Anket: Telefonda büyük ekranlar mı? Küçük boyutlar mı?

Android için bol özellikli takvim: aCalendar

Takvim hayatınızda önemli bir yer tutuyorsa, benim gibi ideal takvimi bulmak için çaba harcıyorsunuzdur herhalde. Windows Phone 8.1 güncellemesi ile Microsoft'un mobil işletim sistemi de "Haftalık görünüm" seçeneği olan bir takvime kavuşmuş. Bunu duyunca Windows Phone'un "Aylık görünüm" seçeneğinde de bir gelişme var mı diye kontrol ettim. WP 8.1'in varsayılan takviminde hâlâ aylık görünümde randevuların yazılarını göremiyorsunuz.

Bu vesileyle Android işletim sistemli telefonlar için piyasada bulunan pek çok takvim programından birisi olan aCalendar isimli ücretsiz uygulamadan bahsetmek istedim. aCalendar ücretsiz ama, ücretli olsa yeriymiş, onunla tanıştığımdan beri ondan vazgeçemiyorum. Öyle ki Sony Xperia Sola kullanıyorum ve Sony'nin varsayılan takvimine hiç elimi sürmüyorum.

aCalendar, pek çok özelliğinin yanı sıra, benim istediğim iki şeyi çok iyi yapıyor: Haftalık ve Aylık görünümler. Bu görünümlerde randevuların metinleri de gözüküyor ve böylece bir bakışta programınızda neler olduğunu görebiliyorsunuz.

Mobil Yazılar'ın tavsiyesi!

İpucu: iOS'de web sayfalarının metinlerini e-postalamak

iPhone ve iPad'in standart internet tarayıcısı olan Safari'de bir web sayfasını arkadaşınızla paylaşmak istediğinizde paylaşım düğmesine basarsınız ve açılan pencereden istediğiniz seçeneği seçersiniz. Bunu zaten yapmışsınızdır. Mesela bir sitenin linkini e-posta ile göndermişsinizdir.



Ancak Safari'de web sayfasını e-posta aracılıyla paylaşmak istediğinizde sayfanın sadece linki paylaşılıyor. Sayfanın içindeki yazıları paylaşmak istiyorsak? O zaman yapmamız gereken basit: Adres çubuğundaki "Okuyucu" düğmesine basıp, ardından paylaşım düğmesine basmak.



Okuyucu düğmesine bastığınızda Safari sayfayı gereksiz öğelerden arındırıp sadece yazıyı gösteriyor biliyorsunuz. Bu haldeyken paylaşım düğmesine basıp, e-posta seçeneğine tıkladığınızda sayfanın hem linkinin, hem de metninin e-posta mesajına eklendiğini göreceksiniz.



Kaydetmek ya da sonra okumak istediğim bazı sayfaları kendime e-postalamak için bu yöntemi sıklıkla kullanıyorum. Sayfa silinse de, içeriği değişse de bende yedeği olmuş oluyor.



MacBook Air incelemesi ve ipuçları için şu linke tıklayabilirsiniz: http://mobilyazilar.blogspot.com.tr/search/label/MacBook

iPhone ve iPad ile ilgili yazdıklarım için: http://mobilyazilar.blogspot.com.tr/search/label/iPhone ve http://mobilyazilar.blogspot.com.tr/search/label/Apple%20iPad

Bu yazı sizin için Mobil Yazılar tarafından yazılmıştır.

Adı üstünde: Kindle Bilgi Deposu

Bir Amazon Kindle'ınız varsa ve bu cihazla neler yapabileceğinizi, cihazın sınırlarını ne kadar zorlayabileceğinizi merak ediyorsanız, adı üstünde bir site olan "Kindle Bilgi Deposu"na bir bakmanızı tavsiye ederim. "E-kitap nedir?"den Calibre programının kullanımına, e-kitap düzenlemeden alternatif işletim sistemlerine kadar pek çok konuda yazılar ve bağlantılar bulabilirsiniz. Siteye ulaşmak için şu bağlantıya tıklamanız yeterli: http://kindlebilgideposu.wordpress.com/



Ben de Mobil Yazılar'da Kindle ve e-kitaplar hakkında çeşitli yazılar yazdım. Onlara da aşağıdaki bağlantılar üzerinden ulaşabilirsiniz.

İlgili linkler:
E-kitap üzerine yazılarım
Kindle üzerine yazılar, incelemeler, ipuçları

Mobil Yazılar, 2014. Yukarıdaki fotoğraf Mobil Yazılar tarafından çekilmiştir ve Creative Commons lisansı ile dağıtılmaktadır. Mobil Yazılar tarafından çekildiğini belirtmek ve link vermek şartı ile sitenizde ücretsiz olarak kullanabilirsiniz. 

Tiny Tower'ı yapanlar bunu da yapmış: Disco Zoo

Daha önceden Mobil Yazılar'da "Aman başlamayın" diye paylaştığım Tiny Tower'ı yapan NimbleBit, yeni bir oyun daha çıkardı: Disco Zoo. Bu oyun da Tiny Tower'a benzer mantıkta, yani siz oynamasanız da oyun dünyasında bazı değişiklikler oluyor. Ara sıra oyunu açıp bakmazsanız oyun ilerlemiyor, para kazanamıyorsunuz.

Oyun mekaniği böyle, peki konusu ne? Bir hayvanat bahçeniz var ve hayvanlar "uyanık kaldıkça" para kazanıyorsunuz. Her hayvanın belirli bir uyku döngüsü var, belirli aralıklarla uykuya dalıyor. Hayvanat bahçenizdeki hayvan sayısını ve çeşidini artırmak, hayvanların da uyanık kaldıkları süreleri uzatmak için "Safariye çıkıp" hayvanları "kurtarmanız" gerekiyor. Bunu yapmak için de bir oyun içinde oyun var. Bir alandaki bölmelerin altında gizlenmiş olan hayvan paternlerini tamamlayarsanız, o hayvanı hayvanat bahçesine eklemiş oluyorsunuz. Her hayvan için ayrı bir patern var, dolayısıyla nerelere tıklamanız gerektiğini tahmin edebiliyorsunuz.

Gelelim sorunlara. Büyük sorunlardan başlayalım mı? "Hayvanat bahçesi" denilen şey başlı başına problemli iken, bu oyunun hayvanları yakalamayı "kurtarma" olarak nitelemiş olması, buna ek olarak "hayvanları zorla uyanık tutarak para kazanma" fikrine dayanması, büyük bir sorun. Biliyorum, bu bir oyun, ancak oyunda bu açıdan bir sorun olduğunu da belirtmek zorundayım.

Daha basit sorunlara gelirsek: Oyun yeterince derin değil. Bir hafta içerisinde belli bir aşamaya gelip oyundan sıkılabilirsiniz. Tiny Tower'daki durumun aksine, kısa sürede yapılabilecek ya da keşfedilecek bir şey kalmadığını fark ediyorsunuz. Belki de bu açıdan Tiny Tower'dan daha iyidir: Alışkanlık yapamıyor.

Sonuç olarak, Disco Zoo oynamazsanız hiç bir şey kaybetmeyeceğiniz, oynarsanız da bir-iki hafta sizi eğlendirebilecek, ama çok fazla bir şey vaat etmeyen ücretsiz bir oyun.

Ayrıca bakınız:
Tiny Tower: Hiç başlamayın!
iOS (iPhone-iPad) oyunları

Dış bağlantılar:
"Kopya çekmek için" patern listesi
Disco Zoo'yu iTunes'dan indirmek için

MacBook Air ön-incelemesi

Bir MacBook Air aldım. Benim satın aldığım cihaz i5 işlemcili MacBook Air 13” (2013) modeli. Mobil Yazılar’ı takip edenler “Ey yazar, hep küçük modellerin peşinden koşuyorsun, MacBook’unu niye büyük aldın?” diyor olabilir. Doğrusu sürekli yanımda taşımayı düşünmüyorum bu cihazı, bundan dolayı da ekranı biraz büyük olsun istedim. Aslında aklım 11” modelde kalmadı değil. Benim aldığım modelin fiyatı 2600 TL civarındaydı.



Biliyorsunuz, incelemelerde benchmark’lar falan yapmayı sevmiyorum. O tip incelemeleri başkaları yapıyor zaten. Ben cihazların günlük hayatta ne kadar kullanışlı olduğuyla daha çok ilgileniyorum. Aslında bu açıdan bakınca MacBook Air’i tek kelime ile özetlemek mümkün: Lüks! Ama öyle “Satılık lüks daire” ya da “Lüks tuvalet fırçası”ndaki lükslerden değil bu. Lüks derken, “En iyi özellikli bilgisayar” ya da “En yüksek perfomanslı bilgisayar” falan da demiyorum. MacBook Air’in derdi onlar değil zaten. MacBook Air lüks, çünkü ince, hafif, SSD diski, aydınlatmalı klavyesi, müthiş bir touchpad’i var, ekranı harika görünüyor, sesi iyi çıkıyor, pil ömrü muazzam ve fan sesi sıfır! Başka cihazlarda bunların hepsini bir arada buluyorsanız, bir MacBook Air’den daha az para vermiyorsunuz.

Sondan başlayalım: MacBook Air, normal kullanımda fan sesi çıkarmayan bir bilgisayar. Az demiyorum: Sıfır diyorum. Bu, fan sesinden nefret eden benim gibi biri için o kadar güzel bir özellik ki! Tabletlerin fan sesi olmamasından her zaman bir artı özellik olarak bahsediyorum. Bu bilgisayarda o iğrenç sesten uzakta çalışma konforunu yaşayabilirsiniz.

Pil ömrü muazzam. 10 saat civarında pil ömrü var bu size şarj aletinin yerini unutma özgürlüğünü veriyor.



Genelde küçük ve hafif dizüstü bilgisyarların sesi az çıkar, şikayet konusu olur. Gerçi büyük ve hantal bilgisayarlarda da oluyor bu durum. Ama MacBook Air’de ses yüksek ve iyi çıkıyor.

MacBook Air’in ekranı retina olmadığı için eleştiriliyor ama, henüz retina ekranlı bir cihazı uzun süre kullanmadığımdam olsa gerek, hiç mi hiç aramıyorum. Ekran parlaklığı yüksek ve görüş açıları iyi.

Touchpad, herhalde bir MacBook’un en çok dikkat çeken parçasıdır. O kocaman touchpad’e gerek var mı? Hem de nasıl. Kullandığım en rahat touchpad MacBook Air’de. Ayrıca, daha önceden de yazdığım gibi, işinizi kolaylaştıracak pek çok özelliğe sahip.

Aydınlatmalı klavye başka cihazlarda da bulunuyor, MacBook’a has değil, ancak onsuz bir MacBook “lüks” olmazdı herhalde. Parlaklık seviyesini de isteğinize göre ayarlayabiliyorsunuz.

MacBook Air’in 128 GB SSD diski var. Sıradan hard diskler yerine SSD’ye sahip olması, hem hızlı, hem de sessiz olmasına katkı sağlıyor. Bugünün terabyte dünyasında az bir miktar olduğuna katılıyorum, ama yetersiz de değil.

MacBook Air’den daha ince ve hafif notebook’lar var elbette, ama MacBook Air asla adi veya kırılacakmış gibi durmuyor.

Ayrıca MacOS X Mavericks işletim sistemi Windows’tan farklı olsa da, oldukça eğlenceli ve hız kazandırıcı özellikler barındırıyor. MacOS’e alışmak hem zor, hem de değil. Zor, çünkü klavye kısayollarını bile yeniden öğrenmeniz gerekiyor. CTRL+Z yok mesela, CMD+Z var. Ya da Safari internet tarayıcısında F5 tuşuna basarak sayfayı yenileyemiyorsunuz, onun yerine CMD+R tuşlarına basmanız lazım. En enteresanları ise DELETE tuşu ile ENTER tuşu. DELETE diye bir tuş yok zaten, BACKSPACE var. FN+BACKSPACE tuşlarına bastığınızda “delete” yapıyorsunuz. ENTER tuşunun ilginçliği ise şu: Seçili dosyayı ENTER ile açamıyorsunuz. ENTER’a bastığınızda seçili dosyanın adı değişiyor. Bana mantıksız geliyor ama uzun süredir Apple kullananlar “Gayet normal, senin Windows yanlış çalışıyor” diyorlar. Neyse, bunlar ayrı bir yazının konusu. Hem zor, hem de değil demiştim ya, işi çoğunlukla internette olanlar için zor değil, çünkü internet siteleri her platformda aynı.

Sonuç olarak MacBook kullanması çok keyifli bir dizüstü bilgisayar. Elbette yukarıda bahsettiğim gibi alışması zaman alan farklılıklar var. UltraBook almayı düşünenlere bir de MacBook’a bakmalarını tavsiye ederim.

Ancak şahsen Windows’tan yakın zamanda vazgeçemeyeceğimi belirtmek zorundayım. MacBook Air iyi bir “ikinci bilgisayar” ya da “keyif bilgisayarı” diyelim.

MacBook Air ile ilgili paylaştığım, kimisi de bu incelemenin devamı niteliğinde olan yazılarımı okumak için şu linke tıklayabilirsiniz: http://mobilyazilar.blogspot.com.tr/search/label/MacBook

Mobil Yazılar, 2014. Bu yazı sadece mobilyazilar.com ve mobilyazilar.blogspot.com adreslerinde yayınlanmak üzere yazılmıştır. Böyle bir not yazmak zorunda kaldığım için okurlarımdan özür diliyorum, ancak siz rahat okuyun diye full feed özelliğini açtığımdan beri içerik hırsızları Mobil Yazılar'ın içeriğini yeniden kopyalamaya başladı.

E-posta hesabınıza girdik, bir arkadaşa bakıp çıktık!

Geçen gün bir Microsoft çalışanı hakkında şirket bilgilerini sızdırdığı iddiası ortaya atılmıştı. Konu ile ilgili detaylar ortaya çıkarken enteresan bir şey fark edildi. Microsoft bu çalışanı bağlantı kurduğu kişinin Hotmail hesabından takip etmişti, ama nasıl?

Microsoft'tan gelen açıklama, orijinal İngilizce metniyle, şu şekilde:

As part of the investigation, we took the step of a limited review of this third party's Microsoft operated accounts. While Microsoft's terms of service make clear our permission for this type of review, this happens only in the most exceptional circumstances. We apply a rigorous process before reviewing such content. In this case, there was a thorough review by a legal team separate from the investigating team and strong evidence of a criminal act that met a standard comparable to that required to obtain a legal order to search other sites. In fact, as noted above, such a court order was issued in other aspects of the investigation.
Diyorlar ki, şüphelinin Microsoft'ta bulunan hesaplarına şöyle bir baktık, zira lisans sözleşmemiz buna iznimiz olduğunu açıkça belirtiyor. Bu çok nadiren olacak bir şey diyorlar. Bir de, istesek mail hesabına bakmak için mahkemeden arama emri de çıkartabilirdik demişler.

İki şey dikkat çekici: (1) Arama emri çıkartabilirdik diyorlar, ama çıkartmamışlar. (2) Arama emrine ihtiyaçları yok çünkü tüketici olarak sizin, bizim, hepimizin e-posta hesabı alırken okumadan kabul ettiğimiz lisans sözleşmesi onlara e-posta mesajlarınıza bakabilme izni veriyor.

"Nasıl yani? Maillerimi okuyabilirler mi isterlerse?" O okumadığımız sözleşme ne diyormuş bakalım?
We may access or disclose information about you, including the content of your communications, in order to: (a) comply with the law or respond to lawful requests or legal process; (b) protect the rights or property of Microsoft or our customers, including the enforcement of our agreements or policies governing your use of the services; or (c) act on a good faith belief that such access or disclosure is necessary to protect the personal safety of Microsoft employees, customers or the public.
Buradaki b maddesine dikkat edin, ne diyor? "Microsoft'un haklarını korumak için". Microsoft, kendi haklarını korumak için sizin e-posta mesajlarınızın içerine ulaşabiliyor: "...including the content of your communications..."

Elbette bunu yapan bir tek Microsoft değil. Yahoo ve Google'da da aynı şey söz konusuymuş: "...protect the rights, property, or personal safety of Yahoo, its users and the public." "...protect against harm to the rights, property or safety of Google." Yani konu Microsoft sayesinde gündeme geldi, ama sorun sadece onda değil, e-posta hizmeti sağlayan alternatif şirketler de "istersek bakarız" diyorlar. Biraz "geek" yönü olanlar zaten bu şirketlerde e-posta hesaplarına erişebilen bazı teknik personelin bulunduğunu bilirler.

Neyse ki Microsoft konunun önemini fark etti ve bir daha bu tür durumlarda yasal izin bekleyeceğini belirtti. Microsoft'un çevrimiçi servislerini kullananlar için problem çözülmüş olsa da, diğerlerinden hiç ses seda yok.

Nedense, pek çokları tarafından e-posta'nın iki kişi arasında güvenli bir iletişim biçimi olduğu zannediliyor. Kimse okuyamaz, kimse göremez zannediliyor. Halbuki kimin götürdüğü belli olmayan kapatılmamış bir zarftaki mektuptan farksız. Diyeceksiniz ki, "Ne yapalım yani, bunları kullanmayalım mı?" Elbette kullanın, kullanın ama, bilinçli kullanın. Özel olan hiçbir şeyinizi dijital ortamda paylaşmayın. Ne şirketinizin yeni projesini, ne özel hayatınıza dair detayları "bulut"ta saklamayın. İnternetin sandığımız kadar güvenli ve özgür bir yer olmadığını artık anlamış olmalıyız. Ne yazık ki.

İlgili dış bağlantılar:
Konu ile ilgili The Verge haberi
Konu ile ilgili Engadget haberi

Yeni HTC One ile eski hatalara devam

Pek çok ürünün birbiri ile benzer olduğu bir çağda yaşıyoruz. Ürünleri birbirlerinden farklılaştırmak için çaba sarf etmek gerekiyor. HTC, “Windows Mobile” diye bir işletim sistemi var olduğu zamanlarda bunu anlamıştı ve ürünlerini farklılaştırmak, sıkıntılı olan Windows Mobile deneyimini de iyileştirmek için elinden geleni yapıyordu. HTC Touch ile başlayan macerası, Windows Mobile’in ömrünü doldurmasının ardından Android ile devam etti. Kimileri sevmese de, “Sense” deneyimini beğenenlerden biriydim ben. HTC One S ve HTC One X gibi modelleri hem görsel olarak, hem yazılımsal olarak müthiş buluyordum.



Ancak sonra HTC One diye bir şey çıktı. Dış görünüş olarak şık olmakla beraber, cihazın iki temel problem vardı.

Birincisi, HTC kullanıcılarının alışageldiği, HTC’yi diğerlerinden ayıran bir özellik olan Sense arabirimini değiştirmiş olmaları. Ürünlere, özellikle de yazılımsal yönü olan ürünlere bir özellik eklemek, sonra da kullanıcıları o özellikten yoksun bırakmak, son derece olumsuz algılara sebep oluyor. Ama yine de, yeni Sense’e de alışabilirdim, eğer ikinci problem olmasa: 4 MP kamera!

Ultrapiksel ya da değil, 4 MP o zaman da yetersiz bir çözünürlüktü, şimdi de yetersiz bir çözünürlük. HTC’nin mantığı şu şekildeydi: “Nasıl olsa artık telefonlar bilgisayar haline geldi, pek çok kişi de fotoğrafları telefonundan bilgisayarına aktarmıyor, sadece telefonda bakıyor. Dolayısıyla bu çözünürlük yeterli, yeter ki görüntü kalitesi iyi olsun”. Evet, kulağa mantıklı geliyor, ama telefonundan bilgisayarına hiçbir şey aktarmayanlar, acemi kullanıcılar. Ya da, Amerikalıların “Average Joe” dedikleri, “Sıradan kullanıcılar”. Ahmet abiler, Ayşe teyzeler. Teknolojiden biraz daha fazla anlayanlar, ya da fotoğraf ile ilgili olan kişiler fotoğrafları mutlaka bilgisayarlarına aktaracaktır. Daha büyük görmek isteyeceklerdir. Üzerinde değişiklikler yapmak isteyeceklerdir.

O zaman şu sorunun sorulması gerekiyor: HTC kime hitap etmek istiyor? “Ahmet abi”ler büyük bir kitleyi oluştursa da, bu kişiler varlıklı ise iPhone alıyor, değilse ya da başka bir sebepleri varsa [1] Samsung’un bütçelerine uygun bir modelini tercih ediyor. “Ahmet abi”nin peşinden gitmek, sektörün iki devine doğrudan saldırmaya çalışmak demek. Dev ile karşı karşıya geldiyseniz, ona bodoslama girişmek yerine onu zayıf noktasından vurmaya çalışırsınız.

İşin kötüsü, 4 MP kamera ile “Ahmet abi”lere hitap etmek bile zor bir iş. Çünkü elektronik mağazasında ilk sorduğu soru “Bunun kamerası kaç megapiksel” olan bir kişiye, 12, 16, 20 hatta 40 megapiksel kameraların olduğu bir çağda verdiğin cevap “4 megapiksel”. İstediğin kadar “Ama bu Ultrapiksel” diye dil dök, sıradan kullanıcılar için “yüksek rakam=daha iyi”. Ahmet abi kamerayı fazla önemsemese bile, iş yerinde yaşayacağı sosyal riski kafasında canlandıracaktır. Bir-iki maaşlık para döküp aldığı yeni telefonunu arkadaşlarına gösterirken alay konusu olmak istemeyecektir.

HTC’nin “özellik” olduğunu düşündüğü şey, benim için bir “Satın almama sebebi”. Geçen gün duyurulan “Yeni HTC One M8” ise, aynı yoldan gitmeye devam ediyor. Cihazın ön kamerasının çözünürlüğü, arka kamerasının çözünürlüğünden daha fazla. Yine de farklılaşmaya çalışmışlar, “Derinlik sensörü” eklemişler. Yeniliklerin peşinden koşmaları gerçekten takdir ettiğim bir şey ama, derinlik sensörü ne kadar önemli bir özellik? Satın almama sebebi olan 4 MP kamera olduğu gibi dururken… [2] [3]

Notlar

[1] Kızmayın canım. iPhone almayanlara “varlıklı değilsiniz” demiyorum. Elbette Apple’a gıcığınız olduğu için de Samsung alıyor olabilirsiniz. Ama Apple’a gıcığınız olması, sizin “Ahmet abiler” grubuna dâhil olmayacak kadar teknolojiden anladığınızı gösterir.

[2] Hatta optik imaj sabitleme (OIS) özelliği de çıkarılırken…

[3] Yazımın konusu “hatalar” ile ilgili olsa da, böyle eleştirel yazılar yazdığımda kızanlar olabiliyor. Bu cümle de onlar için gelsin: Evet, HTC One’ın güzel yönleri de var: ekranı, ön yüzdeki stereo hoparlörleri, kızılötesi özelliği gibi. HTC One kötü bir telefon değil, ancak benim satın almama sebebim ağır basıyor. Burada da amacım sizin beğenerek satın aldığınız telefonu kötülemek değil, HTC’nin yanlış olduğunu düşündüğüm stratejilerini tartışmak.

Sonunda sessizlik... Teşekkürler MacBook Air...

Bana bundan sonra MacBook Air aldıracak tek bir özellik varsa, o da sessizliği. Ne fan sesi, ne hard disk tıkırtısı. Sadece, siz klavyeyi kullanırken ister istemez çıkan sesler ve komşunun çocukları ile verdiği bitmek bilmeyen savaşın gürültüsü duyuluyor. Komşu gürültüsü azaldığı anlarda düşüncelerinizle başbaşa kalıyorsunuz. Sizi rahatsız eden, ara sıra şahlanan, zaman zaman sakinleşen ama hiç tam olarak susmayan, sürekli bir uğultu gelmiyor bilgisayardan.


Fotoğraf: Travis Isaacs. Creative Commons.

MacBook Air’de bir fan var, ama normal kullanımda duyulmayacak kadar düşük ses çıkartıyor. Düşük derken, Windows PC standardında düşük sesten bahsetmiyorum. Bugüne kadar yaptığım incelemelerde “Fan sesi düşük” dediklerimden çok daha düşük. Şu anda bu yazıyı MacBook Air’de yazıyorum ve fandan hiç bir ses duymuyorum. Elbette oyunlarda fan sesinin duyulduğu söyleniyor, ancak şu ana kadar herhangi bir oyun oynamadım bu cihazda. Sanırım oynayasım da yok, o fanın çalıştığını duymak istemiyorum!

Takıntılı mıyım? Galiba. Çoğu kimse fan sesine aldırış etmiyordur eminim. Ama bu tip seslerden rahatsız olanlar için MacBook Air müthiş bir konfor sunuyor.

Klavye de dokunmatik olsa onun bile sesi gelmeyecek ama, o kadarına da gerek yok! Enteresandır, tuşlarına bastıkça takır tukur sesler çıkartan klavyeleri daha çok seviyorum. Benim zevklerin modası biraz geçmiş galiba.

MacBook Air ile ilgili bir başka yazım:
MacBook Air dokunmatik değil ama...

iPad Mini ile 365 gün

Bir yıldır bir iPad Mini kullanıyorum. Daha önce iPad Mini'nin incelemesini yapmıştım, buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Ancak bildiğiniz gibi cihazların artıları ve eksileri en çok uzun süre kullandıktan sonra anlaşılıyor. Mobil Yazılar'da yaptığım incelemeler yabancı popüler sitelerin sıradan incelemelerinden biraz daha farklı, çünkü ben cihazların çoğunu kendim satın alıyorum, kendim kullanıyorum. Yine de, incelemeleri cihazları aldıktan sonraki birkaç hafta içerisinde yayınladığım için fark etmediğim, incelemelere yansıtamadığım olumlu veya olumsuz yönler olabiliyor. Bu yüzden bir süre sonra yeniden bir değerlendirme yapmak gerekiyor.



iPad Mini, Apple'ın ilk "küçük tablet" denemesiydi. Şimdi yeni bir versiyonunu çıkardılar: Retina ekranlı iPad Mini. Bu yeni versiyon daha hızlı, daha iyi ekrana sahip, bir de, daha pahalı. Ama birinci nesil iPad Mini halen satılıyor. Dolardaki artışa rağmen özel indirimlerde 650 TL gibi rakamlara bulunabildiğini duyuyorum. Dolayısıyla küçük bir tablet isteyenler için hala geçerli bir seçenek.

Ekran: Retina değil ama, küçük yazılar ve detaylı PDF'ler dışında hiç bir sorun yaşamadım.

Dayanıklılık: iPad Mini'yi birkaç defa kötü şekilde düşürdüm. Sapasağlam maşallah. Bu dayanıklılığa şaşırdım doğrusu.

Klavye: Sürekli fiziksel klavyelerin üstünlüğünden bahseden biri olarak dokunmatik bir klavyeyi bu kadar kolay kullanabileceğimi düşünmezdim.

WiFi: Bu konuda şikayetim var. iPad Mini, diğer cihazların ve HTC Flyer'ın rahatça internete girebildiği yerlerde WiFi çekim gücünün yetersiz kalması nedeniyle sayfaları açamıyor, sinir bozuyor.

RAM: iPad Mini konusunda şikayetçi olduğum bir konu daha. Mini'nin RAM miktarı yetersiz, bu da pek çok probleme sebep oluyor. Açtığınız programlar ve oyunlar bir başka programa geçiş yaptığınızda kapanabiliyor.

İnternette gezinirken: İnternet konusuna gelmeden önce WiFi'den ve RAM'den bahsettim, çünkü bu ikisi iPad Mini'nin web deneyimini olumsuz etkileyen faktörler. iPad Mini gibi hafif bir cihazla, bilgisayarın fan sesine katlanmak zorunda olmadan, ister oturarak, ister yatarak internette dolaşmak son derece keyifli. Ama bu keyfi yarıda kesen şey zayıf WiFi çekim gücü ve özellikle de birden fazla sayfa açtığınızda cihazın RAM'inin yetersiz kalması. RAM yetersiz kaldığı için sayfadan sayfaya geçişlerde önceki sayfa tekrar yükleniyor. Tarayıcıdan çıkıp, başka bir programa geçip geri geldiğinizde yine aynı şey. O kadar sinir bozucu ki! İyi bir internet deneyimi isteyenlere birinci nesil iPad Mini'yi tavsiye edemeyeceğim.

Lightning Connector: iPad Mini'nin problemli yönleri bitmedi ama, araya iyi bir şey sıkıştırayım dedim. Şu tersi düzü olmayan Lightning Connector'a bayılıyorum. MicroUSB girişi gibi standart olmaması bir sorun olsa da, karanlıkta bile kolayca takılabiliyor olması, MicroUSB'li diğer bütün cihazlar gibi takmak için savaşmayı gerektirmemesi harika. Eğer MicroUSB standardı yenilenecekse, Apple'dan biraz ilham almalılar.

Ses: Apple'dan beklenmeyecek bir hata var iPad Mini'de. Cihazı yatay olarak kullandığınızda dışarı ses veren hoparlörler sadece bir tarafta kalıyor ve ses sadece bir yönden geliyor. Video izlerken, oyun oynarken dikkatinizi dağıtan, keyfinizi kaçıran bir problem. Otomobilinizde müzik sesinin sadece sağ hoparlörden geldiğini düşünsenize!

Depolama alanı: Ben iPad Mini'nin en ucuz modeli olan 16 GB hafızalı versiyonunu almıştım. HTC Flyer tabletimde 16 GB hafıza her şeye yeterken iPad'de yetmiyor. iPad'imde film yok, birkaç albüm ve birkaç oyun var. Bir de arada kamerası ile video çekiyorum. Ama yetmiyor. İşin kötüsü, 32 GB hafıza olsa, onun da yeteceğinden şüphem var. Buna ek olarak, daha önceden bahsettiğim gibi, Apple daha yüksek hafızalı modelleri gereksiz şekilde yüksek fiyatlara satıyor. Daha yüksek hafızası olan modelleri almak isterdim ama, keşke biraz daha insaflı fiyat farkları belirlenseydi!

Bu problemler haricinde iPad Mini'yi kullanmaktan büyük keyif aldığımı itiraf etmeliyim.

İlgili:
iPad Mini incelemesi

Anahtarını unutan, kumandasını kaybeden, flash belleğini düşüren: Nokia'nın bir çözümü var

Nokia "Treasure Tag", anahtarlık gibi bir şey aslında. Bluetooth ile telefonunuza bağlanıyor. Daha sonra da istediğiniz bir objeye iliştiriyorsunuz. Örneğin anahtarınıza, USB belleğinize ya da herhangi bir şeye: Televizyonun bir türlü bulamadığınız kumandasına, çantanıza, cüzdanınıza, ya da başka bir değerli eşyanıza. Eğer telefonunuz ile bu "Treasure Tag" iliştirilmiş eşyanız arasındaki uzaklık artarsa, örneğin, anahtarı restoranda masanın üzerinde unutmuş, dondurmacıya doğru yol alıyorsanız, telefon sizi uyarıyor. Dilerseniz Treasure Tag'de ses çıkartıp "buradayım" diyebiliyor.



Telefonu ve anahtarınızı aynı anda kaybetmedikten sonra, gayet de güzel bir fikir. İlk fırsatta bir tane edinmek istiyorum!

Daha fazla bilgi

İnternete bedava gireceğim derken...

Sevgili okur, dikkat! Parolasız WiFi erişimi sağlayan kafeler ve restoranlarda internete girmek her ne kadar çekici görünse de, sen sen ol, böyle yerlerde bedava internetin cazibesine kapılma. İster işte olsun, ister okulda, isterse de Amerikan kahve markasının bir şubesinde, herkesin bağlanabildiği kablosuz internete bağlanma. Mutlaka bağlanman gerekiyorsa da, sakın bankaların internet sitelerine girme, ya da kredi kartınla alışveriş yapma.


Fotoğraf: Liz West. Creative Commons.

Apple’ın ürünlerinde (iPhone, iPad, MacBook vs) bir hata çıkmış, ortak alanlarda kablosuz internete girenler tehdit altındaymış. “Apple kale gibi güvenlidir” diye düşünüp yanılma, aylardır fark etmemişler bu hatayı. Şimdi güncellemesini çıkardılar, Apple cihazlarını mutlaka güncelle!

Son bir not, evdeki internetini de mutlaka parola ile koru, konu komşu bedava internete girsin diye kablosuz internetini açıkta bırakma. Sen zaten biliyorsun bunları da, ben hatırlatayım istedim.

İpucu: Kindle'da ekran görüntüsü almak

Amazon Kindle'da okuduğunuz metinde herhangi bir yeri beğendiğinizde kolayca işaretleyip kaydedebilirsiniz. Yine de, bazen ekran görüntüsü alıp tüm sayfayı kaydetmek isteyebilirsiniz. Bunu yapmak için, eğer Kindle Paperwhite kullanıyorsanız, ekranın çapraz üst köşelerine tıklayabilirsiniz. Ekranda bir yanıp sönme olduğunda, görüntü kaydedilmiş demektir. Daha eski model olan Kindle Touch'da ise ekranın altındaki "Home" düğmesine basılı tutup ekranın herhangi bir yerine tıklamanız yeterli. Dosyalara ulaşmak için cihazı USB kablosuyla bilgisayarınıza bağlamanız gerekiyor.



Daha fazlası: LifeHacker

Kindle ile ilgili daha önce yazmıştım:
Amazon Kindle Touch incelemesi
Kindle ile ilgili bilmeniz gereken 20 şey
Kindle hakkında tüm yazılarım

MacBook Air dokunmatik değil ama...

MacBook Air ve Apple'ın diğer dizüstü bilgisayarlarında dokunmatik ekran yok. Aslında Apple'ı iPhone ya da iPad'den tanıyanlar tüm Apple ürünlerinde dokunmatik ekran bulunacağını varsayabilirler, böyle zannetmekte de haklılar. Zira iOS kullanmış olanlar için bile ikonların benzerlerini MacOS'de görmek ekrana dokunma isteği uyandırıyor.

Doğrusu ben de MacBook Air'de dokunmatik ekran olsun isterdim. Özellikle de dokunmatik ekranlı Windows 8 bilgisayarları kullandıktan sonra ister istemez alışıyor, önünüze gelen her dizüstü bilgisayarın ekranına dokunmaya çalışıyorsunuz. Yine de MacOS'de dokunmatik ekranın eksikliğini biraz olsun unutturacak kolaylıklar var.

MacBook'ların o kocaman TouchPad'leri -İzleme Dörtgeni- çoklu dokunmayı destekliyor. Denediğim benzer özellikli pek çok diğer dizüstü bilgisayardan da daha iyi bir iş çıkartıyor. Alışık olduğunuz iki parmakla yakınlaştırmadan dört parmakla programlar arası geçmeye kadar pek çok seçeneğiniz var.

Benim favorilerim: İki parmakla sayfayı kaydırma; iki parmakla sağa-sola hareketler yaparak önceki-sonraki sayfalara gitme; iki parmağı sıkıştırıp açarak yakınlaştırma; iki parmakla çift tıklayarak bir web sayfasındaki yazıya ya da resme odaklanma; dört parmağı ortaya doğru sıkıştırarak Launchpad'e ulaşma; üç parmakla penceleri sürükleme; Safari'de iki parmağı sıkıştırarak tablar arası geçiş yapma. Ayrıca Windows'tan Mac'e geçiş yapanların nasıl yapılacağını merak edebilecekleri bir detayı da yazayım: Sağ tıklama menüsünü çıkarmak için iki parmağınızla tıklıyorsunuz. Ya da Kontrol (CTRL) tuşuna basılı tutarken tek tıklayabilirsiniz.

MacOS'de TouchPad'in çoklu dokunmatik ayarlarını yapmak için Sistem Tercihleri'nden İzleme Dörtgeni'ne tıklamanız yeterli.

iOS oyunu: Rakoo's Adventure

Şu anda App Store'dan ücretsiz olarak indirebileceğiniz Rakoo's Adventure, bir "Endless runner" aslında. Kendi kendine koşan bir rakunu tek parmağınızla kontrol ediyorsunuz. Bir farkı, karakterinizi parmağınızla dört farklı yöne çekebiliyor olmanız. Bu şekilde çiçekleri topluyor, düşmanlardan ve engellerden kaçıyorsunuz. Eğlenceli grafikleri ile hem çocuklara, hem size iyi vakit geçirtecek bir oyun.

İndirmek için tıklayınız.

Nokia Lumia Icon: 1520'nin küçüğü

Nokia Lumia Icon şu anda ABD'de Verizon'a özel olsa da, benzer özelliklerde bir Lumia'nın yakın olduğu söylenebilir. Lumia Icon, Lumia 1520 "phablet" ile hemen hemen aynı özelliklere sahip, ancak insan kullanımına uygun (daha küçük) boyutlarda. Windows Phone işletim sistemli Lumia Icon'un 5 inç boyutunda ve 1080p çözünürlükte OLED CBD ekranı, 2.2 GHz işlemcisi, 20 Megapiksel kamerası, Gorilla Glass 3 ekranı, NFC özelliği var. Lumia 620 ve 925 haricinde Nokia Lumia telefonların tasarımlarını pek beğenmiyordum ama, Lumia Icon da fena görünmüyor doğrusu.

iOS oyunu: Pit Droids

Bulmaca oyunlarını seviyorsanız, Star Wars temalı bir oyun olan Pit Droids'i tavsiye ederim. Aslen 1999'da çıkmış olan bu oyunun iPhone ve iPad'e uyarlandığını görmek beni çok sevindirdi. Pit Droids'de çeşitli renklerde robotları belirli kurallara göre yönlendirip hedeflerine ulaştırmaya çalışıyorsunuz. Ben keyifle oynuyorum doğrusu. Fiyatı 3,59 TL. İndirmek için: https://itunes.apple.com/tr/app/star-wars-pit-droids/id494450386?mt=8

İpucu: Windows 8'de kolay paylaşım

Pek çok kişi Windows 8'den hoşlanmıyor, doğrusu ben de bazı yönlerini pek beğenmediğimi itiraf etmeliyim. Özellikle de dokunmatik ekranı olmayan cihazlarda Windows 8'in o Metro/Modern arabiriminin pek kullanışlı olmadığını düşünüyorum. Yine de Windows 8'de güzel özellikler de bulunuyor. Bunlardan biri de paylaşım özelliği.

Ekranın sağ tarafından ortaya doğru çektiğinizde çıkan "Charms Bar" isimli çubukta "Paylaşım" düğmesi bulunuyor. Bu düğmeye tıkladığınızda karşınıza paylaşım seçenekleri çıkıyor. Örneğin dokunmatik Internet Explorer sürümünü kullanıyorsanız, açık olan sayfanın linkini paylaşabilirsiniz. Örneğin e-posta olarak gönderebilirsiniz. Listenin üstünde aşağı ok şeklinde görünen tuşa basarsanız, link yerine ekran görüntüsünü resim olarak paylaşma seçeneği çıkıyor.

Modern/Metro destekli olmayan uygulamalarda bu paylaşım düğmesi sadece ekran görüntüsü paylaşıyor. Doğrusu bu beni pek de olumsuz etkilemiyor, zira çoğu zaman ekran görüntüsünü linke tercih ediyorum.

Bu şekilde kolay paylaşım aslında geç kalmış bir özellik. Android ve iOS telefon ve tabletlerin dünyasında paylaşım o kadar kolay ki Windows'ta bunun olmamasının eksikliği hissediliyordu.

Ben bu özelliği daha çok "kendime not" göndermek için kullanıyorum. Kaydetmek istediğim şeyler artık saniyeler içerisinde e-posta hesabımda arşivlenmiş oluyor.

İlginizi çekebilir: Windows 8 işletim sistemli, dokunmatik ekranlı, ucuz ve hafif bilgisayar: Acer V5 122p incelemesi

Acer V5 122p (AMD A6) incelemesi: Küçük, hafif, dokunmatik

Acer V5 122p'nin AMD A6 işlemcili modelini satın aldım. İnternette yaptığım araştırmalarda bu modele dair pek fazla bilgiye ulaşamadığımdam biraz şüphelerim vardı doğrusu. Ancak şu ana kadar cihazdan memnun kaldım.



Acer V5 122p'nin AMD A4 işlemcili modeli de var. A4 modeli Teknosa'da satılıyor ve çift çekirdekli. Benim aldığım model ise dört çekirdekli A6-1450 modeli. Aradaki fiyat farkı çok düşük olduğu için daha güçlü olan modeli tercih ettim. Benim aldığım modelde 4 GB RAM ve 320 GB HDD var. Ayrıca AMD Radeon HD 8250 grafik çipi bulunuyor.

Mobil Yazılar'ı takip edenler bilirler, küçük cihazları severim. Bu cihaz da 1.4 kilogram ağırlığında. Netbook'lar kadar yani. Windows 8 yüklü geliyor ve dokunmatik ekranı var. Yeni Windows'u dokunmatik ekran ile kullanmak çok daha iyi oluyor.



Dış görünüş: Cihaz plastik, ama metal gibi görünüyor ve çok şık duruyor. Ben gri renklisini aldım. Mavi renklisi de var ama, o çok iyi gelmedi gözüme.

Performans: Şu ana kadar herhangi bir problemle karşılaşmadım. Yeni dokunmatik IE 10'da pek çok sekme açılı olduğu halde gözle görünür bir yavaşlama yok. YouTube videolarını HD olarak izleyebiliyorum. Oyun kurmadım ama Acer V5 122p'yi oyun bilgisayarı olarak almanız hata olur zaten.

Ekran: Cihazın 11.6 inç büyüklüğündeki, 1366x768 piksel çözünürlüğündeki LED ekranı güzel görünüyor. Parlaklık seviyesi biraz daha yüksek olabilirmiş ama renkler canlı, görüş açıları iyi. Benzer özelliklere ve fiyata sahip cihazların (örneğin Asus X202'nin) ekranına göre çok daha kaliteli gözüküyor. Parlak ekran olduğu için yansımalar biraz problem olabiliyor.



Dokunmatik: Acer V5 122p'nin ekranı dokunmatik. Şu ana kadar hiç bir sorunla karşılaşmadım Allah'a şükür. Windows 8'li bilgisayarların şu "metro" arabirimi dokunmatik ekranlara göre tasarlanmış zaten. Dokunmatik olmasa Windows 8 çok daha keyifsiz olurdu. Dokunmatik özelliğine çok çabuk alışılıyor. Hatta artık evdeki diğer bilgisayarların ekranına dokunurken buluyorum kendimi.

Klavye ve touchpad: Daha önce incelemesini yazdığım Acer 5755G'nin klavyesi hiç hoşuma gitmemişti. Acer V5 122p ile ise şu ana kadar bir problem yaşamadım. Bazı modellerde klavyenin alttan aydınlatması var ama benim aldığım modele koymamışlar. Doğrusu bu biraz hayal kırıklığına sebep oldu. Touchpad'inde hoşuma gitmeyen tek şey kullandıkça parmak izlerinin çıkması dolayısıyla kötü görünmesi.

Pil ömrü: Cihazın zayıf noktalarından biri pil ömrü. Rakipleri iki kat, hatta üç kat daha fazla pil ömrü vaat ederken, Acer V5 122p sadece 3,5 saat pil ömrü sunabiliyor. Bataryası değişmiyor, ama yeni trend bu biliyorsunuz.



Taşınabilirlik: Cihaz küçük ve hafif. Şarj aleti de küçük sayılır. Pil ömrü uzun olsaydı şarj aletini çantaya atmaya bile gerek kalmayabilirdi. Şarj aleti tartıya koyduğumda 185 gram geliyor. Normal notebook'ların şarj aletlerinin 350-400 gram gelebildiğini düşünürseniz, son derece hafif. Hatta Samsung N150 netbook'un şarj aleti bile 270 gram geliyor.

Portlar: 2 USB (biri USB 3 destekli), 1 Mini DisplayPort, 1 SD kart okuyucu.

Sonuç: AMD A6 işlemcili Acer V5 122p sıradan kullanıcıların ihtiyacını karşılayabilcek hafif bir bilgisayar. Ancak fiyatının biraz düşmesi gerektiğini düşünüyorum.

Dikkat edilmesi gerekenler: Yanlışlıkla A4 işlemcili olanı almamaya dikkat edin. Ayrıca cihazın 15 farklı varyasyonu var. Ciddiyim, tam 15 farklı Acer V5 122p var. Dolayısıyla satın almadan önce cihazın üzerindeki etikete ve donanım özelliklerine bakın. Mağazaların internet sayfalarında yazanlar yanlış olabiliyor, dikkat edin.

Acer V5 122p kime göre? Hafif bir bilgisayar isteyenler. Netbook'unu yenilemek isteyenler. Bilgisayarını ofis programlarını kullanmak ve internete girmek dışında işler için kullanmayanlar.

Kime göre değil? Ofisinde ethernet portu ile internete bağlanan, VGA bağlantısı ile projektöre ya da harici ekrana bağlanmak isteyenler. Oyun severler. Yüksek performans isteyenler. Web kamerasını kullanarak görüşme yapan ve kameradan yüksek kalite bekleyenler. Fişten uzakta saatler geçirenler.

Artıları:
Küçük ve hafif.
Ekranı dokunmatik.
Çok şık görünyor.
Ekranında renkler canlı, görüş açıları iyi.

Geliştirilebilecek yönleri:
Ekranın parlaklığı daha yüksek olabilirdi.
VGA ve Ethernet portları bulunabilirdi. Bazen gerekiyor!
İşlemci GHz olarak daha yüksek olabilirdi.
Fiyatı biraz yüksek, daha düşük olabilirdi.
Bataryası değiştirilebilse iyi olurdu.

Eksileri:
Web kamerası kaliteli görüntü vermiyor.
Rakiplerinin pil ömrü çok daha iyi.
Kafa karıştıran pek çok farklı modeli var. 

Bu yazı sizin için Mobil Yazılar tarafından yazılmıştır. Memnun kaldıysanız lütfen buraya tıklayarak diğer yazılarıma da bakınız.

Anket: Telefonunuzun dahili hafızası (depolama alanı) kaç GB?