samsung Galaxy E5 için kılıf sordum, bana orijinal olmayan, Çin'den yeni gelmiş bir ürünü gösterdi. Fiyatına 30 TL dedi. Eğer kılıf en azından kendi kendini koruyacak kadar güven verebilmiş olsaydı, alacaktım. Hele de üzerindeki E5 yazısının "E"sinin bir tarafa, "5"inin diğer tarafa eğik basılmış olduğunu görünce, kaçarak uzaklaştım. O kılıfı bedava verseler ve ben o yamuk baskıyı görmemek için üzerine bir şey yapıştırmış olsam, yine de alttaki simetri eksikliğini hatırlayıp sinir olurdum herhalde.

Neyse, gidip orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfına 70 TL (Yazıyla: yetmiş Türk Lirası) bayıldım. Doğrusu kılıf kullanmaya karşıyım ama, etrafımda gördüğüm neredeyse bütün Samsung telefonların en az bir kere ekranı çatlamış olması sebebiyle, "Er ya da geç ben de E5'i düşüreceğim" diye düşünerek, kılıfa teslim oldum. Eve dönerken içimdeki "Bir şey mi unuttum acaba, bir eksiklik var" hissinin cüzdanımdan eksilen 70 TL olduğunu fark etmem uzun sürmedi.

Orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfı, cihazın arka tarafını kılıfa yapıştırdığınız türden, manyetik kapaklı, içinde kart koymak için tek bir cebi bulunan bir kılıf. Çok kaliteli bir görünümü olduğunu söyleyemem, ancak adi de durmuyor.

Bu kılıf iyi hoş ama, uçuk fiyatı dışında, tek sorunu nedir, biliyor musunuz? Güven vermiyor! Ne demek istiyorum? Şöyle anlatayım, Samsung Galaxy E5'i kılıfa koyduktan birkaç dakika sonra, kapağının arka tarafa ne kadar katlandığını test ederken, kılıf elimden kaydı. Kapağı arka tarafa kıvırmış olmamın etkisiyle yaylandı ve elimden fırlayıp yere düştü. Hem de, kapağı açık bir şekilde, ekranın üstüne. Nefesimi tutup E5'i yerden aldıktan sonra kılıfın içindeki telefonu kırmayı başaran ilk kişi olmadığımı anlayıp şükrettim. Eh, E5'e düşürme testi yaptık diyelim.

Özetle, Samsung tarafından üretilmiş olan, cüzdan şeklindeli bu orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfı, düşme sırasında kapağının açılma riski ve kılıfın cihazın köşelerini kavramıyor olması dolayısıyla, bana çok da güven vermedi. Şurası kesin ki böyle bir kılıf, çantada ya da cepte iken telefonun çizilmesini, eğilip bükülmesini engeller. Hatta büyük ihtimalle düşmelerde de bir noktaya kadar koruma sağlayacaktır. Ancak E5 kılıf içerisinde olmasına rağmen telefonumu %100 güvende hissettiğimi de söyleyemeyeceğim. Satın almak isteyenler için Mobil Yazılar'dan küçük bir inceleme olsun.
İlgili linkler:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Mobil Yazılar 10 yıldır ilkeli ve orijinal içerik üreten, "ilk ve tek yazarının kafasına göre takıldığı son derece kişisel" bir teknoloji güncesidir.

Orijinal kılıfı almadan önce, bir AVM'de kılıf satan kiosklardan birine Samsung Galaxy E5 için kılıf sordum, bana orijinal olmayan, Çin'den yeni gelmiş bir ürünü gösterdi. Fiyatına 30 TL dedi. Eğer kılıf en azından kendi kendini koruyacak kadar güven verebilmiş olsaydı, alacaktım. Hele de üzerindeki E5 yazısının "E"sinin bir tarafa, "5"inin diğer tarafa eğik basılmış olduğunu görünce, kaçarak uzaklaştım. O kılıfı bedava verseler ve ben o yamuk baskıyı görmemek için üzerine bir şey yapıştırmış olsam, yine de alttaki simetri eksikliğini hatırlayıp sinir olurdum herhalde.

Neyse, gidip orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfına 70 TL (Yazıyla: yetmiş Türk Lirası) bayıldım. Doğrusu kılıf kullanmaya karşıyım ama, etrafımda gördüğüm neredeyse bütün Samsung telefonların en az bir kere ekranı çatlamış olması sebebiyle, "Er ya da geç ben de E5'i düşüreceğim" diye düşünerek, kılıfa teslim oldum. Eve dönerken içimdeki "Bir şey mi unuttum acaba, bir eksiklik var" hissinin cüzdanımdan eksilen 70 TL olduğunu fark etmem uzun sürmedi.

Orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfı, cihazın arka tarafını kılıfa yapıştırdığınız türden, manyetik kapaklı, içinde kart koymak için tek bir cebi bulunan bir kılıf. Çok kaliteli bir görünümü olduğunu söyleyemem, ancak adi de durmuyor.

Bu kılıf iyi hoş ama, uçuk fiyatı dışında, tek sorunu nedir, biliyor musunuz? Güven vermiyor! Ne demek istiyorum? Şöyle anlatayım, Samsung Galaxy E5'i kılıfa koyduktan birkaç dakika sonra, kapağının arka tarafa ne kadar katlandığını test ederken, kılıf elimden kaydı. Kapağı arka tarafa kıvırmış olmamın etkisiyle yaylandı ve elimden fırlayıp yere düştü. Hem de, kapağı açık bir şekilde, ekranın üstüne. Nefesimi tutup E5'i yerden aldıktan sonra kılıfın içindeki telefonu kırmayı başaran ilk kişi olmadığımı anlayıp şükrettim. Eh, E5'e düşürme testi yaptık diyelim.

Özetle, Samsung tarafından üretilmiş olan, cüzdan şeklindeli bu orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfı, düşme sırasında kapağının açılma riski ve kılıfın cihazın köşelerini kavramıyor olması dolayısıyla, bana çok da güven vermedi. Şurası kesin ki böyle bir kılıf, çantada ya da cepte iken telefonun çizilmesini, eğilip bükülmesini engeller. Hatta büyük ihtimalle düşmelerde de bir noktaya kadar koruma sağlayacaktır. Ancak E5 kılıf içerisinde olmasına rağmen telefonumu %100 güvende hissettiğimi de söyleyemeyeceğim. Satın almak isteyenler için Mobil Yazılar'dan küçük bir inceleme olsun.
İlgili linkler:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Mobil Yazılar 10 yıldır ilkeli ve orijinal içerik üreten, "ilk ve tek yazarının kafasına göre takıldığı son derece kişisel" bir teknoloji güncesidir.
Perşembe, Haziran 18, 2015
Pebble Time kutu açılımı ve ilk izlenimler
Pebble Time, akıllı saat furyasını başlatan Pebble isimli şirketin son ürünü. Pebble önce Samsung'u, ardından Google ve beraberindeki pek çok donanım üreticisi firmayı ve son olarak da Apple'ı akıllı saat işine girmeye iten marka aslında. Türkiye'de satılıyor olmaması ve Apple gibi iki günde bir medyada yer almıyor olması onu bilenlerin sayısının az olmasına sebep oluyor. Ancak dünyada pek çok Pebble hayranı var ve hâlâ incelemelerde Pebble'ı diğer akıllı saatlerden üstün tutan teknoloji yazarları bulunuyor.

Pebble Time, çok başarılı bir KickStarter kampanyası ile satışa sunuldu. Ben de "Early Bird"lerden biri olarak siyah renkli bir Pebble Time satın aldım. Şimdilik kutu açılımını yapıyorum, ancak Pebble Time incelemesi yakında gelecek inşallah.

Pebble Time, güzel bir kutuda geliyor. Üzerinde "it's time" yani "zamanı geldi" yazıyor. Pebble Time marka adıyla yapılan bir kelime oyunu elbette. Kutuyu açtıktan sonra dikkatimi çeken bir olumsuzluk, saatin kutu içerisinde tozlanmış olmasıydı. Kutu aslında içine toz giremeyecek kadar kapalı. Sanırım Çin'deki fabrikanın tozu bu! Kutudan hızlı başlangıç kılavuzu ve manyetik şarj kablosu da çıkıyor.

Pebble Time, daha önce kutu açılımını yaptığım Android Wear işletim sistemli Asus ZenWatch'dan oldukça farklı. Bir kere, çok daha küçük. Bu kadar küçük olmasını beklemiyordum. Android Wear tabanlı saatlerde olan durumun aksine, bu saati bayanların da rahatlıkla takabileceğini söyleyebilirim. Elbette kordonu ZenWatch'daki gibi gerçek deri de değil. Doğrusu, son derece sportif bir görünüme sahip Pebble Time.

Yine ZenWatch'dan gelen alışkanlık sebebiyle, ilk kez saati kullanmaya kalkıştığımda, farkında olmadan ekrana dokundum. Halbuki Pebble Time dokunmatik ekrana sahip değil. Bütün işlemleri sağ ve sol tarafta bulunan düğmelerle yapıyorsunuz. Herhangi bir spor saatinde olduğu gibi.
Pebble Time'ı rakiplerinden ayıran iki temel özellik var: Ekranı ve pil ömrü. Bu ikisi birbiri ile bağlantılı aslında. Pebble Time, üreticisinin iddiasına göre 7 gün pil ömrü sunabiliyor. Bunu ilerleyen günlerde test edip Pebble Time incelemesinde yazacağım inşallah. Yedi günlük pil ömrü, sıradan bir saat ile karşılaştırınca komik gelebilir, ancak bir de şu açıdan bakın: Apple'ın akıllı saati Apple Watch da dahil olmak üzere, diğer pek çok akıllı saat, ancak 1 ila 3 gün arasında pil ömrü verebiliyorlar. Bunun sebebi de basit aslında: Diğer akıllı saatlerde telefonlarımızdaki ekranlar gibi ekranlar bulunurken, Pebble Time'da "e-paper" denilen, batarya dostu bir ekran kullanılıyor.

Bu noktada küresel bir yanlış anlamayı da düzeltelim: Pebble Time'ın ekranı e-ink değil, e-paper. E-ink ekranlar Amazon Kindle ve Calibro gibi e-kitap okuyucularda kullanılan ekranlar. Pebble'ın ekranı ise az enerji kullanan bir LCD ekran aslında. Az enerji harcıyor, çünkü Pebble'ın ekranında sürekli açık bir ayınlatma yok. Pikseller ışık saçmıyor. Sıradan saatlerdeki gibi bir arka aydınlatması var sadece. Bununla birlikte, normal ekranlar güneş ışığı altında görülemez olurken, Pebble'ın ekranı tek kelime ile mükemmel görünüyor.

Pebble Time incelemelerinde ekrandan "hayal kırıklığı" olarak bahsediliyordu. Aslında haklı oldukları bir nokta var, çünkü Pebble Time'ın ekranı iç mekanlarda öylesine düşük kontrastlı gözüküyor ki, acaba bir problem mi var diye düşünebilirsiniz. Az önce bahsettiğim ekran aydınlatması ise faydadan çok zarar veriyor, zira zaten kontrastı düşük gözüken ekranı daha da soluk gösteriyor. Güneş ışığı altında bakın, ekran müthiş. İçeride bakın, ekran bozuk gibi! Arkadaşlarınıza Pebble Time'ı gösterecekseniz, güneş ışığında gösterin, yoksa sizinle dalga geçebilirler!

Dolayısıyla, şunu söyleyebilirim: Pebble Time tam bir outdoor saati. İşi dışarıda olan, spor yapan, dağa çıkan, yürüyüş yapanlar için üretilmiş sanki Pebble Time'ın ekranı. Aynı durumlarda Asus ZenWatch ya da diğer akıllı saatlerin ekranında hiç bir şey görünmezken (abartmıyorum, saati bile söyleyemiyorsunuz), Pebble Time mükemmel görünüyor.
Devamını da Pebble Time incelemesine saklayalım değil mi?
İlgili linkler:
Asus ZenWatch

Pebble Time, çok başarılı bir KickStarter kampanyası ile satışa sunuldu. Ben de "Early Bird"lerden biri olarak siyah renkli bir Pebble Time satın aldım. Şimdilik kutu açılımını yapıyorum, ancak Pebble Time incelemesi yakında gelecek inşallah.

Pebble Time, güzel bir kutuda geliyor. Üzerinde "it's time" yani "zamanı geldi" yazıyor. Pebble Time marka adıyla yapılan bir kelime oyunu elbette. Kutuyu açtıktan sonra dikkatimi çeken bir olumsuzluk, saatin kutu içerisinde tozlanmış olmasıydı. Kutu aslında içine toz giremeyecek kadar kapalı. Sanırım Çin'deki fabrikanın tozu bu! Kutudan hızlı başlangıç kılavuzu ve manyetik şarj kablosu da çıkıyor.

Pebble Time, daha önce kutu açılımını yaptığım Android Wear işletim sistemli Asus ZenWatch'dan oldukça farklı. Bir kere, çok daha küçük. Bu kadar küçük olmasını beklemiyordum. Android Wear tabanlı saatlerde olan durumun aksine, bu saati bayanların da rahatlıkla takabileceğini söyleyebilirim. Elbette kordonu ZenWatch'daki gibi gerçek deri de değil. Doğrusu, son derece sportif bir görünüme sahip Pebble Time.

Yine ZenWatch'dan gelen alışkanlık sebebiyle, ilk kez saati kullanmaya kalkıştığımda, farkında olmadan ekrana dokundum. Halbuki Pebble Time dokunmatik ekrana sahip değil. Bütün işlemleri sağ ve sol tarafta bulunan düğmelerle yapıyorsunuz. Herhangi bir spor saatinde olduğu gibi.
Pebble Time'ı rakiplerinden ayıran iki temel özellik var: Ekranı ve pil ömrü. Bu ikisi birbiri ile bağlantılı aslında. Pebble Time, üreticisinin iddiasına göre 7 gün pil ömrü sunabiliyor. Bunu ilerleyen günlerde test edip Pebble Time incelemesinde yazacağım inşallah. Yedi günlük pil ömrü, sıradan bir saat ile karşılaştırınca komik gelebilir, ancak bir de şu açıdan bakın: Apple'ın akıllı saati Apple Watch da dahil olmak üzere, diğer pek çok akıllı saat, ancak 1 ila 3 gün arasında pil ömrü verebiliyorlar. Bunun sebebi de basit aslında: Diğer akıllı saatlerde telefonlarımızdaki ekranlar gibi ekranlar bulunurken, Pebble Time'da "e-paper" denilen, batarya dostu bir ekran kullanılıyor.

Bu noktada küresel bir yanlış anlamayı da düzeltelim: Pebble Time'ın ekranı e-ink değil, e-paper. E-ink ekranlar Amazon Kindle ve Calibro gibi e-kitap okuyucularda kullanılan ekranlar. Pebble'ın ekranı ise az enerji kullanan bir LCD ekran aslında. Az enerji harcıyor, çünkü Pebble'ın ekranında sürekli açık bir ayınlatma yok. Pikseller ışık saçmıyor. Sıradan saatlerdeki gibi bir arka aydınlatması var sadece. Bununla birlikte, normal ekranlar güneş ışığı altında görülemez olurken, Pebble'ın ekranı tek kelime ile mükemmel görünüyor.

Pebble Time incelemelerinde ekrandan "hayal kırıklığı" olarak bahsediliyordu. Aslında haklı oldukları bir nokta var, çünkü Pebble Time'ın ekranı iç mekanlarda öylesine düşük kontrastlı gözüküyor ki, acaba bir problem mi var diye düşünebilirsiniz. Az önce bahsettiğim ekran aydınlatması ise faydadan çok zarar veriyor, zira zaten kontrastı düşük gözüken ekranı daha da soluk gösteriyor. Güneş ışığı altında bakın, ekran müthiş. İçeride bakın, ekran bozuk gibi! Arkadaşlarınıza Pebble Time'ı gösterecekseniz, güneş ışığında gösterin, yoksa sizinle dalga geçebilirler!

Dolayısıyla, şunu söyleyebilirim: Pebble Time tam bir outdoor saati. İşi dışarıda olan, spor yapan, dağa çıkan, yürüyüş yapanlar için üretilmiş sanki Pebble Time'ın ekranı. Aynı durumlarda Asus ZenWatch ya da diğer akıllı saatlerin ekranında hiç bir şey görünmezken (abartmıyorum, saati bile söyleyemiyorsunuz), Pebble Time mükemmel görünüyor.
Devamını da Pebble Time incelemesine saklayalım değil mi?
İlgili linkler:
Asus ZenWatch
Perşembe, Mayıs 21, 2015
İnceleme: Logitech iPad Mini klavyesi
Tabletler ve telefonlar bilgisayarlarla olan ilişkimizi değiştiriyorlar. Önceleri "Masaüstü bilgisayar" diye bir şey olurdu ve televizyon gibi, evin bir köşesinde dururdu. İşi olan sırayla kullanırdı bilgisayarı. Sonra dizüstü bilgisayarlar yaygınlaştı, evdeki bilgisayar sayısı da artmaya başladı. İmkanı olan hanelerde her bireyin kendi dizüstü bilgisayarı olmaya başladı. Dizüstü bilgisayarlar sayesinde biraz olsun mobilite kazanmış ve daha kişisel bir cihaz olmuştu bilgisayar denilen şey. Ancak cep telefonu ve sonrasında gelen tablet devrimi her şeyi değiştirdi. Çünkü artık bilgisayarların ana amacı olan "içerik tüketme" görevi telefon ve tabletlere geçti. Kimse haberleri okumak için "masa başında" oturup fan sesi yapan, ısınan, yavaş çalışan, hantal bir cihazı kullanmak istememeye başladı. Kanepede uzanıp da okumak varken, dizüstü ile uğraşmaya ne gerek vardı?

Bu incelemeye neden "Günümüzde Microsoft'un çözmesi gereken temel problem" ile başlangıç yapıyorum? Çünkü bilgisayarların hâlâ önemli bir kullanım alanı var: İçerik üretimi. Evet, tabletten de Twitter gönderisi yazılabiliyor, ama daha ciddi bir iş için bilgisayarlar hâlâ vazgeçilmez cihazlar. Peki, klavye takılan tabletlere ne demeli? Bilgisayarların bütün o zaaflarından uzak olan bir iPad Mini'ye klavye bağlasak, mükemmel çözüme ulaşmış olur muyuz? Hah! İşte şimdi geldik incelemeye.

Logitech iPad Mini klavyesi, size iPad Mini'nizde daha kolay yazı yazabilmeyi vaad ediyor. Bu sefer kutu açılımı yapmayacağım, çünkü satın aldığım yer benim yerime açmış sağolsun (!). Logitech iPad Mini klavyesi, iPad Mini ile eşleşen güzel bir tasarıma sahip. Kutudan silme bezi, MicroUSB kablosu çıkıyor.

Logitech iPad Mini klavyesi, Bluetooth bağlantısı ile iPad'e bağlanıyor. Eşleştirme için parolayı klavyenin tuşlarını kullanarak yazmanız gerekiyor. Eğer eşleştirme başarılı olmazsa (iPad, klavyeyi görmezse) klavyenin yan tarafındaki Bluetooth düğmesine birkaç saniye boyunca basılı tutun. Böylece Bluetooth cihazlarının eşleştirme süreci yeniden başlayacaktır.

Logitech iPad Mini klavyesi kutudan çıkan standart MicroUSB kablosu ile şarj ediliyor, şarjı uzun süre gidiyor. Logitech iPad Mini klavyesi iPad Mini'nize bir kılıf gibi manyetik olarak yapışıyor, böylece iki cihazı bir arada taşıyabiliyorsunuz. Ancak bu durumda başka bir kılıf kullanamıyorsunuz: İki cihazı birlikte bir taşıma çantasına koymanız gerekiyor. Klavyeyi kullanmak istediğinizde, iPad'inizi klavyenin içindeki girintiye yerleştiriyorsunuz ve cihaz yerinde güvenle duruyor. Aslında klavye bir "stand" vazifesi de görüyor böylece. Tek sorun, ki bu sorun yazı yazarken de geçerli, iPad'in duruş açısını değiştiremiyor olmanız. Kimilerine fazla dik gelebileceğini düşünüyorum.

iPad Mini klavyesinde harflere ek olarak özel tuşlar da var. Ana ekrana geri dönmek, sanal klavyeyi (ekran klavyesini) açıp kapatmak, çeşitli programları başlatmak için tuşlar bulunuyor. Ayrıca, iPad ile yazı yazarken eksikliğini çektiğimiz yön tuşları da bulunuyor. Çeşitli tuş kombinasyonları ile metin seçme, kesme-kopyalama-yapıştırma ve benzeri metin odaklı işlemler yapılabiliyor.

Gelelim Logitech iPad Mini klavyesi incelemesindeki en önemli konuya. iPad'i harici bir klavye ile kullanmaya gerek var mı?
Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama, iPad'in sanal klavyesini kullanırken, Logitech iPad Mini klavyesini kullanırken olduğu kadar rahat yazabiliyorum. Bunun sebebi belki biraz da şundan: Logitech iPad Mini klavyesi küçük (çünkü iPad Mini küçük). Dolayısıyla da tuşlar küçük ve birbirine yakın. Türkçe karakterler zaten daha küçük, ayrıca Shift ve A harfleri birbirlerine göre uygunsuz yerlerde. Aslında baştaki cümleyi şöyle kurmak daha doğru: İki klavyede de yazmak aynı ölçüde zor.

Fiziksel bir klavyenin elbette "bastığın tuşu hissetme" yönünde bir avantajı var. Buna ek olarak, uzun bir yazı yazarken Logitech iPad Mini klavyesi ile kullanılabilecek kısayol tuşları elbette işinizi kolaylaştıracak, sinir katsayınızı düşürecektir. İmleci yön tuşları ile hareket ettirebilmek ve metnin bazı bölümlerini seçip kopyalayabilmek bile son derece önemli özellikler. Elbette bir de, Logitech iPad Mini klavyesi ile yazarken sanal klavye ekranda yer kaplamadığı için çalıştığınız dokumanın tamamını görebilme lüksünüz oluyor.

Yine de Logitech iPad Mini klavyesinin ve genel olarak iPad Mini için üretilecek herhangi bir klavyenin şöyle bir problemi var: Kullanım alanı çok kısıtlı. Yanınızda sadece iPad Mini taşıyacaksanız, bol bol yazı yazmanız gerekiyorsa ve yazı yazarken sanal klavyenin ekranda yer kaplamasını istemiyorsanız, evet, Logitech iPad Mini klavyesini işinizi kolaylaştıracaktır.

Size bir itirafta bulunayım: Logitech iPad Mini klavyesini iPad Mini'den çok, Samsung Galaxy E5'te kullanıyorum. Evet, kutusunda yazmıyor ama bu klavye Android telefonlarla da uyumlu. Galaxy E5 için bir Bluetooth klavye kullanmak, iPad Mini için kullanmaktan daha mantıklı. Çünkü E5'te sanal klavye ile yazmak, iPad Mini ile yazmaktan daha zor, dolayısıyla harici bir klavye daha çok işe yarıyor. Üstelik E5, klavyede iPad Mini'yi taktığınız girintiye de tam oturuyor.

Sonuç olarak, yanında sadece iPad Mini taşıyan, çok yazı yazan, yazı yazarken dokümanın tamamını görmek isteyen, dokunmatik klavyelerden nefret eden biri iseniz, Logitech iPad Mini klavyesini satın almayı düşünebilirsiniz.
Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar. Bu yazıyı sizin için yazdım. Eğer bu yazıyı faydalı bulduysanız sizden tek isteğim aşağıdaki linklerden birine tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanız. Dilerseniz Mobil Yazılar'ın Twitter hesabına da şuradan ulaşabilirsiniz: http://twitter.com/mobilyazilar
İlgili:
iPad Mini incelemesi
iPad Mini uzun kullanım incelemesi
Retina ekranlı iPad Mini 2 / iPad Mini 3 incelemesi
Mobil Yazılar 10 yıldır ilkeli ve orijinal içerik üretmektedir.

Bu incelemeye neden "Günümüzde Microsoft'un çözmesi gereken temel problem" ile başlangıç yapıyorum? Çünkü bilgisayarların hâlâ önemli bir kullanım alanı var: İçerik üretimi. Evet, tabletten de Twitter gönderisi yazılabiliyor, ama daha ciddi bir iş için bilgisayarlar hâlâ vazgeçilmez cihazlar. Peki, klavye takılan tabletlere ne demeli? Bilgisayarların bütün o zaaflarından uzak olan bir iPad Mini'ye klavye bağlasak, mükemmel çözüme ulaşmış olur muyuz? Hah! İşte şimdi geldik incelemeye.

Logitech iPad Mini klavyesi, size iPad Mini'nizde daha kolay yazı yazabilmeyi vaad ediyor. Bu sefer kutu açılımı yapmayacağım, çünkü satın aldığım yer benim yerime açmış sağolsun (!). Logitech iPad Mini klavyesi, iPad Mini ile eşleşen güzel bir tasarıma sahip. Kutudan silme bezi, MicroUSB kablosu çıkıyor.

Logitech iPad Mini klavyesi, Bluetooth bağlantısı ile iPad'e bağlanıyor. Eşleştirme için parolayı klavyenin tuşlarını kullanarak yazmanız gerekiyor. Eğer eşleştirme başarılı olmazsa (iPad, klavyeyi görmezse) klavyenin yan tarafındaki Bluetooth düğmesine birkaç saniye boyunca basılı tutun. Böylece Bluetooth cihazlarının eşleştirme süreci yeniden başlayacaktır.

Logitech iPad Mini klavyesi kutudan çıkan standart MicroUSB kablosu ile şarj ediliyor, şarjı uzun süre gidiyor. Logitech iPad Mini klavyesi iPad Mini'nize bir kılıf gibi manyetik olarak yapışıyor, böylece iki cihazı bir arada taşıyabiliyorsunuz. Ancak bu durumda başka bir kılıf kullanamıyorsunuz: İki cihazı birlikte bir taşıma çantasına koymanız gerekiyor. Klavyeyi kullanmak istediğinizde, iPad'inizi klavyenin içindeki girintiye yerleştiriyorsunuz ve cihaz yerinde güvenle duruyor. Aslında klavye bir "stand" vazifesi de görüyor böylece. Tek sorun, ki bu sorun yazı yazarken de geçerli, iPad'in duruş açısını değiştiremiyor olmanız. Kimilerine fazla dik gelebileceğini düşünüyorum.

iPad Mini klavyesinde harflere ek olarak özel tuşlar da var. Ana ekrana geri dönmek, sanal klavyeyi (ekran klavyesini) açıp kapatmak, çeşitli programları başlatmak için tuşlar bulunuyor. Ayrıca, iPad ile yazı yazarken eksikliğini çektiğimiz yön tuşları da bulunuyor. Çeşitli tuş kombinasyonları ile metin seçme, kesme-kopyalama-yapıştırma ve benzeri metin odaklı işlemler yapılabiliyor.

Gelelim Logitech iPad Mini klavyesi incelemesindeki en önemli konuya. iPad'i harici bir klavye ile kullanmaya gerek var mı?
Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama, iPad'in sanal klavyesini kullanırken, Logitech iPad Mini klavyesini kullanırken olduğu kadar rahat yazabiliyorum. Bunun sebebi belki biraz da şundan: Logitech iPad Mini klavyesi küçük (çünkü iPad Mini küçük). Dolayısıyla da tuşlar küçük ve birbirine yakın. Türkçe karakterler zaten daha küçük, ayrıca Shift ve A harfleri birbirlerine göre uygunsuz yerlerde. Aslında baştaki cümleyi şöyle kurmak daha doğru: İki klavyede de yazmak aynı ölçüde zor.

Fiziksel bir klavyenin elbette "bastığın tuşu hissetme" yönünde bir avantajı var. Buna ek olarak, uzun bir yazı yazarken Logitech iPad Mini klavyesi ile kullanılabilecek kısayol tuşları elbette işinizi kolaylaştıracak, sinir katsayınızı düşürecektir. İmleci yön tuşları ile hareket ettirebilmek ve metnin bazı bölümlerini seçip kopyalayabilmek bile son derece önemli özellikler. Elbette bir de, Logitech iPad Mini klavyesi ile yazarken sanal klavye ekranda yer kaplamadığı için çalıştığınız dokumanın tamamını görebilme lüksünüz oluyor.

Yine de Logitech iPad Mini klavyesinin ve genel olarak iPad Mini için üretilecek herhangi bir klavyenin şöyle bir problemi var: Kullanım alanı çok kısıtlı. Yanınızda sadece iPad Mini taşıyacaksanız, bol bol yazı yazmanız gerekiyorsa ve yazı yazarken sanal klavyenin ekranda yer kaplamasını istemiyorsanız, evet, Logitech iPad Mini klavyesini işinizi kolaylaştıracaktır.

Size bir itirafta bulunayım: Logitech iPad Mini klavyesini iPad Mini'den çok, Samsung Galaxy E5'te kullanıyorum. Evet, kutusunda yazmıyor ama bu klavye Android telefonlarla da uyumlu. Galaxy E5 için bir Bluetooth klavye kullanmak, iPad Mini için kullanmaktan daha mantıklı. Çünkü E5'te sanal klavye ile yazmak, iPad Mini ile yazmaktan daha zor, dolayısıyla harici bir klavye daha çok işe yarıyor. Üstelik E5, klavyede iPad Mini'yi taktığınız girintiye de tam oturuyor.

Sonuç olarak, yanında sadece iPad Mini taşıyan, çok yazı yazan, yazı yazarken dokümanın tamamını görmek isteyen, dokunmatik klavyelerden nefret eden biri iseniz, Logitech iPad Mini klavyesini satın almayı düşünebilirsiniz.
Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar. Bu yazıyı sizin için yazdım. Eğer bu yazıyı faydalı bulduysanız sizden tek isteğim aşağıdaki linklerden birine tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanız. Dilerseniz Mobil Yazılar'ın Twitter hesabına da şuradan ulaşabilirsiniz: http://twitter.com/mobilyazilar
İlgili:
iPad Mini incelemesi
iPad Mini uzun kullanım incelemesi
Retina ekranlı iPad Mini 2 / iPad Mini 3 incelemesi
Mobil Yazılar 10 yıldır ilkeli ve orijinal içerik üretmektedir.
Cuma, Mayıs 01, 2015
Trust Aeroo Ultrathin Folio Stand Kılıf: Uzun kullanım incelemesi
Bundan bir sene önce, iPad Mini ve iPad Mini 2 için Trust Aeroo marka "stand" özellikli, manyetik kapaklı ince kılıflardan birer adet satın aldım. Birini siyah, diğerini ise turuncu-gri renkli almıştım. Satın aldığım sırada, aynı gibi gözüken iki kılıfın arasında fiyat farkı olması dikkatimi çekti. Ben satın aldığımda fiyatları 70 TL civarındaydı, şimdi 90 TL civarında olduklarını görüyorum. Yani ucuz değiller, dolayısıyla da uzun kullanım testimin sonuçlarını paylaşmamda fayda olacağını düşünüyorum.

Öncelikle, iki kılıfın arasındaki farkın sadece birkaç liralık fiyat farkı ya da renk farkı olmadığını belirteyim. Turuncu-gri kılıfta iPad stand modundayken kaymasını engelleyecek oyuklar varken, siyah kılıfta bunlar unutulmuş. Bundan dolayı da siyah kılıfta iPad daha kolay kayıyor. Bazen, bir şey izlemek istediğinizde bu ciddi olarak sinir bozabiliyor. Bazen de cihazın kaymayacağı tutuyor, sorun yaşamıyorsunuz.
Aslında Trust Aeroo Ultrathin Folio Stand şeklinde ismi uzayıp giden bu kılıfı bir sene boyunca "İyi ki almışım" diyerek kullandım, kayma meselesi dışında çok memnundum. İnce olması ve stand özelliği çok işime yaradı. Ancak bir senenin sonunda, kılıfların birisi gevşedi. iPad'i içinde tutamaz hale geldi. Siyah kılıf artık iyice güvensiz hale geldi, çantanın içindeyken, hatta elimdeyken bile cihaz kılıftan kendi kendine çıkıveriyor.
Aslında ben elektronik cihazları kılıfla kullanmaya karşıyım, ama günümüz cihazları dayanıklılık konusunda biraz problemliler. Kılıf ne kadar "ultrathin" olsa da cihazı kılıfından çıkardığınızda "Bu iPad mini de ne kadar inceymiş" diye geçiyor içinizden.
Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar. Eğer bu yazıyı beğendiyseniz lütfen buraya tıklayarak diğer incelemelerime de göz atın.

Öncelikle, iki kılıfın arasındaki farkın sadece birkaç liralık fiyat farkı ya da renk farkı olmadığını belirteyim. Turuncu-gri kılıfta iPad stand modundayken kaymasını engelleyecek oyuklar varken, siyah kılıfta bunlar unutulmuş. Bundan dolayı da siyah kılıfta iPad daha kolay kayıyor. Bazen, bir şey izlemek istediğinizde bu ciddi olarak sinir bozabiliyor. Bazen de cihazın kaymayacağı tutuyor, sorun yaşamıyorsunuz.
Aslında Trust Aeroo Ultrathin Folio Stand şeklinde ismi uzayıp giden bu kılıfı bir sene boyunca "İyi ki almışım" diyerek kullandım, kayma meselesi dışında çok memnundum. İnce olması ve stand özelliği çok işime yaradı. Ancak bir senenin sonunda, kılıfların birisi gevşedi. iPad'i içinde tutamaz hale geldi. Siyah kılıf artık iyice güvensiz hale geldi, çantanın içindeyken, hatta elimdeyken bile cihaz kılıftan kendi kendine çıkıveriyor.
Aslında ben elektronik cihazları kılıfla kullanmaya karşıyım, ama günümüz cihazları dayanıklılık konusunda biraz problemliler. Kılıf ne kadar "ultrathin" olsa da cihazı kılıfından çıkardığınızda "Bu iPad mini de ne kadar inceymiş" diye geçiyor içinizden.
Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar. Eğer bu yazıyı beğendiyseniz lütfen buraya tıklayarak diğer incelemelerime de göz atın.
Labels:
Apple,
Apple iPad,
İnceleme,
iOS,
iPad Mini,
Kılıf,
Trust,
Uzun Kullanım İncelemesi,
Yazılar
Salı, Nisan 14, 2015
Logitech iPad Mini kılıfı
iPad Mini için kullandığım kılıf eskiyince, yeni kılıflara şöyle bir göz attım. Benim eskiyen kılıfım Trust Aeroo marka idi ve fiyatı hâlâ 70-80 TL civarındaydı. Daha ucuza, 30 TL civarına da üzerinde “iPad mini içindir” yazmayan ama bir şekilde iPad mini’ye uyabilecek kılıflar vardı, ancak çok da kaliteli gelmediler gözüme. Derken Teknosa’da Logitech’in bir kılıfını 40 liraya buldum, aldım.

Logitech Folio iPad Mini kılıfı, manyetik kapaklı, stand özellikli bir kılıf. Yani kapağı açıp kapattıkça tabletiniz de ayak uyduruyor. Stand özelliği de video izlerken cihazın dik durabilmesini sağlıyor. Doğrusu bu kılıf Trust Aeroo kadar kaliteli hissettirmiyor, ama cihazı daha sıkı sardığından daha fazla güven veriyor.

Uzun kullanım sonrası yeni bir yazı ile kılıfın durumunu sizlerle paylaşacağım inşallah. Mobil Yazılar’dan şimdilik bu kadar.
İLGİLİ: iPad mini 2/3 incelemesi

Logitech Folio iPad Mini kılıfı, manyetik kapaklı, stand özellikli bir kılıf. Yani kapağı açıp kapattıkça tabletiniz de ayak uyduruyor. Stand özelliği de video izlerken cihazın dik durabilmesini sağlıyor. Doğrusu bu kılıf Trust Aeroo kadar kaliteli hissettirmiyor, ama cihazı daha sıkı sardığından daha fazla güven veriyor.

Uzun kullanım sonrası yeni bir yazı ile kılıfın durumunu sizlerle paylaşacağım inşallah. Mobil Yazılar’dan şimdilik bu kadar.
İLGİLİ: iPad mini 2/3 incelemesi
Çarşamba, Mart 25, 2015
Acer V5 122p dokunmatik laptop: Uzun kullanım incelemesi
Acer V5 122p, geçen sene incelemesini yayınladığım, küçük, hafif, dokunmatik bir dizüstü bilgisayar. Bu cihaz ile bir buçuk yılın ardından yeniden bir değerlendirmesini yapacağım. Mobil Yazılar'da incelediğim cihazlar çoğunlukla kendim ya da yakınlarım için aldığım cihazlar olduğu için bunun gibi uzun dönemli incelemeler yapabiliyorum. Böylece cihazın artılarını ve eksilerini daha rahat aktarabiliyorum.

Doğrudan konuya gireceğim: Problemler! Acer V5 122p, ne yazık ki, kullandığım en sorunlu dizüstü bilgisayar oldu. Hiçbir program çalışmadığı halde yetersiz hafıza hataları, internet sitelerindeki videoları gösterme sorunları, kendi kendine kilitlenip kalmalar, bıktırdı doğrusu. Bütün bu sorunların bütün güncellemeler yapıldığı halde çıktığını da belirteyim.
Yazılımsal sorunlara ek olarak, donanımsal sorunlar da var. AMD A6 işlemcili sistemin genel yavaşlığına ek olarak, ekran parlaklığının düşüklüğü, fanın sürekli olarak çalışması ve batarya ömrünün yetersizliği rahatsız etmeye başladı.

Aslında Acer V5 122p'nin ekranı çok güzel görünüyor, hem de dokunmatik olması Windows 8'in kullanımını kolaylaştırıyor (ne kadar kolaylaşabilir, orası ayrı konu). Benim aldığım modele IPS yazmamışlar ama, sıradan laptop ekranlarından farklı olduğu bariz. iPad ekranına benziyor 122p'nin ekranı. Çözünürlük de ekran boyutuna göre iyi olduğu için, görüntü göze daha güzel geliyor. Gelin görün ki ekran parlaklığı son derece yetersiz.
Acer V5 122p'nin pil ömrünün kısa olduğunu bir buçuk sene önceki incelememde yazmıştım. Rakamlar önemli değil, ben size bu laptop'un evde bize yaşattığı deneyimi söyleyeyim: Sürekli prize bağlıyız. Cihazın "pil bitiyor" mesajını görmekten bıktık doğrusu. "Evde" diye özellikle belirttim, hele yolda olsanız, nasıl "yarı yolda" kalırsınız varın siz düşünün.

Ethernet portu ve VGA portu iş yerinde gerçekten gerekliymiş. Bunu zaten söylüyordum ama, bu bilgisayar sayesinde bunu deneyimlemiş de oldum. USB girişinden ethernet bağlantısı sağlayan S-Link U60 isimli bir cihaz satın aldım ama, sorunum çözülmedi, cihaz yenisi ile değiştirmemize rağmen çalışmadı.
Acer V5 122p'nin küçük boyutları, hafif olması, dokunmatik ekrana sahip olması güzel şeyler. Ama biz onu ev bilgisayarı olarak kullanmakta bile zorlandık. Sorunlarıyla boğuşmaktan yorulduk. V5 122p'den bunca zaman sonra, ondan daha ucuza, sıradan bir laptop satın aldık.
Bu arada ben birkaç yıldır kullandığım Acer Aspire 5755G ve üzerinde yüklü olan Windows 7 işletim sistemi ile mutlu mesut yaşamaya devam ediyorum. Maşallah diyelim.

Doğrudan konuya gireceğim: Problemler! Acer V5 122p, ne yazık ki, kullandığım en sorunlu dizüstü bilgisayar oldu. Hiçbir program çalışmadığı halde yetersiz hafıza hataları, internet sitelerindeki videoları gösterme sorunları, kendi kendine kilitlenip kalmalar, bıktırdı doğrusu. Bütün bu sorunların bütün güncellemeler yapıldığı halde çıktığını da belirteyim.
Yazılımsal sorunlara ek olarak, donanımsal sorunlar da var. AMD A6 işlemcili sistemin genel yavaşlığına ek olarak, ekran parlaklığının düşüklüğü, fanın sürekli olarak çalışması ve batarya ömrünün yetersizliği rahatsız etmeye başladı.

Aslında Acer V5 122p'nin ekranı çok güzel görünüyor, hem de dokunmatik olması Windows 8'in kullanımını kolaylaştırıyor (ne kadar kolaylaşabilir, orası ayrı konu). Benim aldığım modele IPS yazmamışlar ama, sıradan laptop ekranlarından farklı olduğu bariz. iPad ekranına benziyor 122p'nin ekranı. Çözünürlük de ekran boyutuna göre iyi olduğu için, görüntü göze daha güzel geliyor. Gelin görün ki ekran parlaklığı son derece yetersiz.
Acer V5 122p'nin pil ömrünün kısa olduğunu bir buçuk sene önceki incelememde yazmıştım. Rakamlar önemli değil, ben size bu laptop'un evde bize yaşattığı deneyimi söyleyeyim: Sürekli prize bağlıyız. Cihazın "pil bitiyor" mesajını görmekten bıktık doğrusu. "Evde" diye özellikle belirttim, hele yolda olsanız, nasıl "yarı yolda" kalırsınız varın siz düşünün.

Ethernet portu ve VGA portu iş yerinde gerçekten gerekliymiş. Bunu zaten söylüyordum ama, bu bilgisayar sayesinde bunu deneyimlemiş de oldum. USB girişinden ethernet bağlantısı sağlayan S-Link U60 isimli bir cihaz satın aldım ama, sorunum çözülmedi, cihaz yenisi ile değiştirmemize rağmen çalışmadı.
Acer V5 122p'nin küçük boyutları, hafif olması, dokunmatik ekrana sahip olması güzel şeyler. Ama biz onu ev bilgisayarı olarak kullanmakta bile zorlandık. Sorunlarıyla boğuşmaktan yorulduk. V5 122p'den bunca zaman sonra, ondan daha ucuza, sıradan bir laptop satın aldık.
Bu arada ben birkaç yıldır kullandığım Acer Aspire 5755G ve üzerinde yüklü olan Windows 7 işletim sistemi ile mutlu mesut yaşamaya devam ediyorum. Maşallah diyelim.
Salı, Mart 10, 2015
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Samsung Galaxy E5 (diğer adıyla Samsung Galaxy E500HQ), Türkiye'de yeni piyasaya çıkan uygun fiyatlı (orta seviye) akıllı telefonlardan biri. Normalde inceleme okumadan telefon almam ama, bu sefer risk alıp Samsung Galaxy E5'i satın aldım. Cihazın 1.2 GHz dört çekirdekli işlemcisi, 1,5 GB RAM'i, 16 GB dahili hafızası, 720p çözünürlükte 5 inç Super AMOLED ekranı, MicroSD kart desteği, 8 MP kamerası, 5 MP ön kamerası (selfie/özçekim kamerası) var. Galaxy E5'in bataryası ise 2400 mAh ve kullanıcı tarafından değiştirilemiyor.

Galaxy E5, "orta seviye" telefon olmak üzere tasarlanmış. Samsung Galaxy E5'in fiyatı 900 TL, ancak ben cihaz piyasaya çıkar çıkmaz satın aldığım için biraz yüksek fiyattan satın almış olabilirim. Birkaç ay içerisinde az da olsa düşeceğini tahmin ediyorum. Bu cihaz Galaxy serisinde "premium" özelliklere sahip olan üst seviye telefonlardaki detaylara sahip olmayabilir; ancak pek çok kişi için gerekli kutucuklara tik atacağını düşünüyorum. Büyük, ama çok büyük olmayan, canlı renklere sahip bir ekran, 16 GB dahili hafıza, MicroSD kart yuvası, yeterince kaliteli kamera, 5 MP ön kamera, göze hoş gelen bir dış görünüş. Bir tek çıkarılabilir bataryası yok, o da olsa tadından yenmezmiş.

Peki bütün bu özellikler gerçek hayatta nasıl çalışıyor? Galaxy E5 mi, yoksa yakın fiyatlı diğer telefonları mı tercih etmeli? Buyrun incelememize.
Kutudan çıkanlar ve dış görünüş
Galaxy E5'in kutusundan şarj aleti, kulaklık ve kart yuvalarını açmak için iğne çıkıyor.

Bu aralar telefonların dış görünüşleri üzerine söylenecek çok fazla bir şey olmuyor ne yazık ki. Birbirinin benzeri dikdörtgenler oldu pek çok telefonlar. Yine de ekrandan arta kalan kısımlarının gözümüze hoş gelmesini istiyoruz. Ben Galaxy E5'in tasarımını beğendim doğrusu. Telefonun arka tarafı da fena gözükmüyor. Genelde telefonların arka tarafı tasarım facialarına sahne oluyor, ama burada facia olacak çok da bir şey yok. Ayrıca, fotoğraflardan farkedilmeyebilir ama, cihazın arka tarafı sıradan plastik değil. Elden kaymayı önleyen bir yüzeye sahip. HTC Desire 816'daki gibi "BEN UCUZ BİR TELEFONUM" diye bağırmıyor en azından.

Ekran
Galaxy E5'in 720x1280 piksel çözünürlüğünde Super AMOLED ekranı var. Ekrandaki renkler son derece canlı, göze hoş geliyor. Ancak bu ekranın Super AMOLED Plus olmadığına dikkatinizi çekerim.
Ekrandaki pikseller biraz dikkatli bakılırsa fark edilebiliyor. Herhangi bir yerde belirtilmemiş ama sanırım ekran Galaxy A5'te de olduğu gibi "Diamond Pentile". Piksellerin görünür olmasının sebebi bu olsa gerek. "Piksel" diyorum ama, aslında görünüm normal ekranlardaki gibi "pixalated" değil, daha çok ekranın üzerinde bir ızgara varmış gibi. Bu yüzden de ince çizgiler dikkatli bakılırsa tırtıklı gibi gözükebiliyor.
Normal kullanımda pek çok kişiyi rahatsız edeceğini sanmıyorum. Ancak "büyük ekranda PDF okurum" gibi bir düşünce ile alıyorsanız, PDF dosyalarındaki küçük karakterlerin bu ekranda iyi görünmediğini söylemek zorundayım. Küçük karakterli dosyaları okumak için ya LCD/IPS, ya da daha yüksek çözünürlükte Super AMOLED (Full HD gibi) ekranı olan bir telefonu tercih etmenizi tavsiye ederim.
Yanlış anlaşılmasın, ekran kötü değil, kullandığım en güzel, en canlı renklere sahip ekranlardan biri. Ancak PDF okuma gibi özel durumları olanlar için bu uyarıyı yapmak zorunadyım.

Ekran güneş ışığında yeterli düzeyde okunaklı. Güneş ışığı için ayrı bir mod koymuşlar, 15 dakika boyunca parlaklığı artıyor.

Ekranda sanırım Gorilla Glass özelliği yok, hiçbir yerde buna dair bir bilgiye rastlamadım. Ayrıca ekran parlaklığını otomatik ayarlama seçeneği de yok. Doğrusu bu özelliğe sahip telefonlarımda hiç kullanmadığım için aramıyorum. Ama ekranın Gorilla Glass olmaması biraz endişelendirmiyor değil.
EKRANIN DETAYLARINI YAZDIM: Samsung Galaxy E5'in ekranına yakından bir bakış: AMOLED ve LCD farkı (okumak için tıklayın)

Kamera ve fotoğraf kalitesi
Günümüzün megapiksel yarışı içinde 8 megapiksel bir kamera yetersiz görünebilir. Elbette, teknik olarak 16-20 megapiksel kameraların sunduğu detay seviyesini sunması da mümkün değil. Ancak ben Samsung Galaxy E5'in 8 megapiksellik kamerası ile çektiğim fotoğraflardan çok memnun kaldım. Galaxy E5 ile çektiğim fotoğraflara bakmak için lütfen buraya tıklayınız.

Gün ışığında Galaxy E5 ile çekilmiş bir fotoğraf:

Üstteki fotoğrafın %100 büyütülmüş halinden bir kesit:

Gün ışığında Galaxy E5 ile çekilmiş bir fotoğraf:

Üstteki fotoğrafın %100 büyütülmüş halinden bir kesit:

Galaxy E5 ile gece çekimi:

Üstteki fotoğrafın %100 büyütülmüş halinden bir kesit. Gece çekimi tahmin edebileceğiniz gibi, gündüz çekimlerine göre daha kötü:

Galaxy E5 ile makro (yakın çekim) fotoğraf kalitesi:

Üstteki fotoğrafın %100 büyütülmüş halinden bir kesit:

Galaxy E5 ile çektiğim diğer fotoğraflara bakmak için lütfen buraya tıklayınız.
Arka kameranın zayıf noktaları da var elbette. OIS yok, laser otofokus vs. yok. Akşam iç mekan çekimlerinde hareketli çocukları net olarak çekmek pek de mümkün değil. Bu fiyata mükemmel performans beklememek lazım zaten.
Galaxy E5, 5 MP ön kamerası olan telefonlar arasında yerini alıyor. Hani şu "selfie/özçekim telefonu" dediklerinden. Bu arada, Galaxy E5'in hem arka, hem de ön kameraları düşük çözünürlüklere ayarlı olarak geliyor. Cihazın kameralarından iyi performans alabilmek için arka kamerayı 8 megapiksele, ön kamerayı 5 megapiksele ayarlamayı unutmayın.
Hafıza ve performans
Galaxy E5'in 16 GB dahili hafızası bulunuyor. Bu alanın 11GB kadarı kullanıcıya açık durumda. Neyse ki şu 8 GB hafıza olayından vazgeçmeye başladı üreticiler. Artık standart hafıza en az 16 GB olmalı, artı hafıza kartı girişi de olmalı. Neyse ki Galaxy E5'de de hafıza kartı girişi var. 64 GB'a kadar MicroSD kartları destekliyor. (İlgili: Ucuz MicroSD kartlar ile telefon hafızasını artırmak - okumak için tıklayın)
Galaxy E5'in arka kapağı çıkmıyor. Peki SIM kartı ve Micro SD kartı nasıl takılıyor Galaxy E5'e? Cihazın sağ kenarına bakarsanız iki tane delik göreceksiniz. Cihazın kutusundan çıkan iğne ile alt taraftaki deliğe bastırırsanız nano SIM girişini, üst taraftaki deliğe bastırırsanız Micro SD girişine ulaşabilirsiniz. Benim telefonumda nano SIM girişi kolayca açılıyor, ama Micro SD girişine oldukça kuvvetli şekilde bastırmazsam açılmıyor. İlk denememde o kadar çok bastırmam gerekti ki cihaza zarar vermekten korktum doğrusu. Siz yine de dikkatli olun. Kart girişlerinin bu şekilde olması, SIM ve Micro SD kartlara ulaştırmanızı zorlaştırıyor. Bu girişlerle sık sık işiniz olmaz, ama yine de arka kapağın açılabilir olmasını ve kart girişlerinin kapağın altında olmasını tercih ederdim doğrusu.

Cihaz Android 4.4.4 Kitkat yüklü olarak geliyor. Android 5.0 güncellemesi de çıkacaktır herhalde, ama ötesine ne kadar gider belli olmaz. Genellikle "flagship" dedikleri S5, S6, Note 3, Note 4 gibi modeller uzun süre güncellemelerle desteklenirken E5 gibi ara modellerin kaderi biraz daha muğlak oluyor.Cihazda dört çekirdekli 1.2 GHz Snapdragon 410 işlemci bulunuyor. Çok kuvvetli bir işlemci değil, ama yeterli. Normal kullandımda herhangi bir yavaşlamaya rastlamadım.
AnTuTu test sonuçları şu şekilde:


Galaxy E5'in boşta kalan RAM miktarı 363 ile 421 MB arasında değişiyor. Birkaç uygulama yüklediğim için bu miktar az çıkıyor olabilir (Android Wear 64 MB, Duolingo 13 MB, aCalendar 5 MB, "Ayarlar" maşallah 74 MB yer işgal ediyor RAM'de).
Cihazda 4G yok sanırım, üzerinde HSPA+ etiketi var ama 4G yazısına hiç rastlamadım. HSPA+ "3,5G" olarak da anılıyor.
En çok merak edilen şeylerden biri herhalde Galaxy E5'in oyun performansıdır. Bunu test etmek için Asphalt 8: Airborne'u yükledim ve oynadım. Sonuç? Galaxy E5 ile Asphalt 8 oynarken herhangi bir takılma, donma, kilitlenme yaşamadım. iPad mini'de nasıl oynadıysam, aynı akıcılıkta oynadım. Peki Galaxy E5 oyun oynarken ısınıyor mu? Evet ama, çok az. El yakacak seviyede asla ısınmadı. Isınma bile demek doğru değil aslında, "ılıklaştı" desem yeridir. O kadarı da gayet normal.
Ancak cihaz ile diğer oyunları test etmediğimi belirtmeliyim, Asphalt 8'i de sırf siz okurlarım merak ediyorsunuz diye kurdum. Oyun oynamak için iPad mini'yi tercih ediyorum, telefonların ekranı küçük geliyor bana.
Pil ömrü
Kağıt üzerinde bakınca, cihazın zayıf noktası pil ömrü gibi duruyor. Galaxy E5, 2400 mAh kapasiteli bir bataryaya sahip ve bu batarya kullanıcı tarafından değiştirilemiyor. Aslında bu tip telefonlara karşıyım ama, bu sefer bataryası değişmeyen bir telefonu almış bulundum. Bakalım batarya ne kadar dayanıyor?

İlk gün testi: Sabah %100. Fotoğraf çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, bir telefon görüşmesi, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Akşam WiFi ile internette gezinme, uygulama indirme. Ekran parlaklığı gün boyu %50'de. Gece şarja takmadan önce: %61.
İkinci gün testi: Sabah %100. Fotoğraf çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, bir telefon görüşmesi, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Ara sıra WiFi ile internette gezinme, uygulama indirme, video izleme. Ara sıra mobil veri bağlantısı. Ekran parlaklığı gün boyu %25'te (Bu ayarda bile iç mekanlarda gayet okunaklı). Gece şarja takmadan önce: %65.
Üçüncü gün testi: Sabah %100. Gündüz sürekli mobil veri bağlantısı, internette gezinme, uygulama indirme. Fotoğraf çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Akşam WiFi bağlantısı. Ekran parlaklığı gün boyu %25'te. Gece şarja takmadan önce: %50.
Dördüncü gün testi: Sabah %100. Üçüncü gün testine benzer bir kullanım söz konusu. Gündüz sürekli mobil veri bağlantısı, internette gezinme, uygulama indirme, video izleme. Fotoğraf çekimi, video çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Akşam WiFi bağlantısı. Ekran parlaklığı gün boyu %25'te. Gece son durum: %62. Bu sefer akşam şarja takmayıp bataryayı bitirene kadar kullanmayı düşünüyorum.
Beşinci gün testi: Dünkü şarjla devam. Gündüz sürekli mobil veri bağlantısı, internette gezinme, video izleme. Fotoğraf çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Akşam WiFi bağlantısı. Ekran parlaklığı gün boyu %25'te. Gece son durum: %7.

Samsung Galaxy E5'in ekran açık kalma süresi 6 saat. Bu test sırasında ekran parlaklığı %25'teydi ama o haliyle iç mekanlarda gayet iyi görünüyordu cihazın ekranı. Dış mekanlarda (güneş ışığı altında vb) çalışması gereken biriyseniz, ekran parlaklığını %100'e getirmeniz gerekebilir.
Altıncı gün: Bugün Galaxy E5'in standby/bekleme süresini test etmek istedim. Mobil veriyi, WiFi'yi, Bluetooth'u kapattım. Sadece bir kez mobil veri, bir kez de bluetooth kullanmak zorunda kaldım. Bir de, incemeleye eklemek amacıyla 10-15 fotoğraf çektim. Akşam pil durumu %94'teydi. Sanırım o %6'lık düşüşün çoğu da benim kullanımlarım sonucunda oldu.
Yedinci gün: Şimdi %100 ekran parlaklığında ne kadar dayanacağını test ediyorum. İlk günün sonunda şarj seviyesi ancak %74'e inmişti, sanırım önceki günlere göre az kullandım. Akşam şarj etmeyip bitene kadar kullanmayı düşünüyorum.
Sekizinci gün: Ekran parlaklığı hep %100'deydi, Bluetooth ve mobil veri açıktı. Gün sonu %54'teyiz.
Dokuzuncu gün: Ekran parlaklığı hep %100'deydi, Bluetooth ve mobil veri açıktı, Akşam WiFi ile YouTube'dan yaklaşık 40 dk video izledim. Gün sonu %8'deyiz. Yani az kullanımda (ki az diyorum ama, az kullanayım diye hiç uğraşmadım, normal kullandım), ekran parlaklığı %100'de olsa bile üç gün dayanıyor batarya. Bu üç günlük testte 4 saat 14 dakika ekran süresi aldım. Test üç gün sürdüğü için ekran haricindeki şeylerin de pili bitirdiğini hatırlatayım. Daha önceki testlerimde daha yüksek ekran süresi aldığımı üstte okumuşsunuzdur.
Ayrıca bu üç günlük "%100 ekran parlaklığı" testinde ekrana bakmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim. Normalde ekranı %100 parlaklıkta hiç kullanacağımı sanmıyorum. Resmen gözlerim acıdı sizin için test yapayım diye :)

Görünüşe göre Galaxy E5 ile ortalama iki gün rahatlıkla idare edebilirsiniz. Artık batarya testlerinin sonuna doğru geliyoruz. Aklımda üç test daha var: Oyun oynama, video izleme ve yoğun telefon görüşmesi. Bunları da daha sonra incelemeye ekleyeceğim inşallah.
Şarj süresi
Samsung Galaxy E5'in ne kadar sürede şarj olduğunu anlamak için küçük bir test yaptım. Telefonun pili bitince şarja taktım ve ara sıra kontrol edip süreleri not aldım. Sonuç şu şekilde:
18 dk - %20
28 dk - %30
56 dk - %60
1 saat 13 dk - %75
2 saat 8 dk - %100
Yani E5'in bataryasının tam olarak şarj olması için 2 saat 8 dakika gerekiyor. Ancak %60 şarja 56 dakikada, %30 şarja ise 28 dakikada ulaşıyor. Aslında, enteresan bir sonuç çıkıyor ortaya: Cihaz neredeyse her dakika %1 kadar şarj oluyor. Elbette belli bir noktadan sonra yavaşlıyor. Bu arada, bu testi telefon kapalı haldeyken yaptığımı da hatırlatayım.
Ses
Samsung Galaxy E5'in arka tarafında dışarı ses veren bir hoparlörü bulunuyor. Sesi ne az, ne çok. Yeterli seviyede sesi çıkıyor. Ses kalitesi orta seviyede. Zaten arkaya ses veren mono bir hoparlörden çok şey beklememek lazım.
Cihazın beraberinde beyaz renkli bir kulak içi kulaklık geliyor. Bu tür kulaklıkları hiç sevmem ama, denedim yine de. Fena değil. Ses kalitesi ile ilgili odyofillere yönelik bir test yapmayacağım, en azından şimdilik. Ama rahatsız edici bir yönünü görmediğimi söyleyebilirim.
Sony Xperia Sola ve Xperia S'de telefon görüşmelerinde sesin kısık olmasından dolayı oldukça sıkıntı çekiyordum. Samsung Galaxy E5'de görüşme sırasında ses seviyesi tatmin edici düzeyde yüksek. Çok şükür!
Galaxy E5 mi, Galaxy E7'mi?
Galaxy E7 daha büyük ekranlı ama çözünürlük aynı. Bununla beraber, E5'de ekran diamond pentile iken E7'de değil sanırım. Çünkü E5'te bazı küçük karakterler tırtıklı görünebilirken, E7'nin ekranı daha büyük olmasına rağmen onda görünmüyor. Çözünürlük aynı kalırken ekran boyutunun büyümesi sonucunda görüntünün daha kötü olması gerekir ama böyle bir şey farketmedim ben. Bu arada, Samsung'un sitesinde iki ekrana da sAMOLED deyip geçmişler, detay vermemişler. Ekranların özellikleri konusunda şimdilik kesin bir şey söyleyemiyorum.
Galaxy E7'nin ayrıca 2GB RAM'i ve 13 MP kamerası var. Bataryası da biraz daha büyük, 2950 mAh. Fiyatı ise 1300 TL ki, bence iki cihazın arasındaki özellik farkına göre fiyat farkı çok fazla.
Galaxy E5 mi, Galaxy Grand 2 mi?
Galaxy Grand 2, bataryası da değişen, daha büyük ekranlı bir telefon. Ancak ekranı AMOLED değil ve tasarımı bence biraz kaba. Bir de, Kitkat güncellemesi Türkiye'ye gelmeyecek gibiydi son kontrol ettiğimde.
Galaxy E5 mi, Galaxy A5 mi?
Galaxy A5, E5'in "Premium" kardeşi. 2 GB RAM'i, 13 MP kamerası, Gorilla Glass ekranı, metal kasası ve 600 TL fazlası var. Cebinizi ne kadar boşaltmak istediğinize bağlı olarak, E5 yerine A5'i de tercih edebilirsiniz (Galaxy A5'in özelliklerine bakmak için tıklayın).
Galaxy E5 mi, LG G3 Beat mi?
Kamera sizin için önemliyse, LG G3 Beat'in fotoğraf kalitesinin çok iyi olmadığını belirtmek zorundayım. Benim denemelerimde fotoğraflarda detaylar hep kayıptı. Ayrıca G3 Beat'in RAM'i ve dahili hafızası daha düşük (1GB RAM, 8GB hafıza). Bununla birlikte IPS ekranı ve Gorilla Glass 3 koruması var.
Galaxy E5 mi, Asus Zenfone 5 mi?
Bu zor bir soru. Zenfone 5'in bir-iki özelliği E5'ten daha iyi (RAM, Gorilla Glass), bir de daha ucuz. Bir aralar ben de Zenfone 5 veya Zenfone 6 satın almayı düşünüyordum ama kullanıcıların bahsettikleri çeşitli problemler dolayısıyla vazgeçtim. Sanırım E5'in pil ömrü ve kamera kalitesi de Zenfone 5'ten daha iyi. Zenfone 5'te IPS ekran, E5'te sAMOLED ekran var. Bence Zenfone serisine meraklıysanız ve telefon almak için aceleniz de yoksa karar vermeden önce Zenfone 2'nin Türkiye'ye gelmesini bekleyebilirsiniz.
Buna 200 lira daha eklesek, şu telefonu alsak?
200-300 lira daha ekleyerek Galaxy S4 veya LG G2, 400 lira daha ekleyerek Galaxy Note 3 Neo, X lira daha ekleyerek Miami'de denize sıfır villa alabilirsiniz. Ama almalı mısınız? Ekleyeceğiniz her 100 TL'nin sizin için ne kadar değerli olduğuna bağlı.
Sonuç
Samsung Galaxy E5, her şeyin en iyisi, en çok özelliklisini aramayanlar için oldukça iyi bir telefon. Normal kullanımda pek çok kişiyi memnun edecek özellikler barındırıyor. "Galaxy E5 beni kaç sene idare eder?" sorusuna sanırım "iki sene" olarak cevap verilebilir.
Galaxy E5'in artıları
Galaxy E5'in eksileri, eksikleri ve problemleri
Bu yazıyı yeni bilgiler ve detaylarla güncelleyeceğim inşallah. Mobil Yazılar'ı takip etmeye devam edin :)
Bu yazıyı beğendiyseniz, Mobil Yazılar'ı Twitter'da takip edebilir, ya da diğer yazılarıma göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca, bu yazının devamı olarak, E5 ile ilgili ipuçlarını da şurada yazıyorum: Samsung üzerine ipuçları ve yazılar
İlginizi çekebilir:
Cep telefonunuz ile çektiğiniz fotoğraflar kötü mü çıkıyor? (9 ipucu)
Android'de Calibro PDF ve e-kitap okuyucu programı: İyilerden biri
Bulanık fotoğraflara savaş açın
DH'den gelenler için küçük bir not:
Donanım Haber forumlarındaki Samsung Galaxy E5 ana konusundan gelenler, hoşgeldiniz! Samsung Galaxy E5 ile ilgili yazdığım ipuçlarını okumak için şu linke tıklayabilirsiniz: Samsung üzerine ipuçları ve yazılar (okumak için tıklayınız). Merak ettiklerinizi bu yazının altına yorum bırakak ya da Twitter hesabımdan sorabilirsiniz.

Galaxy E5, "orta seviye" telefon olmak üzere tasarlanmış. Samsung Galaxy E5'in fiyatı 900 TL, ancak ben cihaz piyasaya çıkar çıkmaz satın aldığım için biraz yüksek fiyattan satın almış olabilirim. Birkaç ay içerisinde az da olsa düşeceğini tahmin ediyorum. Bu cihaz Galaxy serisinde "premium" özelliklere sahip olan üst seviye telefonlardaki detaylara sahip olmayabilir; ancak pek çok kişi için gerekli kutucuklara tik atacağını düşünüyorum. Büyük, ama çok büyük olmayan, canlı renklere sahip bir ekran, 16 GB dahili hafıza, MicroSD kart yuvası, yeterince kaliteli kamera, 5 MP ön kamera, göze hoş gelen bir dış görünüş. Bir tek çıkarılabilir bataryası yok, o da olsa tadından yenmezmiş.

Peki bütün bu özellikler gerçek hayatta nasıl çalışıyor? Galaxy E5 mi, yoksa yakın fiyatlı diğer telefonları mı tercih etmeli? Buyrun incelememize.
Kutudan çıkanlar ve dış görünüş
Galaxy E5'in kutusundan şarj aleti, kulaklık ve kart yuvalarını açmak için iğne çıkıyor.

Bu aralar telefonların dış görünüşleri üzerine söylenecek çok fazla bir şey olmuyor ne yazık ki. Birbirinin benzeri dikdörtgenler oldu pek çok telefonlar. Yine de ekrandan arta kalan kısımlarının gözümüze hoş gelmesini istiyoruz. Ben Galaxy E5'in tasarımını beğendim doğrusu. Telefonun arka tarafı da fena gözükmüyor. Genelde telefonların arka tarafı tasarım facialarına sahne oluyor, ama burada facia olacak çok da bir şey yok. Ayrıca, fotoğraflardan farkedilmeyebilir ama, cihazın arka tarafı sıradan plastik değil. Elden kaymayı önleyen bir yüzeye sahip. HTC Desire 816'daki gibi "BEN UCUZ BİR TELEFONUM" diye bağırmıyor en azından.

Ekran
Galaxy E5'in 720x1280 piksel çözünürlüğünde Super AMOLED ekranı var. Ekrandaki renkler son derece canlı, göze hoş geliyor. Ancak bu ekranın Super AMOLED Plus olmadığına dikkatinizi çekerim.
Ekrandaki pikseller biraz dikkatli bakılırsa fark edilebiliyor. Herhangi bir yerde belirtilmemiş ama sanırım ekran Galaxy A5'te de olduğu gibi "Diamond Pentile". Piksellerin görünür olmasının sebebi bu olsa gerek. "Piksel" diyorum ama, aslında görünüm normal ekranlardaki gibi "pixalated" değil, daha çok ekranın üzerinde bir ızgara varmış gibi. Bu yüzden de ince çizgiler dikkatli bakılırsa tırtıklı gibi gözükebiliyor.
Normal kullanımda pek çok kişiyi rahatsız edeceğini sanmıyorum. Ancak "büyük ekranda PDF okurum" gibi bir düşünce ile alıyorsanız, PDF dosyalarındaki küçük karakterlerin bu ekranda iyi görünmediğini söylemek zorundayım. Küçük karakterli dosyaları okumak için ya LCD/IPS, ya da daha yüksek çözünürlükte Super AMOLED (Full HD gibi) ekranı olan bir telefonu tercih etmenizi tavsiye ederim.
Yanlış anlaşılmasın, ekran kötü değil, kullandığım en güzel, en canlı renklere sahip ekranlardan biri. Ancak PDF okuma gibi özel durumları olanlar için bu uyarıyı yapmak zorunadyım.

Ekran güneş ışığında yeterli düzeyde okunaklı. Güneş ışığı için ayrı bir mod koymuşlar, 15 dakika boyunca parlaklığı artıyor.

Ekranda sanırım Gorilla Glass özelliği yok, hiçbir yerde buna dair bir bilgiye rastlamadım. Ayrıca ekran parlaklığını otomatik ayarlama seçeneği de yok. Doğrusu bu özelliğe sahip telefonlarımda hiç kullanmadığım için aramıyorum. Ama ekranın Gorilla Glass olmaması biraz endişelendirmiyor değil.
EKRANIN DETAYLARINI YAZDIM: Samsung Galaxy E5'in ekranına yakından bir bakış: AMOLED ve LCD farkı (okumak için tıklayın)

Kamera ve fotoğraf kalitesi
Günümüzün megapiksel yarışı içinde 8 megapiksel bir kamera yetersiz görünebilir. Elbette, teknik olarak 16-20 megapiksel kameraların sunduğu detay seviyesini sunması da mümkün değil. Ancak ben Samsung Galaxy E5'in 8 megapiksellik kamerası ile çektiğim fotoğraflardan çok memnun kaldım. Galaxy E5 ile çektiğim fotoğraflara bakmak için lütfen buraya tıklayınız.

Gün ışığında Galaxy E5 ile çekilmiş bir fotoğraf:

Üstteki fotoğrafın %100 büyütülmüş halinden bir kesit:

Gün ışığında Galaxy E5 ile çekilmiş bir fotoğraf:

Üstteki fotoğrafın %100 büyütülmüş halinden bir kesit:

Galaxy E5 ile gece çekimi:

Üstteki fotoğrafın %100 büyütülmüş halinden bir kesit. Gece çekimi tahmin edebileceğiniz gibi, gündüz çekimlerine göre daha kötü:

Galaxy E5 ile makro (yakın çekim) fotoğraf kalitesi:

Üstteki fotoğrafın %100 büyütülmüş halinden bir kesit:

Galaxy E5 ile çektiğim diğer fotoğraflara bakmak için lütfen buraya tıklayınız.
Arka kameranın zayıf noktaları da var elbette. OIS yok, laser otofokus vs. yok. Akşam iç mekan çekimlerinde hareketli çocukları net olarak çekmek pek de mümkün değil. Bu fiyata mükemmel performans beklememek lazım zaten.
Galaxy E5, 5 MP ön kamerası olan telefonlar arasında yerini alıyor. Hani şu "selfie/özçekim telefonu" dediklerinden. Bu arada, Galaxy E5'in hem arka, hem de ön kameraları düşük çözünürlüklere ayarlı olarak geliyor. Cihazın kameralarından iyi performans alabilmek için arka kamerayı 8 megapiksele, ön kamerayı 5 megapiksele ayarlamayı unutmayın.
Hafıza ve performans
Galaxy E5'in 16 GB dahili hafızası bulunuyor. Bu alanın 11GB kadarı kullanıcıya açık durumda. Neyse ki şu 8 GB hafıza olayından vazgeçmeye başladı üreticiler. Artık standart hafıza en az 16 GB olmalı, artı hafıza kartı girişi de olmalı. Neyse ki Galaxy E5'de de hafıza kartı girişi var. 64 GB'a kadar MicroSD kartları destekliyor. (İlgili: Ucuz MicroSD kartlar ile telefon hafızasını artırmak - okumak için tıklayın)
Galaxy E5'in arka kapağı çıkmıyor. Peki SIM kartı ve Micro SD kartı nasıl takılıyor Galaxy E5'e? Cihazın sağ kenarına bakarsanız iki tane delik göreceksiniz. Cihazın kutusundan çıkan iğne ile alt taraftaki deliğe bastırırsanız nano SIM girişini, üst taraftaki deliğe bastırırsanız Micro SD girişine ulaşabilirsiniz. Benim telefonumda nano SIM girişi kolayca açılıyor, ama Micro SD girişine oldukça kuvvetli şekilde bastırmazsam açılmıyor. İlk denememde o kadar çok bastırmam gerekti ki cihaza zarar vermekten korktum doğrusu. Siz yine de dikkatli olun. Kart girişlerinin bu şekilde olması, SIM ve Micro SD kartlara ulaştırmanızı zorlaştırıyor. Bu girişlerle sık sık işiniz olmaz, ama yine de arka kapağın açılabilir olmasını ve kart girişlerinin kapağın altında olmasını tercih ederdim doğrusu.

Cihaz Android 4.4.4 Kitkat yüklü olarak geliyor. Android 5.0 güncellemesi de çıkacaktır herhalde, ama ötesine ne kadar gider belli olmaz. Genellikle "flagship" dedikleri S5, S6, Note 3, Note 4 gibi modeller uzun süre güncellemelerle desteklenirken E5 gibi ara modellerin kaderi biraz daha muğlak oluyor.Cihazda dört çekirdekli 1.2 GHz Snapdragon 410 işlemci bulunuyor. Çok kuvvetli bir işlemci değil, ama yeterli. Normal kullandımda herhangi bir yavaşlamaya rastlamadım.
AnTuTu test sonuçları şu şekilde:


Galaxy E5'in boşta kalan RAM miktarı 363 ile 421 MB arasında değişiyor. Birkaç uygulama yüklediğim için bu miktar az çıkıyor olabilir (Android Wear 64 MB, Duolingo 13 MB, aCalendar 5 MB, "Ayarlar" maşallah 74 MB yer işgal ediyor RAM'de).
Cihazda 4G yok sanırım, üzerinde HSPA+ etiketi var ama 4G yazısına hiç rastlamadım. HSPA+ "3,5G" olarak da anılıyor.
En çok merak edilen şeylerden biri herhalde Galaxy E5'in oyun performansıdır. Bunu test etmek için Asphalt 8: Airborne'u yükledim ve oynadım. Sonuç? Galaxy E5 ile Asphalt 8 oynarken herhangi bir takılma, donma, kilitlenme yaşamadım. iPad mini'de nasıl oynadıysam, aynı akıcılıkta oynadım. Peki Galaxy E5 oyun oynarken ısınıyor mu? Evet ama, çok az. El yakacak seviyede asla ısınmadı. Isınma bile demek doğru değil aslında, "ılıklaştı" desem yeridir. O kadarı da gayet normal.
Ancak cihaz ile diğer oyunları test etmediğimi belirtmeliyim, Asphalt 8'i de sırf siz okurlarım merak ediyorsunuz diye kurdum. Oyun oynamak için iPad mini'yi tercih ediyorum, telefonların ekranı küçük geliyor bana.
Pil ömrü
Kağıt üzerinde bakınca, cihazın zayıf noktası pil ömrü gibi duruyor. Galaxy E5, 2400 mAh kapasiteli bir bataryaya sahip ve bu batarya kullanıcı tarafından değiştirilemiyor. Aslında bu tip telefonlara karşıyım ama, bu sefer bataryası değişmeyen bir telefonu almış bulundum. Bakalım batarya ne kadar dayanıyor?

İlk gün testi: Sabah %100. Fotoğraf çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, bir telefon görüşmesi, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Akşam WiFi ile internette gezinme, uygulama indirme. Ekran parlaklığı gün boyu %50'de. Gece şarja takmadan önce: %61.
İkinci gün testi: Sabah %100. Fotoğraf çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, bir telefon görüşmesi, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Ara sıra WiFi ile internette gezinme, uygulama indirme, video izleme. Ara sıra mobil veri bağlantısı. Ekran parlaklığı gün boyu %25'te (Bu ayarda bile iç mekanlarda gayet okunaklı). Gece şarja takmadan önce: %65.
Üçüncü gün testi: Sabah %100. Gündüz sürekli mobil veri bağlantısı, internette gezinme, uygulama indirme. Fotoğraf çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Akşam WiFi bağlantısı. Ekran parlaklığı gün boyu %25'te. Gece şarja takmadan önce: %50.
Dördüncü gün testi: Sabah %100. Üçüncü gün testine benzer bir kullanım söz konusu. Gündüz sürekli mobil veri bağlantısı, internette gezinme, uygulama indirme, video izleme. Fotoğraf çekimi, video çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Akşam WiFi bağlantısı. Ekran parlaklığı gün boyu %25'te. Gece son durum: %62. Bu sefer akşam şarja takmayıp bataryayı bitirene kadar kullanmayı düşünüyorum.
Beşinci gün testi: Dünkü şarjla devam. Gündüz sürekli mobil veri bağlantısı, internette gezinme, video izleme. Fotoğraf çekimi, ara sıra uygulama kullanımı, Bluetooth ile sürekli olarak Zenwatch bağlantısı. Akşam WiFi bağlantısı. Ekran parlaklığı gün boyu %25'te. Gece son durum: %7.

Samsung Galaxy E5'in ekran açık kalma süresi 6 saat. Bu test sırasında ekran parlaklığı %25'teydi ama o haliyle iç mekanlarda gayet iyi görünüyordu cihazın ekranı. Dış mekanlarda (güneş ışığı altında vb) çalışması gereken biriyseniz, ekran parlaklığını %100'e getirmeniz gerekebilir.
Altıncı gün: Bugün Galaxy E5'in standby/bekleme süresini test etmek istedim. Mobil veriyi, WiFi'yi, Bluetooth'u kapattım. Sadece bir kez mobil veri, bir kez de bluetooth kullanmak zorunda kaldım. Bir de, incemeleye eklemek amacıyla 10-15 fotoğraf çektim. Akşam pil durumu %94'teydi. Sanırım o %6'lık düşüşün çoğu da benim kullanımlarım sonucunda oldu.
Yedinci gün: Şimdi %100 ekran parlaklığında ne kadar dayanacağını test ediyorum. İlk günün sonunda şarj seviyesi ancak %74'e inmişti, sanırım önceki günlere göre az kullandım. Akşam şarj etmeyip bitene kadar kullanmayı düşünüyorum.
Sekizinci gün: Ekran parlaklığı hep %100'deydi, Bluetooth ve mobil veri açıktı. Gün sonu %54'teyiz.
Dokuzuncu gün: Ekran parlaklığı hep %100'deydi, Bluetooth ve mobil veri açıktı, Akşam WiFi ile YouTube'dan yaklaşık 40 dk video izledim. Gün sonu %8'deyiz. Yani az kullanımda (ki az diyorum ama, az kullanayım diye hiç uğraşmadım, normal kullandım), ekran parlaklığı %100'de olsa bile üç gün dayanıyor batarya. Bu üç günlük testte 4 saat 14 dakika ekran süresi aldım. Test üç gün sürdüğü için ekran haricindeki şeylerin de pili bitirdiğini hatırlatayım. Daha önceki testlerimde daha yüksek ekran süresi aldığımı üstte okumuşsunuzdur.
Ayrıca bu üç günlük "%100 ekran parlaklığı" testinde ekrana bakmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim. Normalde ekranı %100 parlaklıkta hiç kullanacağımı sanmıyorum. Resmen gözlerim acıdı sizin için test yapayım diye :)

Görünüşe göre Galaxy E5 ile ortalama iki gün rahatlıkla idare edebilirsiniz. Artık batarya testlerinin sonuna doğru geliyoruz. Aklımda üç test daha var: Oyun oynama, video izleme ve yoğun telefon görüşmesi. Bunları da daha sonra incelemeye ekleyeceğim inşallah.
Şarj süresi
Samsung Galaxy E5'in ne kadar sürede şarj olduğunu anlamak için küçük bir test yaptım. Telefonun pili bitince şarja taktım ve ara sıra kontrol edip süreleri not aldım. Sonuç şu şekilde:
18 dk - %20
28 dk - %30
56 dk - %60
1 saat 13 dk - %75
2 saat 8 dk - %100
Yani E5'in bataryasının tam olarak şarj olması için 2 saat 8 dakika gerekiyor. Ancak %60 şarja 56 dakikada, %30 şarja ise 28 dakikada ulaşıyor. Aslında, enteresan bir sonuç çıkıyor ortaya: Cihaz neredeyse her dakika %1 kadar şarj oluyor. Elbette belli bir noktadan sonra yavaşlıyor. Bu arada, bu testi telefon kapalı haldeyken yaptığımı da hatırlatayım.
Ses
Samsung Galaxy E5'in arka tarafında dışarı ses veren bir hoparlörü bulunuyor. Sesi ne az, ne çok. Yeterli seviyede sesi çıkıyor. Ses kalitesi orta seviyede. Zaten arkaya ses veren mono bir hoparlörden çok şey beklememek lazım.
Cihazın beraberinde beyaz renkli bir kulak içi kulaklık geliyor. Bu tür kulaklıkları hiç sevmem ama, denedim yine de. Fena değil. Ses kalitesi ile ilgili odyofillere yönelik bir test yapmayacağım, en azından şimdilik. Ama rahatsız edici bir yönünü görmediğimi söyleyebilirim.
Sony Xperia Sola ve Xperia S'de telefon görüşmelerinde sesin kısık olmasından dolayı oldukça sıkıntı çekiyordum. Samsung Galaxy E5'de görüşme sırasında ses seviyesi tatmin edici düzeyde yüksek. Çok şükür!
Galaxy E5 mi, Galaxy E7'mi?
Galaxy E7 daha büyük ekranlı ama çözünürlük aynı. Bununla beraber, E5'de ekran diamond pentile iken E7'de değil sanırım. Çünkü E5'te bazı küçük karakterler tırtıklı görünebilirken, E7'nin ekranı daha büyük olmasına rağmen onda görünmüyor. Çözünürlük aynı kalırken ekran boyutunun büyümesi sonucunda görüntünün daha kötü olması gerekir ama böyle bir şey farketmedim ben. Bu arada, Samsung'un sitesinde iki ekrana da sAMOLED deyip geçmişler, detay vermemişler. Ekranların özellikleri konusunda şimdilik kesin bir şey söyleyemiyorum.
Galaxy E7'nin ayrıca 2GB RAM'i ve 13 MP kamerası var. Bataryası da biraz daha büyük, 2950 mAh. Fiyatı ise 1300 TL ki, bence iki cihazın arasındaki özellik farkına göre fiyat farkı çok fazla.
Galaxy E5 mi, Galaxy Grand 2 mi?
Galaxy Grand 2, bataryası da değişen, daha büyük ekranlı bir telefon. Ancak ekranı AMOLED değil ve tasarımı bence biraz kaba. Bir de, Kitkat güncellemesi Türkiye'ye gelmeyecek gibiydi son kontrol ettiğimde.
Galaxy E5 mi, Galaxy A5 mi?
Galaxy A5, E5'in "Premium" kardeşi. 2 GB RAM'i, 13 MP kamerası, Gorilla Glass ekranı, metal kasası ve 600 TL fazlası var. Cebinizi ne kadar boşaltmak istediğinize bağlı olarak, E5 yerine A5'i de tercih edebilirsiniz (Galaxy A5'in özelliklerine bakmak için tıklayın).
Galaxy E5 mi, LG G3 Beat mi?
Kamera sizin için önemliyse, LG G3 Beat'in fotoğraf kalitesinin çok iyi olmadığını belirtmek zorundayım. Benim denemelerimde fotoğraflarda detaylar hep kayıptı. Ayrıca G3 Beat'in RAM'i ve dahili hafızası daha düşük (1GB RAM, 8GB hafıza). Bununla birlikte IPS ekranı ve Gorilla Glass 3 koruması var.
Galaxy E5 mi, Asus Zenfone 5 mi?
Bu zor bir soru. Zenfone 5'in bir-iki özelliği E5'ten daha iyi (RAM, Gorilla Glass), bir de daha ucuz. Bir aralar ben de Zenfone 5 veya Zenfone 6 satın almayı düşünüyordum ama kullanıcıların bahsettikleri çeşitli problemler dolayısıyla vazgeçtim. Sanırım E5'in pil ömrü ve kamera kalitesi de Zenfone 5'ten daha iyi. Zenfone 5'te IPS ekran, E5'te sAMOLED ekran var. Bence Zenfone serisine meraklıysanız ve telefon almak için aceleniz de yoksa karar vermeden önce Zenfone 2'nin Türkiye'ye gelmesini bekleyebilirsiniz.
Buna 200 lira daha eklesek, şu telefonu alsak?
200-300 lira daha ekleyerek Galaxy S4 veya LG G2, 400 lira daha ekleyerek Galaxy Note 3 Neo, X lira daha ekleyerek Miami'de denize sıfır villa alabilirsiniz. Ama almalı mısınız? Ekleyeceğiniz her 100 TL'nin sizin için ne kadar değerli olduğuna bağlı.
Sonuç
Samsung Galaxy E5, her şeyin en iyisi, en çok özelliklisini aramayanlar için oldukça iyi bir telefon. Normal kullanımda pek çok kişiyi memnun edecek özellikler barındırıyor. "Galaxy E5 beni kaç sene idare eder?" sorusuna sanırım "iki sene" olarak cevap verilebilir.
Galaxy E5'in artıları
- Canlı renklere sahip 5" Super AMOLED Ekran
- 16 GB RAM
- Kaliteli kamera (8MP olsa da) - Örnek fotoğraflara için tıklayın
- 5 MP ön kamera (selfie/özçekim sevenler için)
- MicroSD kart yuvası
- FM radyo özelliği
Galaxy E5'in eksileri, eksikleri ve problemleri
- Ekranı Super AMOLED Plus olsa ya da çözünürlük daha yüksek olsa daha iyi olurdu (Çünkü PDF dosyalarında küçük karakterler kötü gözüküyor)
- Bataryası değiştirilebilse, ya da daha yüksek kapasiteli olsa daha iyi olurdu.
- Gelişmiş özellikler, detaylar yok (Örneğin ışık sensörü, bildirim LED'i, vb.)
- SIM kart ve MicroSD kart yuvalarına ulaşmak zor.
Bu yazıyı yeni bilgiler ve detaylarla güncelleyeceğim inşallah. Mobil Yazılar'ı takip etmeye devam edin :)
Bu yazıyı beğendiyseniz, Mobil Yazılar'ı Twitter'da takip edebilir, ya da diğer yazılarıma göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca, bu yazının devamı olarak, E5 ile ilgili ipuçlarını da şurada yazıyorum: Samsung üzerine ipuçları ve yazılar
İlginizi çekebilir:
Cep telefonunuz ile çektiğiniz fotoğraflar kötü mü çıkıyor? (9 ipucu)
Android'de Calibro PDF ve e-kitap okuyucu programı: İyilerden biri
Bulanık fotoğraflara savaş açın
DH'den gelenler için küçük bir not:
Donanım Haber forumlarındaki Samsung Galaxy E5 ana konusundan gelenler, hoşgeldiniz! Samsung Galaxy E5 ile ilgili yazdığım ipuçlarını okumak için şu linke tıklayabilirsiniz: Samsung üzerine ipuçları ve yazılar (okumak için tıklayınız). Merak ettiklerinizi bu yazının altına yorum bırakak ya da Twitter hesabımdan sorabilirsiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İlginizi çekebilir:
-
Sony Xperia telefonunuz açılmıyorsa ya da takıldıysa açma kapama düğmesi ile sesi yükseltme düğmelerine aynı anda 5-10 saniye boyunca basıl...
-
Windows üzerinde Windows Mobile/Pocket PC çalıştırmak için istiyorsunuz. Ya da son çıkan Windows Mobile 6.0 sürümünü denemek istiyorsunuz....
-
Kindle , “İyi ki satın almışım” dediğim nadir cihazlardan. Daha önce Kindle incelemesi yapmış, e-kitapların Türkiye’de nasıl satabileceğin...
-
Bir süre önce Mobil Yazılar'da E63 incelemesi yayınlamıştım. Aradan geçen zamanda E63 ucuzladı, telefon almak isteyenlerin dikkatini çe...
-
Samsung Galaxy E5 (diğer adıyla Samsung Galaxy E500HQ), Türkiye'de yeni piyasaya çıkan uygun fiyatlı (orta seviye) akıllı telefonlardan...
-
Türk blog yazarları dönüp dolaşıp aynı konuda yazıyorlar: İçerik hırsızlığı. Ben de Mobil Yazılar'da daha önceden içerik hırsızları ile ...
-
Cep telefonunuzla çektiğiniz fotoğraflar bulanık çıkıyorsa, bir türlü net görüntü elde edemiyorsanız sorunun kaynağı farklı noktalarda olab...
-
Samsung Galaxy E5 'te ve diğer Samsung telefonlarda ana ekranda en sola kaydırırsanız karşınıza eski adıyla "My Magazine" , ye...
-
Sevgili Mobil Yazılar okurları, ben boşuna uğraşıyorum . Ne gerek var ki oturup araştırıp, onlarca farklı kaynaktan bilginin doğruluğunu kon...
-
Zen veya MuVo MP3 çalarınız açılmıyorsa ya da sorunları varsa Creative'in MP3 Player Recovery Tool 'unu deneyebilirsiniz. Bu kurta...


