Cuma, Mayıs 13, 2016

Calibro Touch Lux v5.13 güncellemesi

Calibro kullanıcılarının merakla bekledikleri güncelleme gelmiş. Doğrusu ben cihazımı şimdilik güncellemeyi düşünmüyorum, ama pek çok iyileştirme olduğundan bahsediyor LibroNet.
"Calibro Touch Lux modeli yepyeni bir güncelleme paketi ile daha hızlı, daha pratik ve üstelik yepyeni özelliklere sahip. Kitap kiralamadan önizlemeye, performanstan ekran geçiş hızına birçok şey değişti."



Dikkatimi çeken yenilikler de şöyle:

* E-kitapların %10'unu ücretsiz olarak okumayı sağlayan önizleme özelliği eklendi.
* E-kitap kiralama özelliği eklendi (kiralama süresi: 15 gün).
* Arama özelliği iyileştirildi ve artık büyük/küçük harf ayrımı yapmıyor.
* Türkçe kitaplar için heceleme özelliği eklendi. Okuma ayarlarından etkinleştirilebilir.
* Bir kitap için elle yapılan font büyüklüğü ayarı artık diğer kitapları etkilemiyor.
* İçindekiler bölümünün görünümü iyileştirildi.
* EPUB, PDF ve FB2 formatları için sayfa geçişleri hızlandırıldı.
* Fazla sayıda resim içeren PDF dosyaları için açma ve sayfa çevirme hızı iyileştirildi.

D&R Kobo modellerini Türkiye'ye getireceğini açıkladığından beri Babil.com ve Calibro'da bir hareketlenme var. Önce sosyal medya hesaplarından Calibro ile ilgili görseller paylaşmaya başladılar, şimdi de uzun süredir beklenen, ümitlerin kesildiği güncelleme geldi. Mobil Yazılar'dan hep söylediğim gibi, rekabet iyidir.

Şimdi LibroNet'e (ya da ona rakip olacak herhangi bir firmaya) bir çağrıda bulunalım. E-kitap okuyucu cihazların fiyatları uçmuş gitmiş. 150 TL'ye Calibro Basic, 250 TL'ye Calibro Touch Lux alınabildiği günlerde ikişer tane alsaymışım keşke diyorum bazen :) Diyeceğim o ki, şu aletlerin fiyatını yükseltmeyin bu kadar. Ya da yeni bir "Giriş Seviyesi" model çıkartın, fiyatı da 199 lirayı geçmesin. "459 liradan başlayan fiyatlarla" yazmışsınız siteye, bu nedir yahu? Bir de, getireceğiniz ucuz modeli Calibro Basic gibi güncellemesiz, özelliksiz bırakıp satın alanları üzmeyin.

Calibro yazılım güncellemesi ile ilgili detaylar için: http://www.babil.com/Main/Home/PageContent/Calibro-Touch-Lux-5-13-guncellemesi 

Calibro ile ilgili diğer yazılarım, incelemeler ve ipuçları için: http://mobilyazilar.blogspot.com.tr/search/label/Calibro

Perşembe, Nisan 21, 2016

Lenovo A7010 (Vibe K4 Note / Vibe X3 Lite)

Lenovo'nun ürettiği hoş bir telefondan bahsetmiştim daha önce: Lenovo Vibe X3. Türkiye'de Lenovo A7010 adıyla satılan cihaz, Vibe X3'ün "lite" yani az özellikli versiyonu. Başlığa bakıp "Ne biçim adı var?" diyorsanız haklısınız: Türkiye'de A7010 adıyla satılan bu telefon, başka ülkelerde Vibe K4 Note ve Vibe X3 Lite adıyla da satılıyor. İşin komik tarafı, bu telefon ne A7000'e benziyor, ne de Vibe K3 Note'a. Esasında sahip olması gereken isim, Vibe X3 Lite. Ama Lenovo Türkiye henüz asıl X3 modelini ülkemize getirmediği için, bu modele de "lite" demeyi uygun görmemiş. Sonuçta ortaya böyle bir karmaşa çıkmış.



Doğrusu Vibe X3 modelini merakla bekleyenlerden biriyim. Hindistan, Bulgaristan gibi ülkelerde bulunabiliyor, ancak bize henüz gelmedi. X3 modelinden daha önce şu yazımda bahsetmiştim: Lenovo Vibe X3: Ha gayret Lenovo! Lenovo elbet bir gün bu cihazı da getirecektir diye umuyorum, ancak şimdilik soranlara "Bu model ile ilgili satış çalışmamız yoktur" diyorlar. Bunun anlamı aslında şu: "Bekleyerek vakit kaybetmeyin, piyasadaki modellerimizden birini alıp geçin". İleride getirmeyiz diyen yok zira.

Neyse, Lenovo Türkiye bize Vibe X3'ün "lite" modelini layık görmüş, ondan bahsedelim. Onu da fark etmeyelim diye A7010 olarak isimlendirmiş, bunu tekrar vurgulamadan geçmeyelim. Doğrusu ben bu telefonu neredeyse satın alıyordum, mağazaya gittiğim bir seferde bulamadım, diğer denememde ise istediğim rengi yoktu. Ben bunu yaptığımda cihazın fiyatı 1200 TL idi. Şimdi 900 TL'ye bulunabiliyor. İyi ki almamışım! Çünkü cihazın ederi bu. 900 TL. Daha önce de söylemiştim, Lenovo gibi firmalar kendilerini Apple zannederek fiyatlandırmaya gitmemeli.



Cihazın 5.5" 1080p ekranı, 32 GB hafızası, 2 GB RAM'i, Mediatek MT6753 işlemcisi, 3300 mAh bataryası, MicroSD kart yuvası, parmakizi okuyucusu, bence en önemlisi de, ön tarafa bakan Dolby Atmos destekli stereo hoparlörleri var. Fiyatına (900 TL) göre ekranı, hafızası iyi; parmak izi okuyucusu olması çok iyi. RAM'i olması gereken seviyede (Samsung'un daha pahalı modellerinde daha az RAM olabiliyor). İşlemcisi tartışılır, ama bu fiyatlarda Mediatek'e sık rastlanıyor (İşlemci ile ilgili olumsuz yorular olduğunu belirteyim. Örneğin şu sayfadaki kullanıcılar bu işlemcinin 1080p ekrana yetmediğini, oyunlarda çok sıkıntı çıkardığını yazıyorlar). 

Kamerası 13 MP ama, artık kaç megapiksel olduğu kaliteyi gösteren bir unsur olmaktan uzaklaştığı için, bu ifadenin hiç bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Şahsen mağazada birkaç telefonu denediğimde, alternatif Samsung modellerinin kamerasının daha iyi çektiği izlenimine kapıldım. Cihazın Samsung ISOCELL kamerası ve PDAF odaklama özelliği olduğu söyleniyor ama, pek bir etkisini göremedim. Ancak sadece mağaza içinde denediğimi tekrar hatırlatayım. Zira GSMArena'nın fotoğraf kalitesi testlerinde 13 MP kameralı Samsung Galaxy E7 ile aynı, belki de daha iyi performans verdiği söylenebilir.

Sonuç olarak, eğer bugün yeni bir telefon alacak olsaydım, Lenovo A7010'u ciddi olarak düşünürdüm. Aynı fiyata Asus Zenfone modellerinde bile 720p ekran ve 16GB hafıza var. Parmak izi okuyucusunun ya da yüksek ses özelliklerinin izine bile rastlanmıyor. Ben A7010'un özellikle de beyaz modeline tabir caizse "hastayım" zaten. Aklıma takılacak tek şey ne olurdu biliyor musunuz? Ne zaman servise işimin düşeceği... Çöz şu problemleri Lenovo. Mağdur etme müşterilerini.

Ne dersiniz? Lenovo A7010'un fiyatının bu kadar düşmesinin ardında, Lenovo Vibe X3'ün yakın zamanda Türkiye'ye gelecek olması gibi bir sebep olabilir mi?

Sabri Alyu'nun A7010 inceleme videosunu da eklemeden geçmeyelim:


Çarşamba, Nisan 20, 2016

Kobo modelleri Türkiye'de

Gün geçmiyor ki bir kitap mağazası daha e-kitap işine el atmasın. Sıradaki oyuncumuz D&R. Bu sefer bilindik bir marka var karşımızda: Kobo.

D&R, Kobo'nun üç modeli ile çıkıyor karşımıza: "Giriş modeli" Kobo Touch 2.0, "Çoğunluğa hitap eden" Kobo Glo HD ve "Param çok diyenlere" Kobo Aura H2o. Kobo Touch 2.0'da ekran aydınlatması bulunmuyor, fiyatı 330 TL. Kobo Glo HD, ekran aydınlatmalı ve 430 TL. Büyük ekranlı, MicroSD kart girişli ve su geçirmez özellikli Kobo Aura H2o ise 650 TL.



Doğrusu Kindle ve Calibro sahibi olan biri olarak ilgimi büyük ekranlı model çekiyor, ancak onun 650 liralık fiyatını da yüksek buluyorum. İlk kez bir e-kitap okuyucu alacak olsaydım, Kobo Glo HD modeline yönelirdim.

Bu yazı yazıldığı sırada Babil.com'un Calibro Basic modeli temin edilemiyordu. Calibro Touch Lux 460 TL, Calibro Sense ise 500 TL fiyat etiketine sahipti. Calibro'nun lansman fiyatlarını da hatırlayalım: Basic modeli 150, Touch Lux modeli 250 TL idi. D&R'ın lansmanda Kobo markası ile bu fiyatlara ulaşması mümkün değil ama, dolar da Calibro lansmanında olduğu seviyede değil zaten.

İnşallah D&R bu işin altından kalkabilir. Belki Babil ile rekabetleri fiyatları da aşağı çeker? En azından Calibro Touch Lux modelinin fiyatı düşmeli diye düşünüyorum. 

İlgili linkler:
http://www.dr.com.tr/kobo
Kobo Aura H2o incelemesi
Kobo Glo HD incelemesi 
Kobo Touch 2.0 incelemesi

Cuma, Şubat 12, 2016

Lenovo Vibe X3: Ha gayret Lenovo!

Lenovo, "Lenova" değil, başka alanlarda başarılı olduğu halde, telefon pazarında bir türlü istediği başarıyı yakalayamayan bir firma. Evet, eski adıyla "Koskoca IBM", yeni adıyla "Lenovo", laptop alanındaki başarısını cep telefonlarına yansıtmayı bir türlü başaramadı. Doğrusu son çıkan bir-iki modeli dışında, bana da pek çekici gelmiyordu Lenovo modelleri. Bunun ardındaki sebeplerden biri, gereksiz, çirkin bir "özelleştirilmiş UI". Bir diğeri de, mantıksız donanım tercihleri, kısıtlamaları. Ancak Lenovo Vibe X3 modeli biraz heyecan uyandırdı doğrusu.



Lenovo Vibe X3 modeli, Lenovo'nun tüketicileri dinleyip, hatalardan arınmaya başladığı (tam olarak gerçekleşmese de, "başladığı") bir model olmuş gibi. Arabirim (UI) düzelmeye başlamış. Donanımdan kısmak yerine, bol bol serpiştirmişler. MicroSD kart slotu da var, Snapdragon 808 işlemcisi de; 3GB RAM'i de var, 21 MP Sony sensörlü kamerası da; 32 GB depolama alanı da var, parmak izi okuyucusu da. Hatta Galaxy Note 4'deki gibi IR (kızılötesi) kapısı bile var. Snap 808 ve 3GB RAM'i duyunca "E, bu flagship değil ki?" diyenleriniz olabilir. Olsun, "amiral gemisi" (ne iğrenç bir tabir değil mi? Neyse...) değil ama, "uygun fiyatlı amiral gemisi" (işte yine o tabir!) olabilir. Asus Zenfone serisi böyle başarılı olmadı mı? Lenovo kendini Asus'dan bir basamak yukarı konumlandırabilir. Zira Asus cephesinde pek çok problemler var. En azından kalite kontrol departmanını biraz çalıştırsa Lenovo, daha mutlu müşterilere sahip olabilir.



Lenovo Vibe X3'ün bence en dikkat çekici özelliği, şık tasarımının altında gizli olan ses yetenekleri. HTC'nin üst seviye modellerinde ve Nokia Internet Tablet gibi tarihi eserlerde bile bulunan, ön tarafa bakan stereo hoparlörler var Vibe X3'de. Bugüne kadar Mobil Yazılar'da hemen hemen her cihazın incelemesinde söylediğim gibi, mobil cihazlarda (hele de tabletlerde) hoparlörlerin arkada veya yanda olması, tam bir saçmalık. "Acayip film izleniyor!" demesini biliyorlar ama, film izlerken ses kalitesinin ne kadar berbat olduğunu söylemeyi unutuyorlar (Evlerindeki ses sistemleri ters dönesiceler!). Dolayısıyla, sırf bu özelliğinden dolayı bile takibe değer bir cihaz olduğunu düşünüyorum Lenovo Vibe X3'ün. GSM Arena ses kalitesinin de üst düzeyde olduğunu yazmış, ancak daha fazla incelemek lazım emin olmak için. Zira bazen özellikler kağıt üzerinde kalabiliyor. Örneğin Asus'un web sitesine girer, Zenfone ile ilgili videolarını izlerseniz, dünyanın en iyi telefonunun Zenfone olduğunu, ancak hayrına bize ucuza verdiklerini zannedersiniz.



Lenovo Vibe X3 incelemesi yapan teknoloji siteleri olumlu sonuçlardan bahsediyorlar. Özellikle İngilizce yayın yapan Hint siteleri inceleme konusunda hızlı davranıyor. Açıkçası pek güvenemiyorum kendilerine, çünkü bugüne kadar her şeyden memnun olma eğilimi gördüm farklı markaların incelemelerinde. İnceledikleri telefonun kamerası bariz kötü çekim yapmış, ama "excellent camera" diyorlar. Belki de mutluluk böyle bir şeydir, bilemiyorum. Neyse, Vibe X3'ün kamera performansını merak edenler için, güzel bir albüm yayınlamışlar Flickr'da. Buradaki fotoğrafları incediğimde, kameranın düşük ışıkta, ISO 3200, seviyesinde noise'i bariz şekilde artırdığını; gün ışında ISO 100 seviyesinde ise "suluboya efekti" olduğunu gördüm. Noise konusu sıkıntılı, çünkü cihazda OIS yok, f değeri de 2.0'da kalıyor. Ancak suluboya etkisinin %100 çözünürlükte bakılmadığında problem olmayacağını düşünüyorum, çünkü kamera "fazlasıyla megapiksele" (21 MP) sahip. Kamera dışında: Cihazın batarya performansından da övgüyle söz ediliyor (3500 mAh). 1080p çözünürlükteki IPS ekranının tam potansiyeline ulaşabilmesi için ayarlardan Super Bright seçeneğinin seçilmesi gerekiyormuş. P1 için bu ayar seçildiğinde bile ekran parlaklığının düşük olduğuna dair yorumlar vardı, X3 bu konuda farklı olacak mı, merak ediyorum.



Fiyat odaklı tüketiciye hitap eden pek çok üründe olduğu gibi, Lenovo Vibe X3'ün de başarısını belirleyecek olan, piyasaya girdiğinde rakiplerine ve özelliklerine oranla ne derece uygun fiyat ortaya koyduğu olacaktır. Ne yazık ki bazı firmalar fiyat odaklı tüketiciye hitap ettiklerini unutarak, kendilerini Apple zanneredek fiyat belirliyorlar. Apple ne üretse, ne fiyat koysa satılıyor. Çünkü onu alan tüketicilerin bir bölümü F/P aramıyor. Ama diğer markaların tüketicileri verdikleri her kuruşun hakkını almak istiyor. İnşallah Lenovo bu güzel ürüne gereğinden yüksek fiyat biçme gibi bir hataya düşmez. Lenovo Vibe X3'ün benzeri, ya da "Lite" versiyonu olan Lenovo A7010 1199 liraya; Lenovo Vibe P1 1299 liraya satıldığına göre (ki bu fiyatlar da biraz fazla bence), Vibe X3'ün de daha ucuz olmayacağı kesin. Ancak, LG G4, Galaxy Note 4, Xperia Z3 Compact, hatta Galaxy S6 gibi telefonların özelliklerine göre uygun fiyatlara bulunabildiği; Zenfone 2 32GB modelinin 1199 TL'ye düştüğü bir dönemde, Lenovo Vibe X3'ün 1299 TL'den daha pahalı olmamasını diliyorum.

Lenovo Vibe X3 kutu açılımı videosu:




Lenovo Vibe X3 kutu açılımı ve ilk izlenimler (hands-on):



Lenovo Vibe X3 ilk izlenimler:


Lenovo Vibe X3 incelemesi:


Lenovo Vibe X3'ün fotoğraf kalitesi nasıl? X3'ün kamerasından örnek fotoğraflar:

%100 yakınlaşırsak:

Fotoğrafların devamı şurada: http://www.gizchina.com/2015/12/17/lenovo-vibe-x3-camera-review/

Fotoğrafların devamı şu albümde: https://www.flickr.com/photos/101556126@N05/sets/72157662131567174/

Son olarak, Lenovo Vibe X3 Türkiye'ye ne zaman gelir? Donanım Haber'de hemen "Lenovo Vibe X3 ANA KONU" başlıklı bir forum gönderisi yapılmış. Bu başlıktaki birkaç kişi Lenovo'nun Facebook sayfasından X3'ün ne zaman geleceğine dair soru yöneltmişler. Verilen cevaplar henüz ufukta görünmediği yönünde ama, Lenovo'yu biraz dürtmekte sıkıştırmakta fayda olabilir.

Yukarıda da değinmiştim, aslında Lenovo Vibe X3'e benzer bir model şu anda Türkiye'de satışta: Lenovo A7010. Bu modele yurt dışında Vibe X3 Lite ve K4 Note gibi farklı isimler vermişler. Özellikleri çoğunlukla farklı olsa da dış görünüşü Vibe X3'e benziyor ve ön tarafa bakan çift hoparlörler A7010'da da var. Doğrusu A7010 oldukça şık gözüküyor. Ben yine de Vibe X3'ü bekleme taraftarıyım.

İlgili linkler:
GSM Arena Hands-on
GSM Arena "özellikler" sayfası
Bgr.in incelemesi
FoneArena incelemesi
Digit.in incelemesi
Firstpost incelemesi
IndiaToday kısa incelemesi
IndiaToday tam incelemesi
IndianExpress incelemesi

Lenovo Türkiye'yi Vibe X3'ü Türkiye'ye getirmesi için dürtme adresi:
https://www.facebook.com/LenovoTurkiye

Teknik detaylar:

İşlemci: Snapdragon 808
Ekran: 5.5" 1080p IPS Gorilla Glass 3
Kamera: 21 Megapiksel f2.0 PDAF (Sony IMX230 sensör), 8MP ön kamera
RAM: 3GB RAM
Depolama alanı: 32GB
Genişleme yuvası: MicroSD (128GB'a kadar kartları destekliyor)
Batarya: 3500 mAh, kullanıcı tarafından değiştirilemiyor.
Cihaza özel: Ön tarafa bakan stereo hoparlörler, Dolby ATMOS desteği, IR (kızılötesi) özelliği, HiFi ses (32-bit Sabre ES9018K2M DAC 3-amp, Wolfson WM8281 Audio Hub), parmak izi okuyucusu
Antutu puanı: 57388
Artıları: Kaliteli ses, yüksek çözünürlüklü kamera, bol depolama alanı, yeterince RAM, MicroSD kart yuvası, IR portu, parmak izi okuyucusu, şık tasarım (ben beyaz olanına bayıldım doğrusu :) )
Eksileri: Kamerada OIS yok, RAM 4GB olabilirdi, batarya çıkartılamıyor.

Perşembe, Ekim 01, 2015

Dizüstü bilgisayarınız yavaşladı mı? Bir çözüm var!

Artık masaüstü bilgisayarlardan çok daha yaygın olarak kullanılan (hatta koltuğu telefon ve tabletlere kaptırmışmış olan) dizüstü (laptop) bilgisayarlar, donanım güncellemeleri açısından pek fazla seçenek sunmuyorlar. Masaüstü bilgisayarların her parçası birbirinden bağımsız olduğu için, güncelleme konusunda daha esnek oluyorlar. Oyunlarda daha iyi performans istiyorsanız ekran kartını yenisi ile değiştirmeniz yeterli oluyor. Dosyalarınız için daha fazla depolama kapasitesi istiyorsanız, sabit diski (HDD - Hard Disk Drive) güncellemeniz yeterli oluyor.


Fotoğraf: Des Morris. Creative Commons.

Dizüstü bilgisayarlar ise daha taşınabilir olmak zorundalar, yani her şey bir araya sıkışmalı. Bu da biribinden ayrılmayan parçalar anlamına geliyor. Ne yazık ki Apple'ın izinden gitmeye gayret eden ya da bilgisayarlarını daha da kompakt yapmaya çalışan pek çok firma, var olan genişleme seçeneklerini de azaltıyor. Elbette Mobil Yazılar'da her zaman savunduğum gibi, dizüstü bilgisayar "ne kadar hafifse, o kadar iyi" demeye devam ediyorum, ancak seçeneklerin çok olması şartıyla. Kompakt bilgisayarlara aşığım, ama "bataryası değişmeyen, RAM'i yükseltileyen, sabit diskine erişmesi zor" dizüstü bilgisayar üretme trendinin tüketicileri seçeneksiz bırakarak "zorlamaya" dönüşmesi hoş bir fikir değil.

Birkaç senedir kullanmakta olduğum bir bilgisayarım var: Acer Aspire 5755G. Sorunsuz bir cihaz değil ama, batarya, RAM ve sabit disk güncellemeleri yapmaya izin veren bir kasası var. Bataryası bütünleşik olmadığı için, batarya şarj tutmamaya başladığında yenisini alıp cihazı servise falan götürmeden yoluma devam edebildim. Bir sabit disk güncellemesi yaptım (birazdan bahsedeceğim) ve RAM güncellemesi de düşünüyorum.


Fotoğraf: Liam Higgins. Creative Commons.

Siz de "Laptop'um çok yavaşladı, ne yapmalıyım?" diye çaresiz kalanlardan mısınız? Bilgisayarınız artık eskisi gibi hızlı çalışmıyorsa, "format çekmek" ya da yeni bilgisayar almak zorunda değilsiniz. Bazı teknoloji mağazalarının "En pahalı bilgisayar eski bilgisayar" diye yaptığı kampanyalara inanmayın. Bence, dizüstü bilgisayarlarda zaman içinde oluşan performans sorunlarının en önemli kaynağı, sabit disk, ya da yeni neslin anlayacağı dille, "depolama alanı". Dizüstü bilgisayarlarda sabit diskler zaten yavaş oluyorlar, bir de bilgisayarı kullandıkça, dosyaları yükleyip sildikçe "fragmentasyon" dolayısıyla problem daha da büyüyor.

Bu arada, "bilgisayarı hızlandırmak" derken neyi kastettiğimi de açıklığa kavuşturayım. Dizüstü bilgisayarınız yavaş açılıp yavaş kapanıyorsa, en ufak bir Microsoft Word dosyasına bile tıkladığınızda açılmak bilmiyorsa, bilgisayar içinde arama yaptığınızda kendinize bir Türk kahvesi yapıp gelebiliyorsanız, oyunlar yavaş yükleniyor, dosyalar yavaş kopyalanıyor, programlar yavaş açılıyorsa; sizin ciddi bir sabit disk probleminiz var demektir. Ancak bu gibi durumlar dışındaki problemler, bir dizüstü bilgisayara yapılabilecek güncellemelerin dışında kalabilir (RAM yükseltme dışında). Mesela, bir oyunun daha akıcı çalışması, grafiklerinin daha güzel gözükmesi çoğunlukla ekran kartı ve işlemciye bağlıdır. Ne yazık ki dizüstü bilgisayarlarda bu parçaları güncellemek mümkün değildir, yeni bir bilgisayar almak gerekir. Ben bu yazıda sabit disk güncellemesinden bahsedeceğim.


Fotoğraf: Jonathan Coffey. Creative Commons.

Sabit diski hızlandırmak için ne yapmalı? Elbette "format çekmek" ya da eski usül "disk birleştirme" yapmak ücretsiz bir çözüm sunabilir. Ama biraz para harcamaya razıysanız, bilgisayarınızı eskisinden daha hızlı hale getirmeniz mümkün. Teknolojiyi sıkı takip eden okurlarım konuyu nereye getireceğimi çoktan anlamıştır: SSD'ye geçin diyeceğim elbette!

Sabit disk dediğimizde akla gelen şey, eski tip ve çok yaygın olarak kullanılan depolama teknolojisi, yani HDD'dir. HDD, bir dosya açılırken ya da kopyalanırken bilgisayarınızın içinden gelen tıkırtıları yapan parça. SSD (Solid State Drive) ise, daha yeni ve çok daha hızlı bir teknoloji. Yeni olması dolayısıyla fiyatı bir tuzlu. Ancak ben kendi dizüstü bilgisayarıma SSD güncellemesi yaptıktan sonra, geri dönüş olmadığını anladım. SSD'nin hızına alışınca, diğer laptop'lar size yavaş gelmeye başlıyor. Bilgisayarımın açılış hızı, programların açılış hızı, oyunların başlama süreleri, dosyaların kopyalanma süreleri... hepsinde çok olumlu iyileşmeler oldu. En önemlisi de, sabit diskimi SSD'ye klonladığım için, format atmadan, hiçbir programı yeniden kurmaya gerek kalmadan, kaldığım yerden bilgisayarımı kullanmaya devam ettim. Sanki kutusundan yeni çıkmış bir laptop kadar hızlı çalışan bir sistem ile hem de!


Fotoğraf: Bart. Creative Commons.

Peki nasıl olacak SSD güncellemesi? Doğrusu, daha önceden SSD'ye geçiş maceramı yazmıştım, yinelemek istemiyorum, buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Ancak burada yazmak isteğim iki konu var. Bir: SSD'lerin depolama alanı yükseldikçe fiyatları çok ama çok artıyor. Şu anda bilgisayarınızda ne kadar boş alan olduğuna, ne kadar alanı kullandığınıza bir bakın. Kaç GB? Eğer o kapasitede bir SSD alacak maddi gücünüz varsa, ne âlâ. Ancak yoksa geçen seneden beri oynamadığınız oyunu kaldırıp, gereksiz dosyaları harici (taşınabilir) bir sabit diske yedekleyip, yeniden bakın derim. Depolama alanı konusunda beklentileri düşürmek gerekse de, SSD'ye geçtiğinize değecek, merak etmeyin. Gelelim ikinci konuya: Eğer bilgisayarlarla fazla haşır neşir değilseniz, var olan sisteminizi SSD'ye klonlama konusunda biraz yardıma ihtiyacınız olabilir. Bir bilene yaptırın ya da arkadaşınızdan yardım alın derim. Kendiniz yapıyor olsanız dahi (ki özel bilgilerinizin güvenliği için bunu tercih edebilirisiniz) bu işin bir tam gün alabileceğini bilmeli, boş bir zaman seçmelisiniz.

Zor mu? Dedim ya, sıkıntılara değecek, merak etmeyin. Ama uyarmadı da demeyin, SSD'ye geçmeden önce dosyalarınızı başka bir diske yedekleyin.

Üstte linkini paylaştım ama tekrarlayayım. Bu yazının devamı ya da tamamlayıcısı olarak görülebilecek bir yazı yazmıştım daha önceden. O yazıda HDD'den SSD'ye geçiş aşamasında yaşadıklarımı daha detaylı yazdım. Siz de böyle bir güncelleme düşünüyorsanız, mutlaka okumanızı tavsiye ederim: Samsung 840 EVO ile HDD'den SSD'ye geçiş maceram (okumak için tıklayınız).

Salı, Eylül 01, 2015

Elektrik kesik ve telefonunuzun pili bitiyor. Ne yapmalı?

Elektrik kesildiğinde telefon, tablet ve dizüstü bilgisayar gibi mobil cihazların şarjının hemen bitmemesi için neler yapmalı? Elektrik kesilmeden önce, kesintiye hazırlıklı olmak için neler yapmalı?

Öncelikle elektrik kesintisi sırasında neler yapmak gerektiğinden bahsedelim. Kesintinin ne kadar süreceği belli olmaz. Bu yüzden, iletişimsiz kalmamak için, telefonunuzu çok fazla kullanmamanızı tavsiye ederim. Telefonun ekran parlaklığını mümkün olduğunca kısmanız ve mobil veri (3G-4G) bağlantısını kapatmanız da önemli. "Elektrik kesik, canım sıkıldı, ben biraz oyun oynayayım telefonumdan" derseniz, iki saate arama yapamaz olabilirsiniz.


Fotoğraf: Takashi(aes256). Creative Commons.

Yeni akıllı telefonlarda bataryanın daha uzun dayanması için özel seçenekler bulunabiliyor. Örneğin Samsung telefonlarda "Güç tasarrufu" ve "Ultra güç tasarrufu" modları bulunuyor. Bu modlara geçtiğinizde telefonunuzun bir çok özelliği devre dışı kalıyor, hatta Ultra Güç Tasarrufu modunda ekran siyah beyaz oluyor. Böylece şarjınız çok daha uzun süre gidebiliyor. Siz de telefonunuzda böyle bir özellik varsa, kullanabilirsiniz.

Elektrik kesildiğinde telefonunuzu nasıl şarj edebilirsiniz? Bunun en kolay yollarından biri, telefonunuzu dizüstü bilgisayarınıza bağlamak. Modern akıllı telefonlar MicroUSB kablosu ile bilgisayara bağlandıklarında şarj olabiliyorlar. Peki MicroUSB kablonuz yoksa ne yapacaksınız? Aslında muhtemelen bir MicroUSB kablosuna sahipsiniz. Çünkü pek çok modern telefonun şarj adaptörleri aslında MicroUSB kablosu ile geliyor. Adaptörün prize takılan kısmı ile kablosu birbirinden ayrılabiliyor. Böylece kablonun bir ucunu bilgisayarınızın USB girişine bağlayabiliyorsunuz.


Fotoğraf: Twicepix. Creative Commons.

Elektrik kesildiğinde telefonunuzun şarjı çok az ise ve acil bir görüşme yapmanız gerekiyorsa kullanabileceğiniz bir enerji kaynağı daha var: Otomobiller. Eğer aracınızda (ya da bir yakınınızın aracında) telefonunuzu şarj edebileceğiniz bir USB girişi ya da bir adaptör varsa, kısa süre için de olsa arama yapabilirsiniz.

Bunun dışında PowerBank adı verilen mobil şarj depolarını da kullanabilirsiniz. Ancak bu cihazları önceden satın almış ve şarj etmiş olmanız gerekiyor. PowerBank konusuna gelmişken, elektrik kesintisinden önce ne yapmak gerektiğine de değinelim.

Elektrik kesintisine nasıl hazırlanılır? Elektrik kesildiğinde bulabileceğiniz çözümlerden bazıları, elektrikler varken nasıl hazırlık yaptığınız ile bağlantılı. Eğer gerekli ekipmana sahipseniz, elektrik kesintilerini film izleyerek ya da çalışmaya devam ederek de atlatabilirsiniz.


Fotoğraf: RafeB. Creative Commons.

Öncelikle çok basit bir tavsiye ile başlayacağım: Mobil cihazlarınızı her gün şarj edin. Samsung E5 gibi şarjı iki gün dayanan bir telefonu bir gün arayla şarj etmek isteyebilirsiniz, ama elektrik kesintisine %50 şarj ile yakalanmaya değmez. Hoş bir durum değil ama, bütün cihazları her gece şarj etmeye alışmak gerekiyor günümüzde.

İkincil olarak, Mobil Yazılar okurlarına her zaman yaptığım bir tavsiyeyi tekrarlayacağım: Bataryası kullanıcı tarafından değiştirilebilen telefonları satın almaya çalışın. Bu devirde bu tür telefonlardan çok kalmadı ama, yine de önemli. Telefona alacağınız birkaç yedek batarya ile günlerce şarja ihtiyaç duymadan idare edebilirsiniz. Bu tavsiye sadece telefonlar için değil, dizüstü bilgisayarlar için de geçerli. Yeni nesil, inceden de ince bilgisayarların bataryası değişmiyor. MacBook Air gibi bilgisayarların 10 saat pil ömrü olabilir, ancak yine de değiştirilebilen bir batarya size bunun ötesine geçebilen esneklik sağlar.



Eğer telefonunuzun bataryası değişmiyorsa mutlaka bir mobil şarj deposu (PowerBank) satın alın. PowerBank denilen cihazlar aslında birer yedek batarya. Avantajları farklı türlerdeki telefonlara takılabiliyor olmaları: MicroUSB kablolu bir PowerBank'i MicroUSB'den şarj olan tüm telefonlarda kullanabilirsiniz. Dezavantajları ise büyük ve hantal olmaları, çoğunlukla bir de kablo taşımayı gerektirmeleri. iPhone sahiplerinin ise telefonlarına uygun kablo ile satılan mobil şarj depolarını tercih etmeleri gerekiyor.

İlgili: Pili değişmeyen telefonlar için yedek pil çözümü

Ayrıca, yukarıda da belirttiğim gibi, otomobiliniz mobil cihazlarınız için elektrik kaynağı olabilirler. Ancak aracınızda telefonunuzu şarj edebilen bir giriş olduğundan emin olmanız gerekli. Eğer böyle bir giriş yoksa, bir araç şarj adaptörü satın almalısınız. Elektrik kesintisi olmasa bile, işe gidip gelirken telefonunu araçta şarj etmek iyi gelecektir.

Bunlara ek olarak, telefonunuzu güneş enejisi ile şarj etmenizi sağlayan cihazlar bile bulunuyor. Bu tür ürünler de acil durumlar için çözüm üretebilirler.

Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar. Bu yazıyı beğendiyseniz, lütfen buraya tıklayarak diğer yazılarıma da göz atın. Kesintisiz günler dilerim!

Bu yazıda kullandığım ilk üç fotoğraf, Creative Commons lisanslıdır. CC lisanslı fotoğraflar, fotoğraf sahibinin belirttiği şartlara uymak kaydıyla, ücretsiz kullanılabilir. Bu tür ücretsiz fotoğrafları nereden bulabileceğinizi öğrenmek için, şu yazıma bakabilirsiniz: Ücretsiz fotoğraflar: Creative Commons.

Cumartesi, Ağustos 01, 2015

Samsung Galaxy E5'te otomatik düzeltmeyi kapatmak

Samsung Galaxy E5'te ve diğer Samsung telefonlarda yazı yazarken klavyenin otomatik düzeltme özelliği istemediğiniz kelimelerin yazılmasına mı sebep oluyor? Otomatik düzeltme özelliği normalde hayatı kolaylaştırır, ancak eğer klavyenin alışık olmadığı kelimeleri, farklı dillerdeki kelimeleri sık sık yazmanız gerekiyorsa, tam aksi yönde etki edebilir. Peki otomatik düzeltme nasıl kapatılır?

Samsung telefonlarda otomatik düzeltmeyi kapatmak (ya da açmak) için, Ayarlar'a girin, listeyi alt tarafa doğru kaydırıp "Dil ve Giriş" maddesine tıklayın. Burada "Samsung Klavye" yazan yerin sağ tarafındaki çark ikonuna tıklayın. Açılan ekrandan "Otomatik olarak değiştir" seçeneğine tıklayın. Son olarak çıkan ekranın sağ üst köşesindeki yeşil düğmeye tıklatıp gri hale gelmesini sağlayın.



Artık yazdığınız kelimeler kendiliğinden değiştirilmeyecek. Bu durumda kelime önerileri yine de çıkacak, ama onları yazmak için üzerlerine tıklamanız gerekecek. Belki bu yüzen birkaç durumda yazım zorlaşabilir. Ancak şahsen hangi harfe tıkladıysam onun yazılmasını istiyorum. Kelimeyi yazıp bitirdikten sonra başka bir şeyin yazılmış (otomatik olarak tavsiye edilen kelime ile değiştirilmiş) olduğunu görmek hoşuma gitmiyor. Çünkü birden fazla dilde metin girmem ve çeşitli özel kelimeleri kısaltmaları vs. kullanmam gerekiyor.

Dilerseniz kelimelerden sonra otomatik boşluk eklemeyi de devre dışı bırakabilirsiniz. Türkçe gibi sondan eklemeli dillerde bu gerekebiliyor. Bunu yapmak için de "Samsung Klavye Ayarları" ekranındaki "Otomatik Boşluk Bırakma" seçeneğini kapatmanız gerekiyor.

Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar. Bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki linklerden birine tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

İlgili:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Samsung markası üzerine diğer yazılar
Android üzerine diğer yazılar

Perşembe, Temmuz 16, 2015

ISO ne demek?

ISO nedir? ISO ayarı ne işe yarar? ISO cep telefonlarındaki ve fotoğraf makinelerindeki sensörün ışığa hassasiyetini gösterir. ISO değeri, 80, 100, 200, 400, 800 gibi rakamlarla ifade edilir.

Peki sıradan bir kişi fotoğraf çekerken ne işe yarar ISO değeri? Yüksek bir rakam mı iyidir, yoksa düşük bir rakam mı?

ISO değeri düştükçe fotoğraftaki netlik artar, kumlanma (noise) azalır. Bu iyi bir şey, o zaman ISO değerini hep düşük tutalım, değil mi? Elbette bir yan etkisi var: Fotoğrafın çekilmesi için gereken süre uzar. Otomatik modda bulunan fotoğraf makineniz diyafram ve enstantane ayarlarını uygun şekilde değiştirerek fotoğrafların bulanık olmasını engellemeye çalışır, fakat ortamdaki ışık az olduğunda sıradan makineler (özellikle de cep telefonları) bu konuda zorlanırlar.

Gün ışığında çekilen fotoğrafların çoğu için düşük bir ISO değeri fotoğraf kalitesinin daha yüksek olmasını sağlar.


ISO değeri yükseldikçe kumlanma artar, fotoğraftaki netlik azalır. Ancak fotoğrafı çekmek için gereken süre kısalır. Dolayısıyla daha az ışığın olduğu ortamlarda ve hızlı hareket eden objeleri dondurmak istediğinizde işiniz kolaylaşır. ISO değerleri kimi cihazlarda 3200, 6400, 12800 gibi rakamlara ve üstüne çıkabilmektedir.

Hava karardıktan sonra, iç mekanlarda çekilen fotoğraflarda ya da hareket halindeki şeylerin (çocuklar, evcil hayvanlar, dans eden kişiler) fotoğraflarını çekerken yüksek bir ISO değerini seçmek fotoğraftaki bulanıklığı engellemeye yardımcı olur. Ancak her fotoğraf makinesi bir ISO değerinden sonra fotoğraf kalitesini ciddi oranda düşürecek kadar kumlanmaya sebep olmaya başlar. Bu sıradan kompakt makineler için daha düşük bir değerde başlarken, pahalı profesyonel makinelerde çok daha yüksek ISO değerlerde bile iyi fotoğraflar elde edilebilir (sensör boyutu, noise reduction gibi faktörler önem arz eder).

"Işık az ise flaşı açar çekerim" diyorsanız, iki şeyi hatırlatmama izin verin. Bir, her ortamda flaşlı çekime izin verilmeyebilir. Meslea konserlerde ya da müzelerde. Mesela evime gelip çocuğumun gözüne flaş patlatırsanız, ben de... neyse, diğer maddeye geçelim. Evet, iki, flaşlı çekilen fotoğraflar doğallıktan uzak olur. Gerçekten gerekmedikçe flaşlı çekim yapmayın. Hele de flaşlı çekim yapmanın pil bitirmekten başka bir işe yaramadığı durumlarda: Konserde flaşlı çekseniz ne olacak, adam 50 metre ilerde, flaş ancak önünüzdekilerin kafasını aydınlatır. Net kafalar çekersiniz.

Kısacası ISO değerini gündüz, dış mekanda düşük; gece, iç mekanda yüksek tutmakta fayda var. Ancak şuna dikkat edilmeli, fotoğraf makinenizin kutusunda "ISO 9342123'e kadar destekliyor" yazabilir, ama o ayarda çekilen fotoğraflar internette bile kullanılamayacak kadar kalitesiz (kumlu) durumda olabilir. ISO ayarını çok yükseltmeden, duruma uygun bir denge bulmaya çalışmalı.

Bu yazıda fazla teknik terimlere girmeden, basit şekilde ISO değerinin ne olduğundan, neyi değiştirdiğinden bahsetmeye çalıştım. Daha detaylı bilgi için BasÇek'in ISO ile ilgili yazısını öneririm. Bu yazıyı beğendiyseniz buraya tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim.

Perşembe, Temmuz 09, 2015

Samsung telefonlarda Briefing'i kapatmak

Samsung Galaxy E5'te ve diğer Samsung telefonlarda ana ekranda en sola kaydırırsanız karşınıza eski adıyla "My Magazine", yeni adıyla "Flipboard Briefing" adında bir ekran çıkıyor. Briefing internette takip etmek istediğiniz haber kaynaklarından gelen son güncellemeleri bir araya topluyor. Peki ya Briefing'den hoşlanmadıysanız ne olacak?



Doğrusu ben ana ekranımdaki panellerin (sayfaların) arasında Briefing'i görmek istemedim. Ana ekranda panelleri kaydırdıkça başa dönmek daha mantıklı geldi bana. Neyse ki Briefing'den kurtulmanın bir yolu var.



Samsung Galaxy E5'te Briefing nasıl kapatılır? Ana ekranda boş bir yere parmağınızı basılı tutun (uzun basın). Ekranın alt tarafında yarı saydam ikonların çıktığını göreceksiniz. Bunlar arasından "Ana ekran ayarları"na basın. Çıkan ekranda "Flipboard Briefing" diye bir madde göreceksiniz. Yanındaki kutucuğa tıklayarak işaretini kaldırın. İşte bu kadar, artık Samsung telefonunuzdan Briefing'i kaldırdınız!

Bu yazıda anlattığım çözüm işinize yaradıysa aşağıdaki linklerden birine tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ederim. Ayrıca buraya tıklayarak Mobil Yazılar'ın Twitter hesabına göz atabilir, ya da buraya tıklayarak Samsung Galaxy E5 incelememi okuyabilirsiniz.

İlgili:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Samsung markası üzerine diğer yazılar
Android üzerine diğer yazılar

Çarşamba, Temmuz 01, 2015

Android Wear için 2048 oyunu

Şu meşhur 2048 oyununu bilirsiniz. Hani rakamları sağa-sola ve yukarı-aşağı çekerek 2048 ve katlarına ulaşmaya çalıştığınız, bir süre bağımlılık yapan, sonra da hayatınızdan çıkan oyun. İşte birisi bu oyunun Anroid Wear işletim sistemi ile çalışan akıllı saatler için bir versiyonunu geliştirmiş. Oyun görsel olarak yüklü olmadığı için akıllı saatinizin küçük ekranına kolaylıkla uyum sağlıyor. Sıra beklerken falan oynanabilir. Ama saatten oynayacağınıza telefonunuzdan oynamanız bu oyunda bile daha mantıklı olur diye düşünüyorum.

Ben bu oyunu Asus ZenWatch üzerinde denedim, bir sorun yaşamadım. Bu arada, oyundan çıkmak için ekranın ortasına basılı tutmanız, ardından çıkan X düğmesine tıklamanız lazım. Ben ilk başta nasıl çıkacağımı bulamadım da, ondan söylüyorum.


İlgili linkler:
Google Play
Android Wear
Akıllı saatler

Perşembe, Haziran 25, 2015

Samsung Galaxy E5 için orijinal Samsung kılıf

Samsung Galaxy E5, Türkiye'de giderek popülerleşen bir telefon. Bunun temel sebebi, 850-900 TL'lik fiyatına rağmen aynı fiyattaki rakiplerine kafa tutan özelliklere sahip olması. Popüler telefonlara kılıf bulmak kolay oluyor ama E5 henüz yeni yeni fark edilmeye başlandığı için kılıf konusunda çok fazla seçenek yok.



Orijinal kılıfı almadan önce, bir AVM'de kılıf satan kiosklardan birine Samsung Galaxy E5 için kılıf sordum, bana orijinal olmayan, Çin'den yeni gelmiş bir ürünü gösterdi. Fiyatına 30 TL dedi. Eğer kılıf en azından kendi kendini koruyacak kadar güven verebilmiş olsaydı, alacaktım. Hele de üzerindeki E5 yazısının "E"sinin bir tarafa, "5"inin diğer tarafa eğik basılmış olduğunu görünce, kaçarak uzaklaştım. O kılıfı bedava verseler ve ben o yamuk baskıyı görmemek için üzerine bir şey yapıştırmış olsam, yine de alttaki simetri eksikliğini hatırlayıp sinir olurdum herhalde.



Neyse, gidip orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfına 70 TL (Yazıyla: yetmiş Türk Lirası) bayıldım. Doğrusu kılıf kullanmaya karşıyım ama, etrafımda gördüğüm neredeyse bütün Samsung telefonların en az bir kere ekranı çatlamış olması sebebiyle, "Er ya da geç ben de E5'i düşüreceğim" diye düşünerek, kılıfa teslim oldum. Eve dönerken içimdeki "Bir şey mi unuttum acaba, bir eksiklik var" hissinin cüzdanımdan eksilen 70 TL olduğunu fark etmem uzun sürmedi.



Orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfı, cihazın arka tarafını kılıfa yapıştırdığınız türden, manyetik kapaklı, içinde kart koymak için tek bir cebi bulunan bir kılıf. Çok kaliteli bir görünümü olduğunu söyleyemem, ancak adi de durmuyor.

Burada yamuk karakter yok çok şükür.

Bu kılıf iyi hoş ama, uçuk fiyatı dışında, tek sorunu nedir, biliyor musunuz? Güven vermiyor! Ne demek istiyorum? Şöyle anlatayım, Samsung Galaxy E5'i kılıfa koyduktan birkaç dakika sonra, kapağının arka tarafa ne kadar katlandığını test ederken, kılıf elimden kaydı. Kapağı arka tarafa kıvırmış olmamın etkisiyle yaylandı ve elimden fırlayıp yere düştü. Hem de, kapağı açık bir şekilde, ekranın üstüne. Nefesimi tutup E5'i yerden aldıktan sonra kılıfın içindeki telefonu kırmayı başaran ilk kişi olmadığımı anlayıp şükrettim. Eh, E5'e düşürme testi yaptık diyelim.



Özetle, Samsung tarafından üretilmiş olan, cüzdan şeklindeli bu orijinal Samsung Galaxy E5 kılıfı, düşme sırasında kapağının açılma riski ve kılıfın cihazın köşelerini kavramıyor olması dolayısıyla, bana çok da güven vermedi. Şurası kesin ki böyle bir kılıf, çantada ya da cepte iken telefonun çizilmesini, eğilip bükülmesini engeller. Hatta büyük ihtimalle düşmelerde de bir noktaya kadar koruma sağlayacaktır. Ancak E5 kılıf içerisinde olmasına rağmen telefonumu %100 güvende hissettiğimi de söyleyemeyeceğim. Satın almak isteyenler için Mobil Yazılar'dan küçük bir inceleme olsun.

İlgili linkler:
Samsung Galaxy E5 incelemesi

Mobil Yazılar 10 yıldır ilkeli ve orijinal içerik üreten, "ilk ve tek yazarının kafasına göre takıldığı son derece kişisel" bir teknoloji güncesidir.

Salı, Haziran 23, 2015

Son zamanlarda yazdıklarım

Mobil Yazılar'da son zamanlarda yazdıklarımı "kaçıranlar ve yeniden okumak isteyenler için" kısaca hatırlatayım istedim:

iPad'leri klavye ile kullanmaya gerek var mıdır? Kimler iPad'ine klavye almalıdır? Yazdım: Logitech iPad Mini klavyesini incelemesi. Okumak için tıklayınız.
Babil.com'un Ukrayna'lı PocketBook'dan alıp üzerine Calibro markasını bastığı son e-kitap okuyucusundan bahsettim: Calibro Sense. Okumak için tıklayınız.

Bir telefonda bataryanın kullanıcı tarafından değiştirilememesi ne gibi problemlere sebep olur? Gerek var mıdır bataryası değişen telefon satın almaya? Yazdım: Telefonunuzun bataryası şiştiyse, şarj tutmuyorsa: Yedek batarya meselesi. Okumak için tıklayınız.

Samsung Galaxy telefonlarda (ve genel olarak pek çok telefonda) karanlıkta daha iyi fotoğraf çekmeyi sağlayan gece modu özelliğinin avantajını yazdım: Samsung Galaxy E5'de gece modu ile karanlıkta fotoğraf çekimi. Okumak için tıklayınız.

Apple Watch'dan önce Pebble Watch vardı. Pebble'ın son saati Pebble Time'ı kutusundan çıkardım ve izlenimlerimi yazdım: Pebble Time kutu açılımı ve ilk izlenimler Okumak için tıklayın.

"Bu telefonda bildirim ışığı yok, bu bir eksi" diyor bazıları. Bazıları da, "O da neymiş?" diyor. Gerekli bir şey mi şu bildirim ışığı? Yazdım: Bildirim ışığı / Bildirim LED'i ne demek? Okumak için tıklayın.

Zenfone 2'nin fiyatı çok pahalı diyor herkes öyle mi acaba? Hangi modeli baz almalı fiyat karşılaştırması yaparken? Yazdım: Zenfone 2'nin fiyatı, çok mu pahalı? Okumak için tıklayınız.

Cumartesi, Haziran 20, 2015

Zenfone 2'nin fiyatı, çok mu pahalı?

Asus sonunda Zenfone 2'yi Türkiye'ye getirdi. Getirdi getirmesine de, Zenfone 2'nin fiyatı internette yoğun bir tartışma, daha doğrusu Asus Türkiye'ye yönelik bir eleştiri dalgası başlattı. Çünkü Zenfone 2'nin duyurulan üç modeli, 1500 TL, 1300 TL ve 1100 TL fiyatlarında. Daha önceden 800-900 TL fiyatlara bulunabilen Zenfone serisi telefonların yeni modellerinin 1100 ila 1500 TL arasında olması, Ekşi Sözlük gibi platformlarda "O fiyata LG G3 alırım" ve benzeri yorumlara sebep oldu.


Fotoğraf: Kārlis Dambrāns. Creative Commons.

Hemen başlıkta sorduğum soruya gelelim. Asus Zenfone 2'nin fiyatı pahalı mı? Cevabı da peşin peşin vereyim: Bence değil! Niye böyle düşünüyorum? Önce Türkiye'de satışa sunulan üç farklı Zenfone'un özelliklerine bakalım.

1500 TL: 2.3 GHZ Z3580, 64 GB depolama alanı, 4 GB RAM, 13 MP kamera, 5 MP ön kamera, 5,5" 1080p (FullHD) ekran, Gorilla Glass 3, MicroSD kart yuvası, 3000mAh batarya.
1300 TL: 2.3 GHZ Z3580, 32 GB depolama alanı, 4 GB RAM, 13 MP kamera, 5 MP ön kamera, 5,5" 1080p (FullHD) ekran, Gorilla Glass 3, MicroSD kart yuvası, 3000mAh batarya.
1100 TL: 1.8 GHZ Z3560, 16 GB depolama alanı, 4 GB RAM, 13 MP kamera, 5 MP ön kamera, 5,5" 1080p (FullHD) ekran, Gorilla Glass 3, MicroSD kart yuvası, 3000mAh batarya.

"Zenfone 2'nin fiyatı ne kadar?" denildiğinde bakmanız gereken rakam, en alttaki, yani 1100 TL. Asıl satılmak istenen model bu model zaten. Pek çok kişi 64 GB modelin fiyatına bakarak değerlendiriyor bu cihazı, yanlış yapıyorlar. O modeller ve o fiyatlar Asus'un "Ben orta seviye değilim, kaliteliyim ben, beni de beğenin, beni de!" diye haykırması sonucu orada bulunuyor. "Ben ucuz telefon değilim" demeye çalışıyor Asus (halbuki büyük bir hata yapıyor, Türk tüketicisinde "Zenfone ucuz ama fiyat performans bakımından iyi telefon" algısı oluştu bir kere).

Şimdi sizi Samsung Galaxy E7'ye götüreceğim: 1.2 GHZ, 16 GB depolama alanı, 2 GB RAM, 13 MP kamera, 5 MP ön kamera, 5,5" 720p (Yarım HD) AMOLED ekran, MicroSD kart yuvası, 3000mAh batarya. Fiyatı? 1100 TL'ye kadar düşebiliyor. Aynı fiyata satılan Zenfone 2'ye göre tek artısı ekranın AMOLED olması, ama onun dışında Zenfone 2 daha yüksek ekran çözünürlüğüne ve daha fazla RAM'e sahip.

Bir de sözlüklerde, forumlarda, yorumlarda, "O fiyata çekle şu telefonu, indirimle bu telefonu" alırım diyenler var. İki gün sonra çekle, indirimle, bilmem ne kampanyası ile Zenfone alamayacağınızı kim söyledi? Başka telefonlarla karşılaştırırken birinin lansman fiyatını, diğerinin piyasaya çıktıktan bir yıl sonraki kampanyalı fiyatını almak pek akıl kârı değil.

Yani, en azından kağıt üzerinde bakıldığında, Zenfone 2'nin fiyatı rakiplerine göre normal seviyede. "Kağıt üzerinde" kısmı önemli, zira Asus telefonların özelliklerine ve telefon hakkında ürettikleri tanıtım videolarına bakınca gördükleriniz ile incelemeleri okuyunca fark ettikleriniz malesef bir olmuyor. Örneğin öve öve bitiremedikleri 13 MP kamerasına güvenemiyorum hâlâ. Çünkü GSMArena karşılaştırmasında, Zenfone'a gelen güncellemeden sonra bile, Galaxy E7'nin fotoğrafları daha kaliteli gözüküyor. Ayrıca daha önceki Zenfone modelleri ile yaşanan sıkıntıları da hepimiz biliyoruz.

Zenfone 2 alacaksanız, 16 GB modelini almalısınız. Biraz da sabretmelisiniz, zira bu fiyatın 1000 TL'ye veya altına düşmesi kaçınılmaz gibi. Hem de siz beklerken, çıkar çıkmaz alanların yaşadıkları sorunlar da forumlarda paylaşılmaya başlanır. Ayrıca daha düşük fiyatlı, 2 GB RAM ve 720p ekranlı Zenfone modelleri de çok geçmeden Türkiye'ye gelecektir.

Zenfone 2, Samsung Galaxy E7'nin ve benzer fiyatlı diğer telefonların da fiyatını biraz aşağı çeker diye umut ediyorum. Zenfone konusunda önemli olan, kağıt üzerindeki vaatleri ne kadar gerçekleştirebildikleri. Fiyat konusunda da eleştirilecek bir şey varsa, o da yurt dışı fiyatlara göre ne kadar kâr payı koydukları olsa gerek.

Bu arada ucuz telefon arayanlara, E7'yi de bir kenara koyup, 800-900 TL arasına bulunabilen Samsung Galaxy E5'e göz atmalarını tavsiye ederim. İncelemesini yapmıştım, okumak için buraya tıklayınız.

Perşembe, Haziran 18, 2015

Bildirim ışığı / LED'i ne demek?

Bildirim ışığı / LED'i nedir? Bazen Türkilizce bir ifadeyle "Notifikasyon ışığı" da deniyor. Bildirim ışığı, bazı telefonların ön yüzünde bulunan, cevapsız arama, okunmamış SMS mesajı, yeni e-posta vb. olduğu durumlarda, bir de telefonun şarjı azaldığında ya da şarj edilirken yanan küçük bir ışıktır. Kimi telefonlarda tek renk olur, kimilerinde ise farklı renklerde yanarak ne tür bir bildirim olduğunu (şarj azlığı, çağrı vb.) size belli eder. Bazı telefonlarda da (özellikle de Nokia E72 gibi, eski "tuşlu" tefonlarda) bildirim ışığı bir tuşa gömülü olabilir.



Fotoğraf: Johan Larsson, Creative Commons.

Bildirim ışığı ne işe yarar? Yeni bildirimlere işaret eder, anladık, ama gerek var mıdır bildirim ışığına? Şahsi görüşümü söyleyeyim: İş amaçlı kullandığım bir telefonda bildirim ışığı olsun isterim. Çünkü bildirim ışığı, masanın üzerinde duran bir telefona şöyle göz ucuyla bir baktığınızda önemli / kaçırdığınız bir şey olup olmadığını anlamanızı sağlar. Bazen telefonun sesini duymayabilirsiniz. Bazen telefon titreşim ayarında olan telefonunuzda çağrıları kaçırabilirsiniz. Hatta, işiniz icabı telefonunuzu çoğu zaman sessizde (titreşimde değil, tamamen sessizde) tutmanız da gerekebilir. Bu durumlarda gelen aramaları kaçırma ihtimaliniz artacağı için, bildirim ışığı çok ama çok işe yarayan bir özellik olmaktadır.

Ben iki ayrı telefon kullanıyorum, biri iş hattım, biri de özel hattım için (ki böyle bir ayrıma gitmeyi herkese şiddetle tavsiye ederim, ama bu ayrı bir yazının konusu). İş için kullandığım telefonumda bildirim ışığı bulunuyor, yukarıda yazdıklarımdan da anlamışsınızdır. Ancak özel görüşmelerim için kullandığım telefonumda (Samsung Galaxy E5-incelemesini okumak için tıklayabilirsiniz) bulunmuyor. Daha önce kullandığım telefonlarda bu özellik bulunduğu için, eksikliği nasıl olur, hiç bilmiyordum. Ancak Galaxy E5'ten sonra, iş amaçlı bir telefonda bu özelliğin kesinlikle bulunması gerektiğini anladım.


Fotoğraf: Robert S. Donovan, Creative Commons.

Bildirim ışığı yerine ne kullanılabilir? "Telefonumda bildirim ışığı / LED'i yok, ne yapmalıyım?" diyenler için, birkaç çözüm yolundan bahsedilebilir. Windows işletim sistemli Lumia telefonların bazılarında "Glance Screen" diye bir özellik var, ekran kapalı olsa da saati ve bildirimleri gösteriyor. Aslında bu özellik eskiden Nokia telefonlarda çok olurdu, ekranı AMOLED olmayan (ve hâlâ kullandığım) Nokia E63'de bile vardı. Bazı telefonlarda arkada bulunan LED flaş yanıp sönebiliyor, bazılarında da ön yüzdeki dokunmatik düğmelerin ışığı bildirim ışığı gibi kullanılabiliyor. Samsung Galaxy E5'te "bildirim varsa, telefonu elime aldığımda titreşim yap" diye özetlenebilecek bir özellik de var, ama bildirim ışığının yerine geçebileceğini düşünmüyorum (çünkü uzaktan bir bakışta anlamıyorsunuz bildirimleri).

Akıllı saatler de bildirim konusunda kolaylık sağlıyorlar. Hemen hemen her akıllı saat, cevapsız çağrı gibi temel bildirimleri bileğinizde görebilmenizi sağlıyor. Ben de Galaxy E5 ile Android Wear işletim sistemli Asus ZenWatch isimli akıllı saati kullanıyorum. Bildirimler bu saate geldiği için, bildirim ışığının eksikliği bir nebze olsun kapanıyor.

Hangi telefonlarda bildirim ışığı var? Bildirim ışığının olup olmadığı nasıl anlaşılır? Herşeyden önce, merak edenler için hemen söyleyelim, hayır, iPhone'larda bildirim ışığı bulunmuyor. Elbette, "Bir özellik, Apple yapana kadar, kesinlikle gereksizdir" düşüncesiyle hareket eden pek çok kişi, bunun eksikliğini hissetmiyormuş. Anroid işletim sistemli telefonlar, özellikle de "amiral gemisi" olarak tabir edilen pahalı telefonlar bu özelliği genellikle barındırıyorlar. Bununla birlikte, pek çok uygun fiyatlı Android telefonda da bu özelliğe rastlanıyor, örneğin eski telefonlardan Sony Xperia Sola'da farklı renkleri gösterebilen bir LED bulunuyor. İşin kötüsü, bu özellik çoğu zaman telefon ile ilgili bilgiler arasında listelenmiyor. Bildirim ışığı özelliği bulunan bir telefonu sahibi olmak istiyorsanız, satın almadan önce mağazada şahsen denemeniz ya da incelemeleri okumanız daha sağlıklı olacaktır.

Sonuç olarak, bildirim ışığını iş amaçlı kullandığım telefonlar için olmazsa olmaz bir özellik olarak gördüğümü söyleyebilirim. Biraz da alışkanlık meselesi ama, benim gibi, bir alışırsanız, yokluğunu fazlasıyla hissedeceğiniz bir özellik.

Bu yazıyı beğendiyseniz, sağdaki linklerden birine tıklayarak ya da buraya tıklayarak diğer yazılarıma da göz atmanızı rica ediyorum.

Yorumlarınız ya da sorularınız için: Mobil Yazılar'ın Twitter hesabı (tıklayın).

Pebble Time kutu açılımı ve ilk izlenimler

Pebble Time, akıllı saat furyasını başlatan Pebble isimli şirketin son ürünü. Pebble önce Samsung'u, ardından Google ve beraberindeki pek çok donanım üreticisi firmayı ve son olarak da Apple'ı akıllı saat işine girmeye iten marka aslında. Türkiye'de satılıyor olmaması ve Apple gibi iki günde bir medyada yer almıyor olması onu bilenlerin sayısının az olmasına sebep oluyor. Ancak dünyada pek çok Pebble hayranı var ve hâlâ incelemelerde Pebble'ı diğer akıllı saatlerden üstün tutan teknoloji yazarları bulunuyor.



Pebble Time, çok başarılı bir KickStarter kampanyası ile satışa sunuldu. Ben de "Early Bird"lerden biri olarak siyah renkli bir Pebble Time satın aldım. Şimdilik kutu açılımını yapıyorum, ancak Pebble Time incelemesi yakında gelecek inşallah.



Pebble Time, güzel bir kutuda geliyor. Üzerinde "it's time" yani "zamanı geldi" yazıyor. Pebble Time marka adıyla yapılan bir kelime oyunu elbette. Kutuyu açtıktan sonra dikkatimi çeken bir olumsuzluk, saatin kutu içerisinde tozlanmış olmasıydı. Kutu aslında içine toz giremeyecek kadar kapalı. Sanırım Çin'deki fabrikanın tozu bu! Kutudan hızlı başlangıç kılavuzu ve manyetik şarj kablosu da çıkıyor.



Pebble Time, daha önce kutu açılımını yaptığım Android Wear işletim sistemli Asus ZenWatch'dan oldukça farklı. Bir kere, çok daha küçük. Bu kadar küçük olmasını beklemiyordum. Android Wear tabanlı saatlerde olan durumun aksine, bu saati bayanların da rahatlıkla takabileceğini söyleyebilirim. Elbette kordonu ZenWatch'daki gibi gerçek deri de değil. Doğrusu, son derece sportif bir görünüme sahip Pebble Time.



Yine ZenWatch'dan gelen alışkanlık sebebiyle, ilk kez saati kullanmaya kalkıştığımda, farkında olmadan ekrana dokundum. Halbuki Pebble Time dokunmatik ekrana sahip değil. Bütün işlemleri sağ ve sol tarafta bulunan düğmelerle yapıyorsunuz. Herhangi bir spor saatinde olduğu gibi.

Pebble Time'ı rakiplerinden ayıran iki temel özellik var: Ekranı ve pil ömrü. Bu ikisi birbiri ile bağlantılı aslında. Pebble Time, üreticisinin iddiasına göre 7 gün pil ömrü sunabiliyor. Bunu ilerleyen günlerde test edip Pebble Time incelemesinde yazacağım inşallah. Yedi günlük pil ömrü, sıradan bir saat ile karşılaştırınca komik gelebilir, ancak bir de şu açıdan bakın: Apple'ın akıllı saati Apple Watch da dahil olmak üzere, diğer pek çok akıllı saat, ancak 1 ila 3 gün arasında pil ömrü verebiliyorlar. Bunun sebebi de basit aslında: Diğer akıllı saatlerde telefonlarımızdaki ekranlar gibi ekranlar bulunurken, Pebble Time'da "e-paper" denilen, batarya dostu bir ekran kullanılıyor.



Bu noktada küresel bir yanlış anlamayı da düzeltelim: Pebble Time'ın ekranı e-ink değil, e-paper. E-ink ekranlar Amazon Kindle ve Calibro gibi e-kitap okuyucularda kullanılan ekranlar. Pebble'ın ekranı ise az enerji kullanan bir LCD ekran aslında. Az enerji harcıyor, çünkü Pebble'ın ekranında sürekli açık bir ayınlatma yok. Pikseller ışık saçmıyor. Sıradan saatlerdeki gibi bir arka aydınlatması var sadece. Bununla birlikte, normal ekranlar güneş ışığı altında görülemez olurken, Pebble'ın ekranı tek kelime ile mükemmel görünüyor. 



Pebble Time incelemelerinde ekrandan "hayal kırıklığı" olarak bahsediliyordu. Aslında haklı oldukları bir nokta var, çünkü Pebble Time'ın ekranı iç mekanlarda öylesine düşük kontrastlı gözüküyor ki, acaba bir problem mi var diye düşünebilirsiniz. Az önce bahsettiğim ekran aydınlatması ise faydadan çok zarar veriyor, zira zaten kontrastı düşük gözüken ekranı daha da soluk gösteriyor. Güneş ışığı altında bakın, ekran müthiş. İçeride bakın, ekran bozuk gibi! Arkadaşlarınıza Pebble Time'ı gösterecekseniz, güneş ışığında gösterin, yoksa sizinle dalga geçebilirler!



Dolayısıyla, şunu söyleyebilirim: Pebble Time tam bir outdoor saati. İşi dışarıda olan, spor yapan, dağa çıkan, yürüyüş yapanlar için üretilmiş sanki Pebble Time'ın ekranı. Aynı durumlarda Asus ZenWatch ya da diğer akıllı saatlerin ekranında hiç bir şey görünmezken (abartmıyorum, saati bile söyleyemiyorsunuz), Pebble Time mükemmel görünüyor.

Devamını da Pebble Time incelemesine saklayalım değil mi?

İlgili linkler:
Asus ZenWatch

Perşembe, Haziran 11, 2015

"Şu anda kullandığınız telefonu kaç liraya aldınız?" anketi sonuçları

Mobil Yazılar ziyaretçilerine "Şu anda kullandığınız telefonu kaç liraya aldınız?" diye sorduğum anket, tam 1000 kişinin katılımı sonrası, sona erdi. Anket sorusuna 2000 TL veya üstü cevabını veren 140 (14%), 1500-1999 TL arası cevabını veren 86 (8%), 1000-1499 TL arası cevabını veren 149 (14%), 500-999 TL arası cevabını veren 375 (37%) ve 499 TL veya altı cevabını veren 250 (25%) katılımcı bulunuyor. %62'lik bir kesimin 1000 TL altı fiyatlara satılan telefonları kullandığını görmek şaşırtıcı değil aslında.



Yazarın kişisel teknoloji blogu olan Mobil Yazılar, 10 yıldır ilkeli ve orijinal içerik üretmektedir. Mobil Yazılar'da yayınlanan yazılara göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Perşembe, Haziran 04, 2015

Samsung Galaxy E5'de gece modu ile karanlıkta fotoğraf çekimi

Fotoğraf makinelerinin en çok zorlandıkları konulardan biri, karanlıkta (az ışıkta) fotoğraf çekmektir. Cep telefonlarında ise durum daha da vahim oluyor, zira cep telefonlarında kullanılan sensörler fotoğraf makinelerinin o kocaman sensörlerinin yanında ufacık kalıyor. Bu durumun üstesinden gelebilmek için cep telefonu üreticileri çeşit çeşit yöntemlere başvuruyorlar. Kimisinde sensörde fiziksel bir değişiklik oluyor, örneğin HTC'nin "ultrapiksel"li telefonları gibi. Kimisinde ise yazılımsal numaralar bulunuyor, örneğin Asus Zenfone serisi telefonlar bu konuda oldukça iddialılar.

Samsung Galaxy E5 ise, öyle iddialı bir telefon falan değil. Orta seviye, uygun fiyatlı, her şeyden biraz içeren bir telefon. Daha önce incelemesini yapmış ve çektiğim örnek fotoğrafları da paylaşmıştım. İncelemenin devamı niteliğinde olsun diye, bir de gece çekiminden bahsedeyim istedim.

Pek çok telefonda olduğu gibi, Samsung Galaxy E5'te de "Gece modu" diye bir özellik var. Bu özellik çektiğiniz fotoğrafın daha aydınlık olmasını sağlıyor, ancak fotoğraf çekimi sırasında telefonu sabit tutmanız gerekiyor. Büyülü özellik değil, ışık çok az ise, gece modu da çok fazla bir değişiklik yapamıyor. Yine de Galaxy E5'in gece modunda çekimini göstermek üzere örnek bir fotoğrafı sizinle paylaşmak istedim.

Otomatik modda:


Gece modunda:


Ne dersiniz, hiç yoktan iyidir, değil mi? Galaxy E5'te gece modunu açmak için kamerayı açtıktan sonra çıkan "MOD" düğmesine basıp "Gece Modu" seçeneğini seçmeniz yeterli.

İlgili:
Samsung Galaxy E5 incelemesi
Samsung markası üzerine diğer yazılar
Android üzerine diğer yazılar

Pazartesi, Haziran 01, 2015

Telefonunuzun bataryası şiştiyse, şarj tutmuyorsa: Yedek batarya meselesi

Kullanıcı tarafından değiştirilebilir bataryaya sahip bir telefon kullanmanın avantajlarından biri, bir batarya sorunu olduğunda cihazı servise / tamire göndermeden sorunu çözebiliyor olmanız. Tek yapmanız gereken eski bataryayı çıkartıp pil geri dönüşüm kutularından birine atmak ve yeni bir batarya satın almak. iPhone çıkmadan önce bütün telefonlarda standart olarak "değiştirilebilir batarya" bulunurdu, aksini düşünmek bile komikti. iPhone mobil dünyada pek çok şeyi değiştirdiği gibi, bu kuralı da değiştirdi. Bataryanın değişmemesi birden bire kabul edilebilir bir şey haline geldi. Bugün Samsung pek çok telefonunda bataryanın değiştirilmesine imkan veriyor, LG'nin yeni modellerinde de bu özellik var ama onların dışında bu özelliği pek fazla marka kullanmıyor.


Halbuki bataryanın değişmesi, kullanıcı için pek çok avantajlar içeriyor. Başta bahsettiğimiz servis olayından kurtulmaya ek olarak, değişmeyen bataryanın şişmesi durumunda bataryanın cihazın içindeki diğer bileşenlere baskı yapmasıyla oluşabilecek daha büyük hasarların da önüne geçilebiliyor. Dilediğiniz kadar yedek batarya satın alıp cihazınızın şarjı dağ başında bile bitse kullanabiliyor olmanız da büyük bir avantaj. Evet, Sony CycleEnergy ve benzeri cihazlar ile "dağ başında şarjsız kalma" sorunu çözülmeye çalışıyor ama, bu cihazlar hantal ve kablolarıyla uğraşmak gerekiyor. Halbuki yedek bataryalar küçük ve ince, kablo derdiniz de yok.

Bence son bir avantaj da şu: Batarya bulabildiğiniz müddetçe telefonunuz hayatına devam edebilir. Hani şu hakkında "Nefret edilesi şeyler" başlıklı bir yazı yazdığım Nokia E63 var ya, o hala hayatta. Yedek telefon olarak kullanıyorum. İki bataryası vardı, ikisi de sizlere ömür. Yeni bir batarya aldım ve cihaz "akılsız telefon" olarak da olsa iş görmeye devam ediyor.

Eğer telefonunuzun şarjı çabuk bitiyorsa; eğer bataryanızın ömrü dolduysa ve şarjı artık eskisi gibi uzun süre dayanmıyorsa; eğer prizden uzakta çok vakit geçiriyorsanız; ve elbette, bataryası değişebilen bir telefon kullanıyorsanız; size ikinci bir batarya almanızı öneririm. Yoğun iş temposu içerisinde, ofiste bile çalışıyor olsanız, bataryanın birini çıkartıp diğerini taktıktan sonra çalışmaya kaldığınız yerden, %100 şarj ile kafanız rahat bir şekilde devam edebilmek, reklamda da dedikleri gibi, paha biçilemez.

Peki, nerden bulunacak bu bataryalar? Eğer popüler bir telefon kullanıyorsanız, cihazın bataryasını bulmanız da muhtemelen kolay olacaktır. Eskiden çeşitli Nokia modelleri ortak bataryalar kullanırdı, örneğin E63'ün BP-4L bataryasını kullanan başka pek çok model vardı. Dolayısıyla batarya bulmak da kolay olurdu. Öncelikle yetkili satıcılardan, orijinal bataryalar almanızı öneririm elbette. Ancak telefonunuz üretimden kalkalı uzun süre olduysa, GittiGidiyor gibi sitelerden yine orijinal ya da muadil batarya alabilirsiniz. Muadil bataryaların güvenlik sorunları olabildiği için onları son çare olarak tavsiye ediyorum.

Bilim adamlarının artık şu "daha uzun ömürlü" pilleri bir an önce icat etmeleri dileğiyle, Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar.

Son yazılarım

İlginizi çekebilir: