ISO ne demek?

ISO nedir? ISO ayarı ne işe yarar? ISO cep telefonlarındaki ve fotoğraf makinelerindeki sensörün ışığa hassasiyetini gösterir. ISO değeri, 80, 100, 200, 400, 800 gibi rakamlarla ifade edilir.

Peki sıradan bir kişi fotoğraf çekerken ne işe yarar ISO değeri? Yüksek bir rakam mı iyidir, yoksa düşük bir rakam mı?

ISO değeri düştükçe fotoğraftaki netlik artar, kumlanma (noise) azalır. Bu iyi bir şey, o zaman ISO değerini hep düşük tutalım, değil mi? Elbette bir yan etkisi var: Fotoğrafın çekilmesi için gereken süre uzar. Otomatik modda bulunan fotoğraf makineniz diyafram ve enstantane ayarlarını uygun şekilde değiştirerek fotoğrafların bulanık olmasını engellemeye çalışır, fakat ortamdaki ışık az olduğunda sıradan makineler (özellikle de cep telefonları) bu konuda zorlanırlar.

Gün ışığında çekilen fotoğrafların çoğu için düşük bir ISO değeri fotoğraf kalitesinin daha yüksek olmasını sağlar.


ISO değeri yükseldikçe kumlanma artar, fotoğraftaki netlik azalır. Ancak fotoğrafı çekmek için gereken süre kısalır. Dolayısıyla daha az ışığın olduğu ortamlarda ve hızlı hareket eden objeleri dondurmak istediğinizde işiniz kolaylaşır. ISO değerleri kimi cihazlarda 3200, 6400, 12800 gibi rakamlara ve üstüne çıkabilmektedir.

Hava karardıktan sonra, iç mekanlarda çekilen fotoğraflarda ya da hareket halindeki şeylerin (çocuklar, evcil hayvanlar, dans eden kişiler) fotoğraflarını çekerken yüksek bir ISO değerini seçmek fotoğraftaki bulanıklığı engellemeye yardımcı olur. Ancak her fotoğraf makinesi bir ISO değerinden sonra fotoğraf kalitesini ciddi oranda düşürecek kadar kumlanmaya sebep olmaya başlar. Bu sıradan kompakt makineler için daha düşük bir değerde başlarken, pahalı profesyonel makinelerde çok daha yüksek ISO değerlerde bile iyi fotoğraflar elde edilebilir (sensör boyutu, noise reduction gibi faktörler önem arz eder).

"Işık az ise flaşı açar çekerim" diyorsanız, iki şeyi hatırlatmama izin verin. Bir, her ortamda flaşlı çekime izin verilmeyebilir. Meslea konserlerde ya da müzelerde. Mesela evime gelip çocuğumun gözüne flaş patlatırsanız, ben de... neyse, diğer maddeye geçelim. Evet, iki, flaşlı çekilen fotoğraflar doğallıktan uzak olur. Gerçekten gerekmedikçe flaşlı çekim yapmayın. Hele de flaşlı çekim yapmanın pil bitirmekten başka bir işe yaramadığı durumlarda: Konserde flaşlı çekseniz ne olacak, adam 50 metre ilerde, flaş ancak önünüzdekilerin kafasını aydınlatır. Net kafalar çekersiniz.

Kısacası ISO değerini gündüz, dış mekanda düşük; gece, iç mekanda yüksek tutmakta fayda var. Ancak şuna dikkat edilmeli, fotoğraf makinenizin kutusunda "ISO 9342123'e kadar destekliyor" yazabilir, ama o ayarda çekilen fotoğraflar internette bile kullanılamayacak kadar kalitesiz (kumlu) durumda olabilir. ISO ayarını çok yükseltmeden, duruma uygun bir denge bulmaya çalışmalı.

Bu yazıda fazla teknik terimlere girmeden, basit şekilde ISO değerinin ne olduğundan, neyi değiştirdiğinden bahsetmeye çalıştım. Daha detaylı bilgi için BasÇek'in ISO ile ilgili yazısını öneririm. Bu yazıyı beğendiyseniz buraya tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

Samsung telefonlarda Briefing'i kapatmak

Samsung Galaxy E5'te ve diğer Samsung telefonlarda ana ekranda en sola kaydırırsanız karşınıza eski adıyla "My Magazine", yeni adıyla "Flipboard Briefing" adında bir ekran çıkıyor. Briefing internette takip etmek istediğiniz haber kaynaklarından gelen son güncellemeleri bir araya topluyor. Peki ya Briefing'den hoşlanmadıysanız ne olacak?



Doğrusu ben ana ekranımdaki panellerin (sayfaların) arasında Briefing'i görmek istemedim. Ana ekranda panelleri kaydırdıkça başa dönmek daha mantıklı geldi bana. Neyse ki Briefing'den kurtulmanın bir yolu var.



Samsung Galaxy E5'te Briefing nasıl kapatılır? Ana ekranda boş bir yere parmağınızı basılı tutun (uzun basın). Ekranın alt tarafında yarı saydam ikonların çıktığını göreceksiniz. Bunlar arasından "Ana ekran ayarları"na basın. Çıkan ekranda "Flipboard Briefing" diye bir madde göreceksiniz. Yanındaki kutucuğa tıklayarak işaretini kaldırın. İşte bu kadar, artık Samsung telefonunuzdan Briefing'i kaldırdınız!

Bu yazıda anlattığım çözüm işinize yaradıysa aşağıdaki linklerden birine tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim. Ayrıca buraya tıklayarak Mobil Yazılar'ın Twitter hesabına göz atabilir, ya da buraya tıklayarak Samsung Galaxy E5 incelememi okuyabilirsiniz.

İlgili:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Samsung markası üzerine diğer yazılar
Android üzerine diğer yazılar

Android Wear için 2048 oyunu

Şu meşhur 2048 oyununu bilirsiniz. Hani rakamları sağa-sola ve yukarı-aşağı çekerek 2048 ve katlarına ulaşmaya çalıştığınız, bir süre bağımlılık yapan, sonra da hayatınızdan çıkan oyun. İşte birisi bu oyunun Anroid Wear işletim sistemi ile çalışan akıllı saatler için bir versiyonunu geliştirmiş. Oyun görsel olarak yüklü olmadığı için akıllı saatinizin küçük ekranına kolaylıkla uyum sağlıyor. Sıra beklerken falan oynanabilir. Ama saatten oynayacağınıza telefonunuzdan oynamanız bu oyunda bile daha mantıklı olur diye düşünüyorum.

Ben bu oyunu Asus ZenWatch üzerinde denedim, bir sorun yaşamadım. Bu arada, oyundan çıkmak için ekranın ortasına basılı tutmanız, ardından çıkan X düğmesine tıklamanız lazım. Ben ilk başta nasıl çıkacağımı bulamadım da, ondan söylüyorum.


İlgili linkler:
Google Play
Android Wear
Akıllı saatler

Samsung Galaxy E5 için orijinal Samsung kılıf

Samsung Galaxy E5, Türkiye'de giderek popülerleşen bir telefon. Bunun temel sebebi, 850-900 TL'lik fiyatına rağmen aynı fiyattaki rakiplerine kafa tutan özelliklere sahip olması. Popüler telefonlara kılıf bulmak kolay oluyor ama E5 henüz yeni yeni fark edilmeye başlandığı için kılıf konusunda çok fazla seçenek yok.



Orijinal kılıfı almadan önce, bir AVM'de kılıf satan kiosklardan birine Samsung Galaxy E5 için kılıf sordum, bana orijinal olmayan, Çin'den yeni gelmiş bir ürünü gösterdi. Fiyatına 30 TL dedi. Eğer kılıf en azından kendi kendini koruyacak kadar güven verebilmiş olsaydı, alacaktım. Hele de üzerindeki E5 yazısının "E"sinin bir tarafa, "5"inin diğer tarafa eğik basılmış olduğunu görünce, kaçarak uzaklaştım. O kılıfı bedava verseler ve ben o yamuk baskıyı görmemek için üzerine bir şey yapıştırmış olsam, yine de alttaki simetri eksikliğini hatırlayıp sinir olurdum herhalde.



Neyse, gidip orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfına 70 TL (Yazıyla: yetmiş Türk Lirası) bayıldım. Doğrusu kılıf kullanmaya karşıyım ama, etrafımda gördüğüm neredeyse bütün Samsung telefonların en az bir kere ekranı çatlamış olması sebebiyle, "Er ya da geç ben de E5'i düşüreceğim" diye düşünerek, kılıfa teslim oldum. Eve dönerken içimdeki "Bir şey mi unuttum acaba, bir eksiklik var" hissinin cüzdanımdan eksilen 70 TL olduğunu fark etmem uzun sürmedi.



Orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfı, cihazın arka tarafını kılıfa yapıştırdığınız türden, manyetik kapaklı, içinde kart koymak için tek bir cebi bulunan bir kılıf. Çok kaliteli bir görünümü olduğunu söyleyemem, ancak adi de durmuyor.

Burada yamuk karakter yok çok şükür.

Bu kılıf iyi hoş ama, uçuk fiyatı dışında, tek sorunu nedir, biliyor musunuz? Güven vermiyor! Ne demek istiyorum? Şöyle anlatayım, Samsung Galaxy E5'i kılıfa koyduktan birkaç dakika sonra, kapağının arka tarafa ne kadar katlandığını test ederken, kılıf elimden kaydı. Kapağı arka tarafa kıvırmış olmamın etkisiyle yaylandı ve elimden fırlayıp yere düştü. Hem de, kapağı açık bir şekilde, ekranın üstüne. Nefesimi tutup E5'i yerden aldıktan sonra kılıfın içindeki telefonu kırmayı başaran ilk kişi olmadığımı anlayıp şükrettim. Eh, E5'e düşürme testi yaptık diyelim.



Özetle, Samsung tarafından üretilmiş olan, cüzdan şeklindeli bu orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfı, düşme sırasında kapağının açılma riski ve kılıfın cihazın köşelerini kavramıyor olması dolayısıyla, bana çok da güven vermedi. Şurası kesin ki böyle bir kılıf, çantada ya da cepte iken telefonun çizilmesini, eğilip bükülmesini engeller. Hatta büyük ihtimalle düşmelerde de bir noktaya kadar koruma sağlayacaktır. Ancak E5 kılıf içerisinde olmasına rağmen telefonumu %100 güvende hissettiğimi de söyleyemeyeceğim. Satın almak isteyenler için Mobil Yazılar'dan küçük bir inceleme olsun.

İlgili linkler:
Samsung Galaxy E5 incelemesi

Mobil Yazılar 10 yıldır ilkeli ve orijinal içerik üreten, "ilk ve tek yazarının kafasına göre takıldığı son derece kişisel" bir teknoloji güncesidir.

Son zamanlarda yazdıklarım

Mobil Yazılar'da son zamanlarda yazdıklarımı "kaçıranlar ve yeniden okumak isteyenler için" kısaca hatırlatayım istedim:

iPad'leri klavye ile kullanmaya gerek var mıdır? Kimler iPad'ine klavye almalıdır? Yazdım: Logitech iPad Mini klavyesini incelemesi. Okumak için tıklayınız.

Babil.com'un Ukrayna'lı PocketBook'dan alıp üzerine Calibro markasını bastığı son e-kitap okuyucusundan bahsettim: Calibro Sense. Okumak için tıklayınız.

Bir telefonda bataryanın kullanıcı tarafından değiştirilememesi ne gibi problemlere sebep olur? Gerek var mıdır bataryası değişen telefon satın almaya? Yazdım: Telefonunuzun bataryası şiştiyse, şarj tutmuyorsa: Yedek batarya meselesi. Okumak için tıklayınız.

Samsung Galaxy telefonlarda (ve genel olarak pek çok telefonda) karanlıkta daha iyi fotoğraf çekmeyi sağlayan gece modu özelliğinin avantajını yazdım: Samsung Galaxy E5'de gece modu ile karanlıkta fotoğraf çekimi. Okumak için tıklayınız.

Apple Watch'dan önce Pebble Watch vardı. Pebble'ın son saati Pebble Time'ı kutusundan çıkardım ve izlenimlerimi yazdım: Pebble Time kutu açılımı ve ilk izlenimler Okumak için tıklayın.

"Bu telefonda bildirim ışığı yok, bu bir eksi" diyor bazıları. Bazıları da, "O da neymiş?" diyor. Gerekli bir şey mi şu bildirim ışığı? Yazdım: Bildirim ışığı / Bildirim LED'i ne demek? Okumak için tıklayın.

Zenfone 2'nin fiyatı çok pahalı diyor herkes öyle mi acaba? Hangi modeli baz almalı fiyat karşılaştırması yaparken? Yazdım: Zenfone 2'nin fiyatı, çok mu pahalı? Okumak için tıklayınız.

Zenfone 2'nin fiyatı, çok mu pahalı?

Asus sonunda Zenfone 2'yi Türkiye'ye getirdi. Getirdi getirmesine de, Zenfone 2'nin fiyatı internette yoğun bir tartışma, daha doğrusu Asus Türkiye'ye yönelik bir eleştiri dalgası başlattı. Çünkü Zenfone 2'nin duyurulan üç modeli, 1500 TL, 1300 TL ve 1100 TL fiyatlarında. Daha önceden 800-900 TL fiyatlara bulunabilen Zenfone serisi telefonların yeni modellerinin 1100 ila 1500 TL arasında olması, Ekşi Sözlük gibi platformlarda "O fiyata LG G3 alırım" ve benzeri yorumlara sebep oldu.


Fotoğraf: Kārlis Dambrāns. Creative Commons.

Hemen başlıkta sorduğum soruya gelelim. Asus Zenfone 2'nin fiyatı pahalı mı? Cevabı da peşin peşin vereyim: Bence değil! Niye böyle düşünüyorum? Önce Türkiye'de satışa sunulan üç farklı Zenfone'un özelliklerine bakalım.

1500 TL: 2.3 GHZ Z3580, 64 GB depolama alanı, 4 GB RAM, 13 MP kamera, 5 MP ön kamera, 5,5" 1080p (FullHD) ekran, Gorilla Glass 3, MicroSD kart yuvası, 3000mAh batarya.
1300 TL: 2.3 GHZ Z3580, 32 GB depolama alanı, 4 GB RAM, 13 MP kamera, 5 MP ön kamera, 5,5" 1080p (FullHD) ekran, Gorilla Glass 3, MicroSD kart yuvası, 3000mAh batarya.
1100 TL: 1.8 GHZ Z3560, 16 GB depolama alanı, 4 GB RAM, 13 MP kamera, 5 MP ön kamera, 5,5" 1080p (FullHD) ekran, Gorilla Glass 3, MicroSD kart yuvası, 3000mAh batarya.

"Zenfone 2'nin fiyatı ne kadar?" denildiğinde bakmanız gereken rakam, en alttaki, yani 1100 TL. Asıl satılmak istenen model bu model zaten. Pek çok kişi 64 GB modelin fiyatına bakarak değerlendiriyor bu cihazı, yanlış yapıyorlar. O modeller ve o fiyatlar Asus'un "Ben orta seviye değilim, kaliteliyim ben, beni de beğenin, beni de!" diye haykırması sonucu orada bulunuyor. "Ben ucuz telefon değilim" demeye çalışıyor Asus (halbuki büyük bir hata yapıyor, Türk tüketicisinde "Zenfone ucuz ama fiyat performans bakımından iyi telefon" algısı oluştu bir kere).

Şimdi sizi Samsung Galaxy E7'ye götüreceğim: 1.2 GHZ, 16 GB depolama alanı, 2 GB RAM, 13 MP kamera, 5 MP ön kamera, 5,5" 720p (Yarım HD) AMOLED ekran, MicroSD kart yuvası, 3000mAh batarya. Fiyatı? 1100 TL'ye kadar düşebiliyor. Aynı fiyata satılan Zenfone 2'ye göre tek artısı ekranın AMOLED olması, ama onun dışında Zenfone 2 daha yüksek ekran çözünürlüğüne ve daha fazla RAM'e sahip.

Bir de sözlüklerde, forumlarda, yorumlarda, "O fiyata çekle şu telefonu, indirimle bu telefonu" alırım diyenler var. İki gün sonra çekle, indirimle, bilmem ne kampanyası ile Zenfone alamayacağınızı kim söyledi? Başka telefonlarla karşılaştırırken birinin lansman fiyatını, diğerinin piyasaya çıktıktan bir yıl sonraki kampanyalı fiyatını almak pek akıl kârı değil.

Yani, en azından kağıt üzerinde bakıldığında, Zenfone 2'nin fiyatı rakiplerine göre normal seviyede. "Kağıt üzerinde" kısmı önemli, zira Asus telefonların özelliklerine ve telefon hakkında ürettikleri tanıtım videolarına bakınca gördükleriniz ile incelemeleri okuyunca fark ettikleriniz malesef bir olmuyor. Örneğin öve öve bitiremedikleri 13 MP kamerasına güvenemiyorum hâlâ. Çünkü GSMArena karşılaştırmasında, Zenfone'a gelen güncellemeden sonra bile, Galaxy E7'nin fotoğrafları daha kaliteli gözüküyor. Ayrıca daha önceki Zenfone modelleri ile yaşanan sıkıntıları da hepimiz biliyoruz.

Zenfone 2 alacaksanız, 16 GB modelini almalısınız. Biraz da sabretmelisiniz, zira bu fiyatın 1000 TL'ye veya altına düşmesi kaçınılmaz gibi. Hem de siz beklerken, çıkar çıkmaz alanların yaşadıkları sorunlar da forumlarda paylaşılmaya başlanır. Ayrıca daha düşük fiyatlı, 2 GB RAM ve 720p ekranlı Zenfone modelleri de çok geçmeden Türkiye'ye gelecektir.

Zenfone 2, Samsung Galaxy E7'nin ve benzer fiyatlı diğer telefonların da fiyatını biraz aşağı çeker diye umut ediyorum. Zenfone konusunda önemli olan, kağıt üzerindeki vaatleri ne kadar gerçekleştirebildikleri. Fiyat konusunda da eleştirilecek bir şey varsa, o da yurt dışı fiyatlara göre ne kadar kâr payı koydukları olsa gerek.

Bu arada ucuz telefon arayanlara, E7'yi de bir kenara koyup, 800-900 TL arasına bulunabilen Samsung Galaxy E5'e göz atmalarını tavsiye ederim. İncelemesini yapmıştım, okumak için buraya tıklayınız.

Bildirim ışığı / LED'i ne demek?

Bildirim ışığı / LED'i nedir? Bazen Türkilizce bir ifadeyle "Notifikasyon ışığı" da deniyor. Bildirim ışığı, bazı telefonların ön yüzünde bulunan, cevapsız arama, okunmamış SMS mesajı, yeni e-posta vb. olduğu durumlarda, bir de telefonun şarjı azaldığında ya da şarj edilirken yanan küçük bir ışıktır. Kimi telefonlarda tek renk olur, kimilerinde ise farklı renklerde yanarak ne tür bir bildirim olduğunu (şarj azlığı, çağrı vb.) size belli eder. Bazı telefonlarda da (özellikle de Nokia E72 gibi, eski "tuşlu" tefonlarda) bildirim ışığı bir tuşa gömülü olabilir.



Fotoğraf: Johan Larsson, Creative Commons.

Bildirim ışığı ne işe yarar? Yeni bildirimlere işaret eder, anladık, ama gerek var mıdır bildirim ışığına? Şahsi görüşümü söyleyeyim: İş amaçlı kullandığım bir telefonda bildirim ışığı olsun isterim. Çünkü bildirim ışığı, masanın üzerinde duran bir telefona şöyle göz ucuyla bir baktığınızda önemli / kaçırdığınız bir şey olup olmadığını anlamanızı sağlar. Bazen telefonun sesini duymayabilirsiniz. Bazen telefon titreşim ayarında olan telefonunuzda çağrıları kaçırabilirsiniz. Hatta, işiniz icabı telefonunuzu çoğu zaman sessizde (titreşimde değil, tamamen sessizde) tutmanız da gerekebilir. Bu durumlarda gelen aramaları kaçırma ihtimaliniz artacağı için, bildirim ışığı çok ama çok işe yarayan bir özellik olmaktadır.

Ben iki ayrı telefon kullanıyorum, biri iş hattım, biri de özel hattım için (ki böyle bir ayrıma gitmeyi herkese şiddetle tavsiye ederim, ama bu ayrı bir yazının konusu). İş için kullandığım telefonumda bildirim ışığı bulunuyor, yukarıda yazdıklarımdan da anlamışsınızdır. Ancak özel görüşmelerim için kullandığım telefonumda (Samsung Galaxy E5-incelemesini okumak için tıklayabilirsiniz) bulunmuyor. Daha önce kullandığım telefonlarda bu özellik bulunduğu için, eksikliği nasıl olur, hiç bilmiyordum. Ancak Galaxy E5'ten sonra, iş amaçlı bir telefonda bu özelliğin kesinlikle bulunması gerektiğini anladım.


Fotoğraf: Robert S. Donovan, Creative Commons.

Bildirim ışığı yerine ne kullanılabilir? "Telefonumda bildirim ışığı / LED'i yok, ne yapmalıyım?" diyenler için, birkaç çözüm yolundan bahsedilebilir. Windows işletim sistemli Lumia telefonların bazılarında "Glance Screen" diye bir özellik var, ekran kapalı olsa da saati ve bildirimleri gösteriyor. Aslında bu özellik eskiden Nokia telefonlarda çok olurdu, ekranı AMOLED olmayan (ve hâlâ kullandığım) Nokia E63'de bile vardı. Bazı telefonlarda arkada bulunan LED flaş yanıp sönebiliyor, bazılarında da ön yüzdeki dokunmatik düğmelerin ışığı bildirim ışığı gibi kullanılabiliyor. Samsung Galaxy E5'te "bildirim varsa, telefonu elime aldığımda titreşim yap" diye özetlenebilecek bir özellik de var, ama bildirim ışığının yerine geçebileceğini düşünmüyorum (çünkü uzaktan bir bakışta anlamıyorsunuz bildirimleri).

Akıllı saatler de bildirim konusunda kolaylık sağlıyorlar. Hemen hemen her akıllı saat, cevapsız çağrı gibi temel bildirimleri bileğinizde görebilmenizi sağlıyor. Ben de Galaxy E5 ile Android Wear işletim sistemli Asus ZenWatch isimli akıllı saati kullanıyorum. Bildirimler bu saate geldiği için, bildirim ışığının eksikliği bir nebze olsun kapanıyor.

Hangi telefonlarda bildirim ışığı var? Bildirim ışığının olup olmadığı nasıl anlaşılır? Herşeyden önce, merak edenler için hemen söyleyelim, hayır, iPhone'larda bildirim ışığı bulunmuyor. Elbette, "Bir özellik, Apple yapana kadar, kesinlikle gereksizdir" düşüncesiyle hareket eden pek çok kişi, bunun eksikliğini hissetmiyormuş. Anroid işletim sistemli telefonlar, özellikle de "amiral gemisi" olarak tabir edilen pahalı telefonlar bu özelliği genellikle barındırıyorlar. Bununla birlikte, pek çok uygun fiyatlı Android telefonda da bu özelliğe rastlanıyor, örneğin eski telefonlardan Sony Xperia Sola'da farklı renkleri gösterebilen bir LED bulunuyor. İşin kötüsü, bu özellik çoğu zaman telefon ile ilgili bilgiler arasında listelenmiyor. Bildirim ışığı özelliği bulunan bir telefonu sahibi olmak istiyorsanız, satın almadan önce mağazada şahsen denemeniz ya da incelemeleri okumanız daha sağlıklı olacaktır.

Sonuç olarak, bildirim ışığını iş amaçlı kullandığım telefonlar için olmazsa olmaz bir özellik olarak gördüğümü söyleyebilirim. Biraz da alışkanlık meselesi ama, benim gibi, bir alışırsanız, yokluğunu fazlasıyla hissedeceğiniz bir özellik.

Bu yazıyı beğendiyseniz, sağdaki linklerden birine tıklayarak ya da buraya tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ediyorum.

Yorumlarınız ya da sorularınız için: Mobil Yazılar'ın Twitter hesabı (tıklayın).

Pebble Time kutu açılımı ve ilk izlenimler

Pebble Time, akıllı saat furyasını başlatan Pebble isimli şirketin son ürünü. Pebble önce Samsung'u, ardından Google ve beraberindeki pek çok donanım üreticisi firmayı ve son olarak da Apple'ı akıllı saat işine girmeye iten marka aslında. Türkiye'de satılıyor olmaması ve Apple gibi iki günde bir medyada yer almıyor olması onu bilenlerin sayısının az olmasına sebep oluyor. Ancak dünyada pek çok Pebble hayranı var ve hâlâ incelemelerde Pebble'ı diğer akıllı saatlerden üstün tutan teknoloji yazarları bulunuyor.



Pebble Time, çok başarılı bir KickStarter kampanyası ile satışa sunuldu. Ben de "Early Bird"lerden biri olarak siyah renkli bir Pebble Time satın aldım. Şimdilik kutu açılımını yapıyorum, ancak Pebble Time incelemesi yakında gelecek inşallah.



Pebble Time, güzel bir kutuda geliyor. Üzerinde "it's time" yani "zamanı geldi" yazıyor. Pebble Time marka adıyla yapılan bir kelime oyunu elbette. Kutuyu açtıktan sonra dikkatimi çeken bir olumsuzluk, saatin kutu içerisinde tozlanmış olmasıydı. Kutu aslında içine toz giremeyecek kadar kapalı. Sanırım Çin'deki fabrikanın tozu bu! Kutudan hızlı başlangıç kılavuzu ve manyetik şarj kablosu da çıkıyor.



Pebble Time, daha önce kutu açılımını yaptığım Android Wear işletim sistemli Asus ZenWatch'dan oldukça farklı. Bir kere, çok daha küçük. Bu kadar küçük olmasını beklemiyordum. Android Wear tabanlı saatlerde olan durumun aksine, bu saati bayanların da rahatlıkla takabileceğini söyleyebilirim. Elbette kordonu ZenWatch'daki gibi gerçek deri de değil. Doğrusu, son derece sportif bir görünüme sahip Pebble Time.



Yine ZenWatch'dan gelen alışkanlık sebebiyle, ilk kez saati kullanmaya kalkıştığımda, farkında olmadan ekrana dokundum. Halbuki Pebble Time dokunmatik ekrana sahip değil. Bütün işlemleri sağ ve sol tarafta bulunan düğmelerle yapıyorsunuz. Herhangi bir spor saatinde olduğu gibi.

Pebble Time'ı rakiplerinden ayıran iki temel özellik var: Ekranı ve pil ömrü. Bu ikisi birbiri ile bağlantılı aslında. Pebble Time, üreticisinin iddiasına göre 7 gün pil ömrü sunabiliyor. Bunu ilerleyen günlerde test edip Pebble Time incelemesinde yazacağım inşallah. Yedi günlük pil ömrü, sıradan bir saat ile karşılaştırınca komik gelebilir, ancak bir de şu açıdan bakın: Apple'ın akıllı saati Apple Watch da dahil olmak üzere, diğer pek çok akıllı saat, ancak 1 ila 3 gün arasında pil ömrü verebiliyorlar. Bunun sebebi de basit aslında: Diğer akıllı saatlerde telefonlarımızdaki ekranlar gibi ekranlar bulunurken, Pebble Time'da "e-paper" denilen, batarya dostu bir ekran kullanılıyor.



Bu noktada küresel bir yanlış anlamayı da düzeltelim: Pebble Time'ın ekranı e-ink değil, e-paper. E-ink ekranlar Amazon Kindle ve Calibro gibi e-kitap okuyucularda kullanılan ekranlar. Pebble'ın ekranı ise az enerji kullanan bir LCD ekran aslında. Az enerji harcıyor, çünkü Pebble'ın ekranında sürekli açık bir ayınlatma yok. Pikseller ışık saçmıyor. Sıradan saatlerdeki gibi bir arka aydınlatması var sadece. Bununla birlikte, normal ekranlar güneş ışığı altında görülemez olurken, Pebble'ın ekranı tek kelime ile mükemmel görünüyor. 



Pebble Time incelemelerinde ekrandan "hayal kırıklığı" olarak bahsediliyordu. Aslında haklı oldukları bir nokta var, çünkü Pebble Time'ın ekranı iç mekanlarda öylesine düşük kontrastlı gözüküyor ki, acaba bir problem mi var diye düşünebilirsiniz. Az önce bahsettiğim ekran aydınlatması ise faydadan çok zarar veriyor, zira zaten kontrastı düşük gözüken ekranı daha da soluk gösteriyor. Güneş ışığı altında bakın, ekran müthiş. İçeride bakın, ekran bozuk gibi! Arkadaşlarınıza Pebble Time'ı gösterecekseniz, güneş ışığında gösterin, yoksa sizinle dalga geçebilirler!



Dolayısıyla, şunu söyleyebilirim: Pebble Time tam bir outdoor saati. İşi dışarıda olan, spor yapan, dağa çıkan, yürüyüş yapanlar için üretilmiş sanki Pebble Time'ın ekranı. Aynı durumlarda Asus ZenWatch ya da diğer akıllı saatlerin ekranında hiç bir şey görünmezken (abartmıyorum, saati bile söyleyemiyorsunuz), Pebble Time mükemmel görünüyor.

Devamını da Pebble Time incelemesine saklayalım değil mi?

İlgili linkler:
Asus ZenWatch

"Şu anda kullandığınız telefonu kaç liraya aldınız?" anketi sonuçları

Mobil Yazılar ziyaretçilerine "Şu anda kullandığınız telefonu kaç liraya aldınız?" diye sorduğum anket, tam 1000 kişinin katılımı sonrası, sona erdi. Anket sorusuna 2000 TL veya üstü cevabını veren 140 (14%), 1500-1999 TL arası cevabını veren 86 (8%), 1000-1499 TL arası cevabını veren 149 (14%), 500-999 TL arası cevabını veren 375 (37%) ve 499 TL veya altı cevabını veren 250 (25%) katılımcı bulunuyor. %62'lik bir kesimin 1000 TL altı fiyatlara satılan telefonları kullandığını görmek şaşırtıcı değil aslında.



Yazarın kişisel teknoloji blogu olan Mobil Yazılar, 10 yıldır ilkeli ve orijinal içerik üretmektedir. Mobil Yazılar'da yayınlanan yazılara göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Samsung Galaxy E5'de gece modu ile karanlıkta fotoğraf çekimi

Fotoğraf makinelerinin en çok zorlandıkları konulardan biri, karanlıkta (az ışıkta) fotoğraf çekmektir. Cep telefonlarında ise durum daha da vahim oluyor, zira cep telefonlarında kullanılan sensörler fotoğraf makinelerinin o kocaman sensörlerinin yanında ufacık kalıyor. Bu durumun üstesinden gelebilmek için cep telefonu üreticileri çeşit çeşit yöntemlere başvuruyorlar. Kimisinde sensörde fiziksel bir değişiklik oluyor, örneğin HTC'nin "ultrapiksel"li telefonları gibi. Kimisinde ise yazılımsal numaralar bulunuyor, örneğin Asus Zenfone serisi telefonlar bu konuda oldukça iddialılar.

Samsung Galaxy E5 ise, öyle iddialı bir telefon falan değil. Orta seviye, uygun fiyatlı, her şeyden biraz içeren bir telefon. Daha önce incelemesini yapmış ve çektiğim örnek fotoğrafları da paylaşmıştım. İncelemenin devamı niteliğinde olsun diye, bir de gece çekiminden bahsedeyim istedim.

Pek çok telefonda olduğu gibi, Samsung Galaxy E5'te de "Gece modu" diye bir özellik var. Bu özellik çektiğiniz fotoğrafın daha aydınlık olmasını sağlıyor, ancak fotoğraf çekimi sırasında telefonu sabit tutmanız gerekiyor. Büyülü özellik değil, ışık çok az ise, gece modu da çok fazla bir değişiklik yapamıyor. Yine de Galaxy E5'in gece modunda çekimini göstermek üzere örnek bir fotoğrafı sizinle paylaşmak istedim.

Otomatik modda:


Gece modunda:


Ne dersiniz, hiç yoktan iyidir, değil mi? Galaxy E5'te gece modunu açmak için kamerayı açtıktan sonra çıkan "MOD" düğmesine basıp "Gece Modu" seçeneğini seçmeniz yeterli.

İlgili:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Samsung markası üzerine diğer yazılar
Android üzerine diğer yazılar

Telefonunuzun bataryası şiştiyse, şarj tutmuyorsa: Yedek batarya meselesi

Kullanıcı tarafından değiştirilebilir bataryaya sahip bir telefon kullanmanın avantajlarından biri, bir batarya sorunu olduğunda cihazı servise / tamire göndermeden sorunu çözebiliyor olmanız. Tek yapmanız gereken eski bataryayı çıkartıp pil geri dönüşüm kutularından birine atmak ve yeni bir batarya satın almak. iPhone çıkmadan önce bütün telefonlarda standart olarak "değiştirilebilir batarya" bulunurdu, aksini düşünmek bile komikti. iPhone mobil dünyada pek çok şeyi değiştirdiği gibi, bu kuralı da değiştirdi. Bataryanın değişmemesi birden bire kabul edilebilir bir şey haline geldi. Bugün Samsung pek çok telefonunda bataryanın değiştirilmesine imkan veriyor, LG'nin yeni modellerinde de bu özellik var ama onların dışında bu özelliği pek fazla marka kullanmıyor.


Halbuki bataryanın değişmesi, kullanıcı için pek çok avantajlar içeriyor. Başta bahsettiğimiz servis olayından kurtulmaya ek olarak, değişmeyen bataryanın şişmesi durumunda bataryanın cihazın içindeki diğer bileşenlere baskı yapmasıyla oluşabilecek daha büyük hasarların da önüne geçilebiliyor. Dilediğiniz kadar yedek batarya satın alıp cihazınızın şarjı dağ başında bile bitse kullanabiliyor olmanız da büyük bir avantaj. Evet, Sony CycleEnergy ve benzeri cihazlar ile "dağ başında şarjsız kalma" sorunu çözülmeye çalışıyor ama, bu cihazlar hantal ve kablolarıyla uğraşmak gerekiyor. Halbuki yedek bataryalar küçük ve ince, kablo derdiniz de yok.

Bence son bir avantaj da şu: Batarya bulabildiğiniz müddetçe telefonunuz hayatına devam edebilir. Hani şu hakkında "Nefret edilesi şeyler" başlıklı bir yazı yazdığım Nokia E63 var ya, o hala hayatta. Yedek telefon olarak kullanıyorum. İki bataryası vardı, ikisi de sizlere ömür. Yeni bir batarya aldım ve cihaz "akılsız telefon" olarak da olsa iş görmeye devam ediyor.

Eğer telefonunuzun şarjı çabuk bitiyorsa; eğer bataryanızın ömrü dolduysa ve şarjı artık eskisi gibi uzun süre dayanmıyorsa; eğer prizden uzakta çok vakit geçiriyorsanız; ve elbette, bataryası değişebilen bir telefon kullanıyorsanız; size ikinci bir batarya almanızı öneririm. Yoğun iş temposu içerisinde, ofiste bile çalışıyor olsanız, bataryanın birini çıkartıp diğerini taktıktan sonra çalışmaya kaldığınız yerden, %100 şarj ile kafanız rahat bir şekilde devam edebilmek, reklamda da dedikleri gibi, paha biçilemez.

Peki, nerden bulunacak bu bataryalar? Eğer popüler bir telefon kullanıyorsanız, cihazın bataryasını bulmanız da muhtemelen kolay olacaktır. Eskiden çeşitli Nokia modelleri ortak bataryalar kullanırdı, örneğin E63'ün BP-4L bataryasını kullanan başka pek çok model vardı. Dolayısıyla batarya bulmak da kolay olurdu. Öncelikle yetkili satıcılardan, orijinal bataryalar almanızı öneririm elbette. Ancak telefonunuz üretimden kalkalı uzun süre olduysa, GittiGidiyor gibi sitelerden yine orijinal ya da muadil batarya alabilirsiniz. Muadil bataryaların güvenlik sorunları olabildiği için onları son çare olarak tavsiye ediyorum.

Bilim adamlarının artık şu "daha uzun ömürlü" pilleri bir an önce icat etmeleri dileğiyle, Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar.

Calibro Sense

Calibro Sense, Babil.com ve LibroNet'in Calibro Basic ve Calibro Touch Lux'den sonra Türkiye'de satışa sunduğu üçüncü e-kitap okuyucu cihazı. Calibro Sense, daha önceki Calibro modellerinde olduğu gibi, PocketBook modellerinden birinin (PocketBook Sense) yeniden markalanmış hali.



Calibro Sense, Calibro Touch Lux'ün biraz farklı bir versiyonu aslında. Teknik özellikler hemen hemen aynı. Firmware daha güncel, yani arabirim biraz daha farklı. "Daha güzel, daha iyi" demek istemiyorum, çünkü eski arabirimi tercih edenler de var. Buna ek olarak, arka aydınlatmayı otomatik ayarlayan bir ışık sensörü bulunuyor. Ayrıca cihazın ağırlığı yaklaşık 50 gram kadar azalmış.

Calibro Touch Lux piyasaya çıktığında, alt tarafında bulunan düğmelerin gereksiz olduğunu ve çirkin gözüktüğünü söyleyenler olmuştu. Şahsen bu görüşe katılmıyorum, çünkü bu butonlara pek çok kısayol atanabiliyor ve böylece cihazın kullanımını kolaylaşıyor. Yine de, e-kitap okuyucusunun ön tarafında fiziksel düğmeler istemeyenler, Calibro Sense'in görünüşünü beğenecektir herhalde. Düğmeleri sevenler için, cihazın arka tarafında bir sürpriz bulunuyor. Babil.com'da paylaşılan resimlerden ilk bakışta anlaşılmasa da, cihazın arka tarafında elinizin geleceği hizarada iki adet sayfa çevirme düğmesi yer alıyor.



Babil.com'da cihazın sayfasında "Daha parlak ve daha hızlı tepki veren HD ekranı..." diye bir ifade var. Diğer Calibro modellerini satın alıp siz Mobil Yazılar okurları için incelemiştim. Calibro Sense'i satın alıp inceleme fırsatım olmadığı için, bu ifadenin ne kadar doğru olduğu konusunda bir yorum yapamayacağım. Ancak teknik detaylara bakıldığında iki cihazda da aynı "6” E Ink® Pearl HD 1024 x 758 pixels, 212 dpi, okuma ışığı" ifadesi görülebiliyor. Bununla birlikte, aynı özelliklere sahip oldukları yazsa da kalite farkları olduğunu daha önce pek çok üründe gördük. Nitekim PocketBook Sense'i inceleyen sitelerden birinde, cihazın üretilmiş olan en iyi PocketBook modeli olabileceğini belirtmişler ve sayfa çevirme hızlarının "şimşek hızında" (onların ifadesi), ekran kontrastının yüksek, PDF okuma deneyiminin iyi olduğunu belirtmişler.



Calibro Sense'in sayfasında, cihazın 476 TL'lik fiyat etiketinin üzeri çizilmiş; 428 TL'lik bir fiyat biçilmiş. Calibro Touch Lux'ün fiyatı ise, 359 TL olarak görünüyor. Dolardaki değişim, lansman fiyatlarının bitişi vesaire derken, Calibro modellerinin fiyatları oldukça arttı. Yine de yeni e-kitap okuyucu modellerinin Türkiye'ye gelmesi güzel bir şey. Bir de PocketBook InkPad gibi ekranı daha büyük bir model gelse keşke.

İlgili linkler
Calibro Sense
PocketBook Sense
PocketBook Sense İncelemesi (GoodEReader)

PocketBook Sense video incelemeleri:






Bu arada, Calibro modelleri ile ilgili incelemeleri ve ipuçlarını şurada paylaşıyorum: http://mobilyazilar.blogspot.com.tr/search/label/Calibro Calibro üzerine pek çok yazı yazdım, övünmek gibi olacak ama (ki bunu Mobil Yazılar'da ilk defa yapıyorum) Calibro (ve PocketBook) üzerine yazılmış en detaylı Türkçe bilgiler Mobil Yazılar'da olabilir. Kısacası, Calibro satın almayı düşünüyorsanız, şu üstteki linke tıklayıp bir bakın derim :)

İnceleme: Logitech iPad Mini klavyesi

Tabletler ve telefonlar bilgisayarlarla olan ilişkimizi değiştiriyorlar. Önceleri "Masaüstü bilgisayar" diye bir şey olurdu ve televizyon gibi, evin bir köşesinde dururdu. İşi olan sırayla kullanırdı bilgisayarı. Sonra dizüstü bilgisayarlar yaygınlaştı, evdeki bilgisayar sayısı da artmaya başladı. İmkanı olan hanelerde her bireyin kendi dizüstü bilgisayarı olmaya başladı. Dizüstü bilgisayarlar sayesinde biraz olsun mobilite kazanmış ve daha kişisel bir cihaz olmuştu bilgisayar denilen şey. Ancak cep telefonu ve sonrasında gelen tablet devrimi her şeyi değiştirdi. Çünkü artık bilgisayarların ana amacı olan "içerik tüketme" görevi telefon ve tabletlere geçti. Kimse haberleri okumak için "masa başında" oturup fan sesi yapan, ısınan, yavaş çalışan, hantal bir cihazı kullanmak istememeye başladı. Kanepede uzanıp da okumak varken, dizüstü ile uğraşmaya ne gerek vardı?



Bu incelemeye neden "Günümüzde Microsoft'un çözmesi gereken temel problem" ile başlangıç yapıyorum? Çünkü bilgisayarların hâlâ önemli bir kullanım alanı var: İçerik üretimi. Evet, tabletten de Twitter gönderisi yazılabiliyor, ama daha ciddi bir iş için bilgisayarlar hâlâ vazgeçilmez cihazlar. Peki, klavye takılan tabletlere ne demeli? Bilgisayarların bütün o zaaflarından uzak olan bir iPad Mini'ye klavye bağlasak, mükemmel çözüme ulaşmış olur muyuz? Hah! İşte şimdi geldik incelemeye.



Logitech iPad Mini klavyesi, size iPad Mini'nizde daha kolay yazı yazabilmeyi vaad ediyor. Bu sefer kutu açılımı yapmayacağım, çünkü satın aldığım yer benim yerime açmış sağolsun (!). Logitech iPad Mini klavyesi, iPad Mini ile eşleşen güzel bir tasarıma sahip. Kutudan silme bezi, MicroUSB kablosu çıkıyor.




Logitech iPad Mini klavyesi, Bluetooth bağlantısı ile iPad'e bağlanıyor. Eşleştirme için parolayı klavyenin tuşlarını kullanarak yazmanız gerekiyor. Eğer eşleştirme başarılı olmazsa (iPad, klavyeyi görmezse) klavyenin yan tarafındaki Bluetooth düğmesine birkaç saniye boyunca basılı tutun. Böylece Bluetooth cihazlarının eşleştirme süreci yeniden başlayacaktır.



Logitech iPad Mini klavyesi kutudan çıkan standart MicroUSB kablosu ile şarj ediliyor, şarjı uzun süre gidiyor. Logitech iPad Mini klavyesi iPad Mini'nize bir kılıf gibi manyetik olarak yapışıyor, böylece iki cihazı bir arada taşıyabiliyorsunuz. Ancak bu durumda başka bir kılıf kullanamıyorsunuz: İki cihazı birlikte bir taşıma çantasına koymanız gerekiyor. Klavyeyi kullanmak istediğinizde, iPad'inizi klavyenin içindeki girintiye yerleştiriyorsunuz ve cihaz yerinde güvenle duruyor. Aslında klavye bir "stand" vazifesi de görüyor böylece. Tek sorun, ki bu sorun yazı yazarken de geçerli, iPad'in duruş açısını değiştiremiyor olmanız. Kimilerine fazla dik gelebileceğini düşünüyorum.



iPad Mini klavyesinde harflere ek olarak özel tuşlar da var. Ana ekrana geri dönmek, sanal klavyeyi (ekran klavyesini) açıp kapatmak, çeşitli programları başlatmak için tuşlar bulunuyor. Ayrıca, iPad ile yazı yazarken eksikliğini çektiğimiz yön tuşları da bulunuyor. Çeşitli tuş kombinasyonları ile metin seçme, kesme-kopyalama-yapıştırma ve benzeri metin odaklı işlemler yapılabiliyor.



Gelelim Logitech iPad Mini klavyesi incelemesindeki en önemli konuya. iPad'i harici bir klavye ile kullanmaya gerek var mı?

Bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama, iPad'in sanal klavyesini kullanırken, Logitech iPad Mini klavyesini kullanırken olduğu kadar rahat yazabiliyorum. Bunun sebebi belki biraz da şundan: Logitech iPad Mini klavyesi küçük (çünkü iPad Mini küçük). Dolayısıyla da tuşlar küçük ve birbirine yakın. Türkçe karakterler zaten daha küçük, ayrıca Shift ve A harfleri birbirlerine göre uygunsuz yerlerde. Aslında baştaki cümleyi şöyle kurmak daha doğru: İki klavyede de yazmak aynı ölçüde zor.



Fiziksel bir klavyenin elbette "bastığın tuşu hissetme" yönünde bir avantajı var. Buna ek olarak, uzun bir yazı yazarken Logitech iPad Mini klavyesi ile kullanılabilecek kısayol tuşları elbette işinizi kolaylaştıracak, sinir katsayınızı düşürecektir. İmleci yön tuşları ile hareket ettirebilmek ve metnin bazı bölümlerini seçip kopyalayabilmek bile son derece önemli özellikler. Elbette bir de, Logitech iPad Mini klavyesi ile yazarken sanal klavye ekranda yer kaplamadığı için çalıştığınız dokumanın tamamını görebilme lüksünüz oluyor.



Yine de Logitech iPad Mini klavyesinin ve genel olarak iPad Mini için üretilecek herhangi bir klavyenin şöyle bir problemi var: Kullanım alanı çok kısıtlı. Yanınızda sadece iPad Mini taşıyacaksanız, bol bol yazı yazmanız gerekiyorsa ve yazı yazarken sanal klavyenin ekranda yer kaplamasını istemiyorsanız, evet, Logitech iPad Mini klavyesini işinizi kolaylaştıracaktır.



Size bir itirafta bulunayım: Logitech iPad Mini klavyesini iPad Mini'den çok, Samsung Galaxy E5'te kullanıyorum. Evet, kutusunda yazmıyor ama bu klavye Android telefonlarla da uyumlu. Galaxy E5 için bir Bluetooth klavye kullanmak, iPad Mini için kullanmaktan daha mantıklı. Çünkü E5'te sanal klavye ile yazmak, iPad Mini ile yazmaktan daha zor, dolayısıyla harici bir klavye daha çok işe yarıyor. Üstelik E5, klavyede iPad Mini'yi taktığınız girintiye de tam oturuyor.



Sonuç olarak, yanında sadece iPad Mini taşıyan, çok yazı yazan, yazı yazarken dokümanın tamamını görmek isteyen, dokunmatik klavyelerden nefret eden biri iseniz, Logitech iPad Mini klavyesini satın almayı düşünebilirsiniz.

Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar. Bu yazıyı sizin için yazdım. Eğer bu yazıyı faydalı bulduysanız sizden tek isteğim aşağıdaki linklerden birine tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanız. Dilerseniz Mobil Yazılar'ın Twitter hesabına da şuradan ulaşabilirsiniz: http://twitter.com/mobilyazilar

İlgili:
iPad Mini incelemesi
iPad Mini uzun kullanım incelemesi
Retina ekranlı iPad Mini 2 / iPad Mini 3 incelemesi

Mobil Yazılar 10 yıldır ilkeli ve orijinal içerik üretmektedir.

Samsung Galaxy E5'te ekranı küçülterek telefonu tek elle kullanabilmek

Samsung Galaxy E5'te ve diğer Samsung telefonlarda ekranı tek elle kullanabilmek ister misiniz? Doğrusu telefonların ekranları giderek büyüyor. Ancak insanların parmakları uzamıyor elbette! Dolayısıyla bir eliniz dolu iken tek elle telefonu kullanmak zorlaşıyor. Parmaklarınız ekranın her köşesine yetişemiyor. Telefon üreticileri de bu sorunu görmüş olmalı ki çeşitli çözümler geliştirmişler. Bunlardan biri de tüm ekranı küçültmek.



Samsung Galaxy E5'te ekranı küçülterek telefonu tek elle kullanabilmek için yapılması gerekenler: Uygulamalar ikonuna tıklayın, Ayarlar'a girin. Aşağı doğru kaydırıp "Ekran ve Duvar Kağıdı" maddesini bulun ve tıklayın. Burada "Tek Elle Çalıştırma" diye bir madde göreceksiniz, ona tıklayıp sağ üst köşedeki düğmeye basarak özelliği etkinleştirin.

Artık telefonu tek elinizle tutarken ekranın sağ veya sol tarafından parmağınızı ekranın ortasına doğru kaydırıp çekerseniz, ekranın küçüldüğünü ve bütün ikonların tek parmakla erişilebilir yakınlığa geldiğini göreceksiniz.

Bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki linklerden birine tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

İlgili:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Samsung markası üzerine diğer yazılar
Android üzerine diğer yazılar

Samsung Galaxy E5'te oyunlardan gelen bildirimleri kapatmak

Android işletim sistemi ile çalışan telefonlarda bildirim (notification) konsepti ne kadar hoş olsa da, bazen bazı programlardan ve oyunlardan gelen bildirim mesajları rahatsız edici olabiliyor. Bazı oyunlar dikkatimizi çekmek, daha fazla oynanmak için bildirim gönderebiliyor. Hele de telefonunuzu iş yerinde kullanıyorsanız, bir oyundan, örneğin Asphalt 8'den gelen bir bildirim hem rahatsız edici olur, hem utandırabilir.

Peki Samsung Galaxy E5'te oyunlardan ve programlardan gelen bildirim mesajları nasıl engellenir? Kapatmanın bir yolu yok mudur? Aslında basit: Oyundan bir bildirim geldiğinde, bildirim alanında çıkan ikonuna parmağınızı basılı tutun (uzun basın). Karşınıza içinde "Uygulama bilgisi" yazan tek maddelik bir menü çıkacak. Bu maddeye tıklayın. Uygulama bilgisi ekranına geçeceksiniz. Bu ekranda "Bildirimleri göster" diye bir seçenek var. Yanındaki kutucuya tıklayarak işareti kaldırın. Çıkan bir diyalog kutusu size "Bildirimler kapatılsın mı?" diye soracak. Tamam düğmesine tıklayın ve ana menüye geri dönün.



Artık o programdan ya da oyundan gelen bildirim mesajlarını kapatmış oldunuz. Diğer oyunlar ve programlar için de aynı yöntemi kullanabilirsiniz. Bildirimleri tekrar almak isterseniz Ayarlar'a girip "Uygulama Yöneticisi"ne tıklayın. Listeden istediğiniz programı bulup tıklayın. Yine "Bildirimleri Göster" seçeneği çıkacak, bu kutucuğu işaretlemeniz yeterli.

Bu arada, Samsung Galaxy E5'i derinlemesine incelediğim yazımı okumak isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz. Mobil Yazılar'da yazdığım incelemeleri kendim kullandığım ürünlere ya da yakınlarıma aldığım ürünlere yapıyorum, dolayısıyla sıradan incelemelerden biraz daha "hayatın içinden" olabiliyorlar. Umarım okur ve beğenirsiniz.

İlgili:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Samsung markası üzerine diğer yazılar
Android üzerine diğer yazılar

Trust Aeroo Ultrathin Folio Stand Kılıf: Uzun kullanım incelemesi

Bundan bir sene önce, iPad Mini ve iPad Mini 2 için Trust Aeroo marka "stand" özellikli, manyetik kapaklı ince kılıflardan birer adet satın aldım. Birini siyah, diğerini ise turuncu-gri renkli almıştım. Satın aldığım sırada, aynı gibi gözüken iki kılıfın arasında fiyat farkı olması dikkatimi çekti. Ben satın aldığımda fiyatları 70 TL civarındaydı, şimdi 90 TL civarında olduklarını görüyorum. Yani ucuz değiller, dolayısıyla da uzun kullanım testimin sonuçlarını paylaşmamda fayda olacağını düşünüyorum.



Öncelikle, iki kılıfın arasındaki farkın sadece birkaç liralık fiyat farkı ya da renk farkı olmadığını belirteyim. Turuncu-gri kılıfta iPad stand modundayken kaymasını engelleyecek oyuklar varken, siyah kılıfta bunlar unutulmuş. Bundan dolayı da siyah kılıfta iPad daha kolay kayıyor. Bazen, bir şey izlemek istediğinizde bu ciddi olarak sinir bozabiliyor. Bazen de cihazın kaymayacağı tutuyor, sorun yaşamıyorsunuz.

Aslında Trust Aeroo Ultrathin Folio Stand şeklinde ismi uzayıp giden bu kılıfı bir sene boyunca "İyi ki almışım" diyerek kullandım, kayma meselesi dışında çok memnundum. İnce olması ve stand özelliği çok işime yaradı. Ancak bir senenin sonunda, kılıfların birisi gevşedi. iPad'i içinde tutamaz hale geldi. Siyah kılıf artık iyice güvensiz hale geldi, çantanın içindeyken, hatta elimdeyken bile cihaz kılıftan kendi kendine çıkıveriyor.

Aslında ben elektronik cihazları kılıfla kullanmaya karşıyım, ama günümüz cihazları dayanıklılık konusunda biraz problemliler. Kılıf ne kadar "ultrathin" olsa da cihazı kılıfından çıkardığınızda "Bu iPad mini de ne kadar inceymiş" diye geçiyor içinizden.

Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar. Eğer bu yazıyı beğendiyseniz lütfen buraya tıklayarak diğer incelemelerime de göz atın.

Mobil Yazılar 10 yaşında!

Mobil Yazılar, tam 10 yıldır yayında olan, bir blog. İnişli çıkışlı dönemleri olsa da, 10 yıldır bir şekilde devam ediyorum Mobil Yazılar'da yazmaya. 2005 yılında yazmaya başladığımda PDA (Personal Digital Asistant - Kişisel Dijital Asistan) ya da "cep bilgisayarı" denilen cihazlar "mobil" kabul ediliyordu. Palm ve Pocket PC yarışıyordu, Psion ve Nokia ise Symbian ortak noktasında buluşmuşlardı. Apple hâlâ "Apple Computer" idi.



2005 yılında "cep bilgisayarları" üzerine çok fazla Türkçe site yoktu, hatta bazı siteler kapanıyordu. Benim bu cihazlara ilgim ise giderek artıyordu. Deneyimlerimi, öğrendiklerimi, mobil dünyadan son haberleri paylaşmak üzere açtım bu siteyi. Zamanla, site hakkında bölümde detaylarını yazdığım bazı ilkeler şekillendi:

  • Mobil Yazılar orijinal içerik üretir.
  • Mobil Yazılar içerik üretene saygılıdır.
  • Mobil Yazılar boş içerik üretmez.
  • Mobil Yazılar kullanıcının tarafını tutar.
  • Mobil Yazılar okurun tarafını tutar, siteyi reklama boğmaz.
  • Mobil Yazılar bilmediği konuda susmayı seçer.
  • Mobil Yazılar zararlı reklamları yayınlamaz.
Bu ilkelere bağlı kalarak yazmak zor olsa da, önemli olduklarına inandım. Daha az kişi tarafından okunmak pahasına sarıldım bu ilkelere. Korsan yazılımları paylaşan siteler ve forumlar ziyaretçilerle dolup taştılar. Böyle sitelere link bile vermedim. İçi boş haberler üretenler çok tıklandılar, ancak ben "Ayped 8 bu mu?" "Ayfonun özellikleri internete sızdı mı?" diyerek içine 3D Studio Max 101 dersinden çıkma iPhone resimleri koyanlardan olmak istemedim. Mobil Yazılar'ı reklama boğmadım, çoğu reklamı da daha az kazanma pahasına engelledim. Asla yanıltıcı reklam yerleşimi yapmadım.

Bu arada kopyacılarla da uğraştım: Kimi zaman tek tek incelemelerimi kopyalayıp kendileri yazmış gibi sitelerine koyanlar oldu, kimi zaman tüm siteyi kopyalayanlar. Önceleri üzüldüm ama, onlar hep var olacaklar, bunu anladım.

Mobil Yazılar'da yazmayı bıraktığım zamanlar oldu. Kimi zaman kopyacılara küstüm, kimi zaman hayatın koşturmacasına kapıldım. Ama çoğunlukla "Neden yapıyorum bunu?" diye sorguladığım için bıraktım yazmayı. Yine de, bu kadar uzun süre boyunca bir blogu devam ettirmek enteresan bir şey. Hayatınızdaki diğer şeylerden fedakarlık edip, vakit ayırıp yapıyorsunuz. Yazmayı çok istediğim ama vakit bulamadığım pek çok şey oldu, hâlâ da var. Bütün zorluklarına rağmen neden bırakamadım Mobil Yazılar'ı? Çünkü yazmak bana iyi geliyor. Bir de, bırakılan hoş yorumlar, mutlu ediyor.

İyi ki doğdun Mobil Yazılar!

Samsung Galaxy E5'te bir ayarı nereden değiştireceğinizi bulamıyorsanız

Samsung Galaxy E5'te ve diğer Samsung telefonlarda öyle çok özellik oluyor ki, bazen hangi özelliği hangi menü altında bulduğunuzu unutabiliyorsunuz. Neyse ki Samsung çok güzel bir özellik eklemiş: Ayarlar içinde arama! Nasıl yani? Aynen Google'da bir şeyler arar gibi. Aradığınız ayarın adını yazıyorsunuz, doğrudan karşınıza geliyor. Menü menü gezmek, o ayar senin, bu ekran benim aramak yok.



Samsung Galaxy E5'te bir ayarı nereden değiştireceğinizi bulamıyorsanız, bulmak için yapılması gerekenler: Uygulamalar ikonuna tıklayın, Ayarlar'a girin. Ayarlar ekranının en üstünde, sağ üst köşede bir büyüteç ikonu var. Gördünüz mü? Ona tıklayın. Aradığınız ayarın adını yazın. Örneğin telefonu tek elle kullanabilmek için gereken ayarı arıyorsunuz diyelim. "Tek" yazmanız yeterli. İlgili maddeler karşınıza gelecek.

Bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki linklerden birine tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

İlgili:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Samsung markası üzerine diğer yazılar
Android üzerine diğer yazılar

Anket: Apple'ın akıllı saati "Apple Watch"ı satın almayı düşünüyor musunuz?

Son yazılarım

İlginizi çekebilir:

 
Web Analytics