Apple etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Apple etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 01, 2015

Trust Aeroo Ultrathin Folio Stand Kılıf: Uzun kullanım incelemesi

Bundan bir sene önce, iPad Mini ve iPad Mini 2 için Trust Aeroo marka "stand" özellikli, manyetik kapaklı ince kılıflardan birer adet satın aldım. Birini siyah, diğerini ise turuncu-gri renkli almıştım. Satın aldığım sırada, aynı gibi gözüken iki kılıfın arasında fiyat farkı olması dikkatimi çekti. Ben satın aldığımda fiyatları 70 TL civarındaydı, şimdi 90 TL civarında olduklarını görüyorum. Yani ucuz değiller, dolayısıyla da uzun kullanım testimin sonuçlarını paylaşmamda fayda olacağını düşünüyorum.



Öncelikle, iki kılıfın arasındaki farkın sadece birkaç liralık fiyat farkı ya da renk farkı olmadığını belirteyim. Turuncu-gri kılıfta iPad stand modundayken kaymasını engelleyecek oyuklar varken, siyah kılıfta bunlar unutulmuş. Bundan dolayı da siyah kılıfta iPad daha kolay kayıyor. Bazen, bir şey izlemek istediğinizde bu ciddi olarak sinir bozabiliyor. Bazen de cihazın kaymayacağı tutuyor, sorun yaşamıyorsunuz.

Aslında Trust Aeroo Ultrathin Folio Stand şeklinde ismi uzayıp giden bu kılıfı bir sene boyunca "İyi ki almışım" diyerek kullandım, kayma meselesi dışında çok memnundum. İnce olması ve stand özelliği çok işime yaradı. Ancak bir senenin sonunda, kılıfların birisi gevşedi. iPad'i içinde tutamaz hale geldi. Siyah kılıf artık iyice güvensiz hale geldi, çantanın içindeyken, hatta elimdeyken bile cihaz kılıftan kendi kendine çıkıveriyor.

Aslında ben elektronik cihazları kılıfla kullanmaya karşıyım, ama günümüz cihazları dayanıklılık konusunda biraz problemliler. Kılıf ne kadar "ultrathin" olsa da cihazı kılıfından çıkardığınızda "Bu iPad mini de ne kadar inceymiş" diye geçiyor içinizden.

Mobil Yazılar'dan şimdilik bu kadar. Eğer bu yazıyı beğendiyseniz lütfen buraya tıklayarak diğer incelemelerime de göz atın.

Salı, Nisan 14, 2015

Logitech iPad Mini kılıfı

iPad Mini için kullandığım kılıf eskiyince, yeni kılıflara şöyle bir göz attım. Benim eskiyen kılıfım Trust Aeroo marka idi ve fiyatı hâlâ 70-80 TL civarındaydı. Daha ucuza, 30 TL civarına da üzerinde “iPad mini içindir” yazmayan ama bir şekilde iPad mini’ye uyabilecek kılıflar vardı, ancak çok da kaliteli gelmediler gözüme. Derken Teknosa’da Logitech’in bir kılıfını 40 liraya buldum, aldım.



Logitech Folio iPad Mini kılıfı, manyetik kapaklı, stand özellikli bir kılıf. Yani kapağı açıp kapattıkça tabletiniz de ayak uyduruyor. Stand özelliği de video izlerken cihazın dik durabilmesini sağlıyor. Doğrusu bu kılıf Trust Aeroo kadar kaliteli hissettirmiyor, ama cihazı daha sıkı sardığından daha fazla güven veriyor.



Uzun kullanım sonrası yeni bir yazı ile kılıfın durumunu sizlerle paylaşacağım inşallah. Mobil Yazılar’dan şimdilik bu kadar.

İLGİLİ: iPad mini 2/3 incelemesi

Çarşamba, Kasım 12, 2014

iPad Mini 3 - pardon Mini 2 incelemesi

iPad Mini 3 incelemesi yazmak isteyen teknoloji yazarlarının önünde bir engel var: iPad Mini 3 ile iPad Mini 2 (Eski adıyla Retina Ekranlı iPad Mini) arasındaki tek fark, parmak izi tanıyor olması. Geçen sene yapılan incelemeye Touch ID'yi eklediniz mi, Mini 3 incelemesi elde ediyorsunuz. Şaka mı yapıyorum? Hayır, Apple yapıyor şakayı. Jobs olsa böyle saçmalık olur muydu? Pek sanmam!

Madem öyle, ben de geç kalmış iPad Mini 2 incelememi yapayım. Siz okurken buna parmak izi okumayı ve biraz daha pahalı fiyatı eklediniz mi, iPad Mini 3 incelemesi okumuş kadar olursunuz.

Dış Görünüş
Cihaz bir orijinal iPad Mini'ye benzer bir dış görünüşe sahip. Azıcık daha kalınlaşmış, ama önemli bir fark yok. iPad Mini'ye olan kılıfların çoğu iPad Mini 2'ye (ve Mini 3'e) de oluyor. Ancak "çoğu" dediğime dikkatinizi çekerim, zira bazı kılıflarda milimetrik fark sıkıntıya sebep oluyor.



Ekran
Cihazın ekranı ilk iPad Mini'ye göre çok daha yüksek çözünürlükte. Aslına bakarsanız, PPI bakımından en yüksek değere sahip olan cihazlar iPad Mini 2 ve iPad Mini 3. 1536 x 2048 çözünürlükteki ekran 324 PPI çözünürlükte ve muhteşem görünüyor.


iPad Mini ekranı


iPad Mini 2/3'ün retina ekranı

Ses
Ses kalitesi gayet tatmin edici, ancak iPad Mini incelememde belirttiğim sorun devam ediyor. Dışarı ses veren hoparlörleri stereo olsa da, sadece dik tuttuğunuzda stereo ses alabiliyorsunuz. Film izlerken, ya da YouTube'dan video izlerken tabletinizi yatay kullanırsınız değil mi? Ancak bu durumda ses sadece bir taraftan, yani sol ya da sağ taraftan geliyor. Bu çok rahatsız edici bence.



Pil Ömrü
Eğer iPad Mini'nizi gün içerisinde sonuna kadar kullanacaksanız, oyun oynayacak, videolar izleyecek ve web sayfalarında dolaşacaksanız, cihazın pili gün sonunda %10'a kadar düşüyor. Daha seyrek bir kullanımda daha uzun bir pil ömrü elde edebilirsiniz ama doğrusu iPad Mini'nizi elinizden bırakmak isteyeceğinizden şüpheliyim.

iPad Mini 2 ve 3, Apple'ın yeni "ince uçlu" Lightning Connector kablosuyla şarj oluyor. Bu yeni şarj kablosunun takılışı MicroUSB kablolarından çok daha kolay, Apple'ı takdir etmek gerek. Keşke Android'li telefonlar da bu tip bir şarj kablosuna sahip olsa.

Hafıza ve Performans
iPad Mini 2 ve iPad Mini 3, aynı özelliklere sahip olarak geliyor: 64 bit Apple A7 işlemci ve M7 hareket işlemcisi. Bu özellikler ilk iPad Mini'den iyi olsa da, son model iPad Air 2'de A8X işlemci ve M8 hareket işlemcisi bulunuyor. Yani iPad Mini 3 ile "geçen senenin teknolojisini" bu senenin fiyatlarına satın alıyorsunuz. Geçen senenin teknolojisi olması genel kullanımda olumsuz bir etkiye sebep olmuyor tabi, onu da belirtelim. İlk iPad Mini'ye göre internette gezinme deneyimi biraz daha iyi, daha fazla tab açık kalabiliyor.

Hafıza konusuna gelirsek: Mobil Yazılar okurlarına tavsiyem, yüksek kapasiteli modelleri tercih etmeleri yönünde olacak. Bir sene önceki modeli alın ama, 32 ya da 64 GB olsun aldığınız cihaz. Çünkü Apple ekosisteminde keyifle tüketebileceğiniz onca içerik cihazınıza sığmadığında canınız sıkılabiliyor. Apple cihazların dünyanın geri kalanı gibi MicroSD kartları desteklememesi yüzünden buna mecbur kalıyorsunuz ne yazık ki.

Kamera

iPad Mini 2 ve 3'de 5 mp autofocus kamera bulunuyor. Video çekimlerini de 1080p 30fps ayalarında yapabiliyor. Örnek fotoğraflar ve %100 boyutlarından kırpılmış parçalar şu şekilde:








Sonuç

Küçük bir performans farkı olsa da, zaten bir iPad Mini'niz varsa, iPad Mini 2 ya da Mini 3'ü almak için ciddi bir sebep olduğunu düşünmüyorum. İlk kez bir iPad alacaksanız, iPad Mini 3 yerine Mini 2'yi almanız daha mantıklı olacaktır. Mini 3'deki Touch ID özelliği hoş olabilir ama, iki cihaz arasında bundan başka bir fark yok. Yine, ilk kez bir iPad alacaksanız, şuna da karar vermeniz gerekiyor: Mini modellerinden birini mi, yoksa normal iPad'lerden birini mi almalısınız? Eğer cihazı sadece evinizde kullanacaksanız, yanınızda taşımayacaksanız, Mini modelleri yerine daha büyük ekranlı modelleri tercih etmenizi tavsiye ederim.

Sonuç olarak, iPad Mini 2 ve ondan pek farkı olmayan Mini 3, Apple dünyasını daha taşınabilir boyutlarda deneme fırsatı veren kaliteli cihazlar. Ben yine de iPad alacaklara indirimleri takip etmelerini tavsiye ederim.

İlgili linkler
iPad oyunları
iPad Mini incelemesi
iPad ile ilgili her şey

Çarşamba, Nisan 23, 2014

İpucu: MacOS'de ses düğmelerinin sesini kapatmak

Ses çıkartan ses düğmeleri: Ne kadar mantıklı değil mi! MacBook Air'de F10 tuşuna ses açma-kapama, F11 ve F12 tuşlarına ise ses azaltma ve yükseltme görevi verilmiş. Windows PC'lerde Fn tuşu ile yaptığınız bu işleri MacBook'ta direkt basarak yapıyorsunuz. Burası mantıklı. Ama bu tuşlara bastıkça "blip blip" bir ses geliyor. Bu hiç mantıklı değil, özellikle de film izlerken ya da sunum yaparken.

Bu "özelliği" kapatmak için ekranın sol üst köşesindeki Apple logosuna tıklayın, açılan menüden "Sistem Tercihleri"ni seçin. Açılan penceredeki "Ses" ikonuna tıklayın. Aşağıdaki resimde gördüğünüz pencere açılacak. Buradaki "Ses yüksekliği değiştiğinde geri bildirim çal" maddesinin işaretini kaldırın. Artık sessiz olmanız gerektiği anlarda MacBook'unuzun "ses kısma düğmesi" sizi utandıramayacak.


MacBook ile ilgili diğer yazılarıma da göz atmak isterseniz:
MacBook Air dokunmatik değil ama...

Pazartesi, Mart 24, 2014

Sonunda sessizlik... Teşekkürler MacBook Air...

Bana bundan sonra MacBook Air aldıracak tek bir özellik varsa, o da sessizliği. Ne fan sesi, ne hard disk tıkırtısı. Sadece, siz klavyeyi kullanırken ister istemez çıkan sesler ve komşunun çocukları ile verdiği bitmek bilmeyen savaşın gürültüsü duyuluyor. Komşu gürültüsü azaldığı anlarda düşüncelerinizle başbaşa kalıyorsunuz. Sizi rahatsız eden, ara sıra şahlanan, zaman zaman sakinleşen ama hiç tam olarak susmayan, sürekli bir uğultu gelmiyor bilgisayardan.


Fotoğraf: Travis Isaacs. Creative Commons.

MacBook Air’de bir fan var, ama normal kullanımda duyulmayacak kadar düşük ses çıkartıyor. Düşük derken, Windows PC standardında düşük sesten bahsetmiyorum. Bugüne kadar yaptığım incelemelerde “Fan sesi düşük” dediklerimden çok daha düşük. Şu anda bu yazıyı MacBook Air’de yazıyorum ve fandan hiç bir ses duymuyorum. Elbette oyunlarda fan sesinin duyulduğu söyleniyor, ancak şu ana kadar herhangi bir oyun oynamadım bu cihazda. Sanırım oynayasım da yok, o fanın çalıştığını duymak istemiyorum!

Takıntılı mıyım? Galiba. Çoğu kimse fan sesine aldırış etmiyordur eminim. Ama bu tip seslerden rahatsız olanlar için MacBook Air müthiş bir konfor sunuyor.

Klavye de dokunmatik olsa onun bile sesi gelmeyecek ama, o kadarına da gerek yok! Enteresandır, tuşlarına bastıkça takır tukur sesler çıkartan klavyeleri daha çok seviyorum. Benim zevklerin modası biraz geçmiş galiba.

MacBook Air ile ilgili bir başka yazım:
MacBook Air dokunmatik değil ama...

Perşembe, Mart 06, 2014

iPad Mini ile 365 gün

Bir yıldır bir iPad Mini kullanıyorum. Daha önce iPad Mini'nin incelemesini yapmıştım, buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Ancak bildiğiniz gibi cihazların artıları ve eksileri en çok uzun süre kullandıktan sonra anlaşılıyor. Mobil Yazılar'da yaptığım incelemeler yabancı popüler sitelerin sıradan incelemelerinden biraz daha farklı, çünkü ben cihazların çoğunu kendim satın alıyorum, kendim kullanıyorum. Yine de, incelemeleri cihazları aldıktan sonraki birkaç hafta içerisinde yayınladığım için fark etmediğim, incelemelere yansıtamadığım olumlu veya olumsuz yönler olabiliyor. Bu yüzden bir süre sonra yeniden bir değerlendirme yapmak gerekiyor.



iPad Mini, Apple'ın ilk "küçük tablet" denemesiydi. Şimdi yeni bir versiyonunu çıkardılar: Retina ekranlı iPad Mini. Bu yeni versiyon daha hızlı, daha iyi ekrana sahip, bir de, daha pahalı. Ama birinci nesil iPad Mini halen satılıyor. Dolardaki artışa rağmen özel indirimlerde 650 TL gibi rakamlara bulunabildiğini duyuyorum. Dolayısıyla küçük bir tablet isteyenler için hala geçerli bir seçenek.

Ekran: Retina değil ama, küçük yazılar ve detaylı PDF'ler dışında hiç bir sorun yaşamadım.

Dayanıklılık: iPad Mini'yi birkaç defa kötü şekilde düşürdüm. Sapasağlam maşallah. Bu dayanıklılığa şaşırdım doğrusu.

Klavye: Sürekli fiziksel klavyelerin üstünlüğünden bahseden biri olarak dokunmatik bir klavyeyi bu kadar kolay kullanabileceğimi düşünmezdim.

WiFi: Bu konuda şikayetim var. iPad Mini, diğer cihazların ve HTC Flyer'ın rahatça internete girebildiği yerlerde WiFi çekim gücünün yetersiz kalması nedeniyle sayfaları açamıyor, sinir bozuyor.

RAM: iPad Mini konusunda şikayetçi olduğum bir konu daha. Mini'nin RAM miktarı yetersiz, bu da pek çok probleme sebep oluyor. Açtığınız programlar ve oyunlar bir başka programa geçiş yaptığınızda kapanabiliyor.

İnternette gezinirken: İnternet konusuna gelmeden önce WiFi'den ve RAM'den bahsettim, çünkü bu ikisi iPad Mini'nin web deneyimini olumsuz etkileyen faktörler. iPad Mini gibi hafif bir cihazla, bilgisayarın fan sesine katlanmak zorunda olmadan, ister oturarak, ister yatarak internette dolaşmak son derece keyifli. Ama bu keyfi yarıda kesen şey zayıf WiFi çekim gücü ve özellikle de birden fazla sayfa açtığınızda cihazın RAM'inin yetersiz kalması. RAM yetersiz kaldığı için sayfadan sayfaya geçişlerde önceki sayfa tekrar yükleniyor. Tarayıcıdan çıkıp, başka bir programa geçip geri geldiğinizde yine aynı şey. O kadar sinir bozucu ki! İyi bir internet deneyimi isteyenlere birinci nesil iPad Mini'yi tavsiye edemeyeceğim.

Lightning Connector: iPad Mini'nin problemli yönleri bitmedi ama, araya iyi bir şey sıkıştırayım dedim. Şu tersi düzü olmayan Lightning Connector'a bayılıyorum. MicroUSB girişi gibi standart olmaması bir sorun olsa da, karanlıkta bile kolayca takılabiliyor olması, MicroUSB'li diğer bütün cihazlar gibi takmak için savaşmayı gerektirmemesi harika. Eğer MicroUSB standardı yenilenecekse, Apple'dan biraz ilham almalılar.

Ses: Apple'dan beklenmeyecek bir hata var iPad Mini'de. Cihazı yatay olarak kullandığınızda dışarı ses veren hoparlörler sadece bir tarafta kalıyor ve ses sadece bir yönden geliyor. Video izlerken, oyun oynarken dikkatinizi dağıtan, keyfinizi kaçıran bir problem. Otomobilinizde müzik sesinin sadece sağ hoparlörden geldiğini düşünsenize!

Depolama alanı: Ben iPad Mini'nin en ucuz modeli olan 16 GB hafızalı versiyonunu almıştım. HTC Flyer tabletimde 16 GB hafıza her şeye yeterken iPad'de yetmiyor. iPad'imde film yok, birkaç albüm ve birkaç oyun var. Bir de arada kamerası ile video çekiyorum. Ama yetmiyor. İşin kötüsü, 32 GB hafıza olsa, onun da yeteceğinden şüphem var. Buna ek olarak, daha önceden bahsettiğim gibi, Apple daha yüksek hafızalı modelleri gereksiz şekilde yüksek fiyatlara satıyor. Daha yüksek hafızası olan modelleri almak isterdim ama, keşke biraz daha insaflı fiyat farkları belirlenseydi!

Bu problemler haricinde iPad Mini'yi kullanmaktan büyük keyif aldığımı itiraf etmeliyim.

İlgili:
iPad Mini incelemesi

Çarşamba, Şubat 26, 2014

İnternete bedava gireceğim derken...

Sevgili okur, dikkat! Parolasız WiFi erişimi sağlayan kafeler ve restoranlarda internete girmek her ne kadar çekici görünse de, sen sen ol, böyle yerlerde bedava internetin cazibesine kapılma. İster işte olsun, ister okulda, isterse de Amerikan kahve markasının bir şubesinde, herkesin bağlanabildiği kablosuz internete bağlanma. Mutlaka bağlanman gerekiyorsa da, sakın bankaların internet sitelerine girme, ya da kredi kartınla alışveriş yapma.


Fotoğraf: Liz West. Creative Commons.

Apple’ın ürünlerinde (iPhone, iPad, MacBook vs) bir hata çıkmış, ortak alanlarda kablosuz internete girenler tehdit altındaymış. “Apple kale gibi güvenlidir” diye düşünüp yanılma, aylardır fark etmemişler bu hatayı. Şimdi güncellemesini çıkardılar, Apple cihazlarını mutlaka güncelle!

Son bir not, evdeki internetini de mutlaka parola ile koru, konu komşu bedava internete girsin diye kablosuz internetini açıkta bırakma. Sen zaten biliyorsun bunları da, ben hatırlatayım istedim.

Pazartesi, Şubat 17, 2014

MacBook Air dokunmatik değil ama...

MacBook Air ve Apple'ın diğer dizüstü bilgisayarlarında dokunmatik ekran yok. Aslında Apple'ı iPhone ya da iPad'den tanıyanlar tüm Apple ürünlerinde dokunmatik ekran bulunacağını varsayabilirler, böyle zannetmekte de haklılar. Zira iOS kullanmış olanlar için bile ikonların benzerlerini MacOS'de görmek ekrana dokunma isteği uyandırıyor.

Doğrusu ben de MacBook Air'de dokunmatik ekran olsun isterdim. Özellikle de dokunmatik ekranlı Windows 8 bilgisayarları kullandıktan sonra ister istemez alışıyor, önünüze gelen her dizüstü bilgisayarın ekranına dokunmaya çalışıyorsunuz. Yine de MacOS'de dokunmatik ekranın eksikliğini biraz olsun unutturacak kolaylıklar var.

MacBook'ların o kocaman TouchPad'leri -İzleme Dörtgeni- çoklu dokunmayı destekliyor. Denediğim benzer özellikli pek çok diğer dizüstü bilgisayardan da daha iyi bir iş çıkartıyor. Alışık olduğunuz iki parmakla yakınlaştırmadan dört parmakla programlar arası geçmeye kadar pek çok seçeneğiniz var.

Benim favorilerim: İki parmakla sayfayı kaydırma; iki parmakla sağa-sola hareketler yaparak önceki-sonraki sayfalara gitme; iki parmağı sıkıştırıp açarak yakınlaştırma; iki parmakla çift tıklayarak bir web sayfasındaki yazıya ya da resme odaklanma; dört parmağı ortaya doğru sıkıştırarak Launchpad'e ulaşma; üç parmakla penceleri sürükleme; Safari'de iki parmağı sıkıştırarak tablar arası geçiş yapma. Ayrıca Windows'tan Mac'e geçiş yapanların nasıl yapılacağını merak edebilecekleri bir detayı da yazayım: Sağ tıklama menüsünü çıkarmak için iki parmağınızla tıklıyorsunuz. Ya da Kontrol (CTRL) tuşuna basılı tutarken tek tıklayabilirsiniz.

MacOS'de TouchPad'in çoklu dokunmatik ayarlarını yapmak için Sistem Tercihleri'nden İzleme Dörtgeni'ne tıklamanız yeterli.

Çarşamba, Şubat 12, 2014

iOS oyunu: Pit Droids

Bulmaca oyunlarını seviyorsanız, Star Wars temalı bir oyun olan Pit Droids'i tavsiye ederim. Aslen 1999'da çıkmış olan bu oyunun iPhone ve iPad'e uyarlandığını görmek beni çok sevindirdi. Pit Droids'de çeşitli renklerde robotları belirli kurallara göre yönlendirip hedeflerine ulaştırmaya çalışıyorsunuz. Ben keyifle oynuyorum doğrusu. Fiyatı 3,59 TL. İndirmek için: https://itunes.apple.com/tr/app/star-wars-pit-droids/id494450386?mt=8

Salı, Ağustos 27, 2013

Apple iWatch ve diğer akıllı saatler nasıl özelliklere sahip olmalı?

Apple iPhone’u duyurmadan önce “Apple telefon çıkarsa nasıl bir şey olurdu” fikri üzerinden pek çok konsept tasarım resimleri üretilirdi. Bunların ortak yanı ise ya o dönemin iPod tasarımı üzerinden, ya da yine o dönemde popüler olan tuşlu telefonlar üzerinden gitmeleriydi. Apple ise hem donanımsal, hem yazılımsal olarak farklı bir yaklaşım benimsedi.


Amacım Apple’a övgüler sıralamak değil. Ama Apple’ın çok iyi yaptığını düşündüğüm bir şey var: Bir adım geri gidip olaylara daha geniş çerçeveden bakabilmek. Her bir özellikle ilgili, “Bununla ilgili ne problem var ve daha iyi nasıl olabilirdi?” diye düşünüyorlar. Bu fikirleri geliştirirken de alışageldiğimiz çözümlerin kolaylığına kapılmıyorlar. iOS’de klasör oluşturma özelliği bile diğerlerinden kolay. Niye? Çünkü farklı düşünüyorlar. Tamam, son zamanlarda kopyalamaya da başladılar ama, demek istediğimi anladınız siz.

Bu aralar iWatch söylentileri ve Pebble dolayısıyla akıllı saatler gündemimize girmeye başladı. Herkes akıllı saat üretmeye çalışıyor artık. Eğer Apple bir iWatch çıkartırsa eminim akıllı saatleri Apple’ın icat ettiğini zanneden bir kitle ortaya çıkacak. Ancak akıllı saat fikri eskilere dayanıyor.


Günümüzde bir şeyin başına “akıllı” sözcüğü eklendiği zaman çoğunlukla cihaza yazılım yüklenebilir olması kastediliyor. Ama çok işlevli saatler uzun süredir hayatımızda. Zamanın Casio Databank saatlerini hatırlarsınız. Piyasada GPS’li, pedometreli, binbir özelliği olan, 500 ila 1500 lira arası fiyatlara sahip olan spor saatleri bulmak da mümkün. Aslında bu saatler de kullanım alanlarına göre akıllı kabul edilebilir. Ama bir cihaza yazılım yüklenebilmesi demek, o cihazın her ihtiyaca ayak uydurabilmesi demek. 1500 liralık bir saatin yapabildiklerini 300 liralık bir akıllı saat de yapabilirse bu, oyunun kurallarını değiştirebilir.


Ne yazık ki bugün pek çok üreticinin, hatta konsept tasarım yapanların bile akıllı saatten anladıkları şey şu anda kullanmakta olduğumuz telefonlarımızı küçültüp kolumuza takmak. Ama “telefon” dediğimiz cihaz artık telefonla konuşmak için kullanılmıyor ki! Artık telefonlarımız multimedya üssümüz. Bu yüzden daha büyük ekranlar istiyor insanlar. Kolumuzdaki bir cihazın ekranı ne kadar büyük olabilir? Telefonlarımızın karşıladığı ihtiyaçların ne kadarını karşılayabilir? Omate TrueSmart isimli bir projenin haberi vardı geçenlerde. Android işletim sistemli, renkli dokunmatik ekranı, hatta kamerası bile olan bir saat yapıyorlarmış; Kickstarter’da destek istiyorlarmış. Bir diğer firma telefon görüşmesi yapmanızı sağlayan bir saat geliştirmiş.

Küçücük ekranıyla Facebook’a giren saatler, fotoğraf çeken saatler, telefonla konuşturan saatler... Hayal gücümüz bu kadar mı?


Nasıl telefonlarımızın hayatımızdaki rolü değiştiyse, saatlerimizin rolü de değişti. Artık pek çok kimse kol saati takmıyor, takanlar da ya aksesuar olarak, ya da özel amaçlarla (GPS, pedometre vb. özellikler için) takıyor. Artık kolumuzda saat olmasına gerek yok, çünkü artık her yerde saat var zaten. Masamızda, duvarımızda, fırınımızda, bilgisayarımızda, telefonumuzda, tabletimizde, otomobilimizde, her yerde.


O zaman bir adım geri gidip tekrar düşünmemiz lazım. Akıllı saat denilen şey, elbette en başta saat, ama temelde kolumuzdaki bir bilgisayar. Ancak telefonun yerine geçmeye çalışmamalı. Çünkü akıllı saatler sürekli kolumuzda olan cihazlar olacak. Bize telefonumuzdan da yakın olacaklar yani. Nasıl iPhone'dan sonra çoklu-dokunmatik ekranlar ve çeşit çeşit sensörler o ana kadar olabileceğini düşünmediğimiz kullanım senaryolarına kapı açtıysa, sürekli kolumuza takılı olan bir cihaz da yeni senaryolara kapı açabilir.


Eskiden kol saatimizden saate bakıyorduk. Saati bilmek önemliydi. Şimdi başka bilgiler önemli. “Glanceable information” diyor yabancılar. “Göz atılabilir bilgi” diye mi çevrilir, bilmiyorum. Ama kastedilen şey, bir bakışta görebildiğiniz şeyler. Örneğin bazı telefonlarda, özellikle de eski Nokia telefonlarda, cihaz kilitliyken de ekranda bazı bilgiler gözükebiliyordu. Mesela masanızın üzerinde duran telefonunuzun açma düğmesine basmanıza gerek kalmadan, sadece bir bakışta cevapsız çağrıları, gelen mesajları, saati, tarihi vb. öğrenebiliyordunuz. Akıllı saatlerin başarmaları gereken en önemli şey, hangi tür bilgiyi ne şekilde size göstereceklerini belirlemek olsa gerek. Saatin içine Android işletim sistemini sokmakla iş bitmiyor. Saatimden arkadaşlarımın Facebook fotoğraflarını görmek ya da minik bir hesap makinesine sahip olmak da beni ilgilendirmiyor. Bu devirde kimse telefonsuz şuradan şuraya gitmeyeceğine göre akıllı saatler mutlaka telefonumla birlikte çalışmalı ve tam anlamıyla bir asistan olmalı.


Donanım özelliklerini, cihazın kullanım alanı belirlemeli. Mesela, sürekli açık bir ekran olmalı ki gösterdiği bilgiler “glanceable - bir bakışta görülebilir” olsun. Dolayısıyla, az enerji harcayan bir ekranı olmalı. Pek çok kişinin aksine bir akıllı saatin renkli ekrana sahip olması gerektiğini düşünmüyorum. Yüksek çözünürlüklü bir siyah-beyaz (grayscale) ekran yeterli. E-ink de olabilir, sıradan LCD’de, ama yüksek kontrastlı olmalı ve güneş ışığında rahat görülebilmeli. Elbette enerji kullanımını kontrol altında tutabilirlerse renkli ekranlar da olabilir, ama öncelik uzun pil ömrü ve her ışık koşullarında görülebilirlikte.


Bu cihaz gün boyu takılacak. En başta rahatlık açısından sorunsuz olmalı. Ardından, şık ve sade olmalı. Gerekirse farklı zevklere uyarlanabilmeli. Çünkü hem erkekler, hem kadınlar kullanacak bu cihazı. Kolunuzda olduğu için, sürekli göz önünde olacak. Yani sizi geek gibi göstermemeli. “Adama bak, ne takmış koluna hahahaha” değil, “Ne şık saati var, markası ne acaba?” demeli insanlar.

Pil ömrü mümkün olduğunca uzun olmalı. İnsanlar saatlerini ikide bir şarj etmeye alışık değil; ayrıca her gün şarj etme derdiyle uğraştığımız bir telefonumuz var zaten. Kablosuz şarj özelliği olursa iyi olur. Gece saatinizi kolunuzdan çıkartıp bir cradle'a koyduğunuzda şarj olabilir mesela. Standart microUSB şarj aletlerini de kullanabiliyor olmak güzel olurdu ama microUSB girişi saat için biraz fazla kaba kaçabilir.


Sesli ve titreşimli uyarılar verebilmeli. Bir bipleme şeklinde bile olsa, ses olmalı. Bazı akıllı spor saatlerinde kulaklıkla MP3 dinleme özelliği var, ama dışarı hiçbir sesli uyarı veremiyor, bence yanlış. Basit bir yürüyüş saatinde bile bipleme sesleri son derece işe yarıyor (interval training'de mesela).

Çeşitli sensörleri olmalı, spor saatlerinden aşağı kalır yanı olmamalı. Eğer doğru yapılırsa spor saatlerini yüzlerce dolara satan firmaların işi elinden alınabilir. Bunu yapabilmek için de saat mümkün olduğunca dayanıklı ve su geçirmez olmalı.

Normal düğmelere ek olarak dokunmatik ekranı da olabilir. Dokunmatik ekran bir şeyler yazmak için falan değil, basit hareketlerle arabirimi kontrol etmek için gerekli. Bir de yüklenebilecek yazılımlara daha fazla olanak tanımak için.


Yazılım demişken, o konuya geri dönelim. Bir saati “akıllı saat” yapan şey yazılım yüklenmesi ise eğer, bunu çok iyi bir biçimde yapabilmeli. Aynı anda birden fazla yazılım mutlaka çalışabilmeli. Son yıllarda bu konu pek popüler gelmiyor üreticilere, ama yine de multitasking olmalı diyorum. Aynı anda kronometrem de çalışmalı, bildirimlerim de gelmeli, pedometrem de işlemeli.

Ekrandaki saatimin / ana sayfamın görüntüsünü de istediğim gibi değiştirebilmeliyim. Bazı akıllı saatlerde çirkin tasarımlar görüyorum, saat gibi bir aksesuarda kesinlikle çirkin bir tasarıma yer yok. Müthiş tasarımlar yapılmalı ve istenildiği gibi de özelleştirilebilmeli.


Apple gerçekten bir iWatch çıkarırsa nasıl özelliklere sahip olur bilinmez ama, anlattığıma en yakın saat Pebble. O da henüz tam potansiyeline ulaşamadı ne yazık ki. Yine de bu işi doğru biçimde yapacak firmaların şansı var. Apple’ın daha çok şansı var, çünkü Apple ne üretse satılıyor. Bir risk belki insanların saat takma alışkanlığını yitiriyor olması olabilir. Ama cebinize telefon, çantanıza tablet, masanıza bilgisayar satan bir firma için kolunuza da saat satıp size para harcatmak son derece çekici olacaktır.

Cumartesi, Haziran 15, 2013

Apple iOS 7’deki yenilikleri Android’den mi kopyalamış?

iPhone, iPad ve iPod Touch’ın yeni işletim sistemi iOS 7, Apple’ın uzun süredir yaptığı en köklü değişikliklere sahip. Hem görsel yönden, hem de uygulamaların işleyişi bakımından pek çok değişiklik var. Peki Apple bu fikirler için nereden ilham almış? Android’i mi kopyalamış? Yoksa Windows Phone 8’i mi?

iOS hayranları kopyalama iddialarını kabul etmeyecektir herhalde. Android fanatikleri ise hararetle kopyacı olmakla suçlayacaktır Apple’ı. Windows Phone 8 ekran görüntüleri ile de karşılaştırmalar yapılıyor bloglarda.

Ben bu tartışmada taraf olmayacağım ama, birkaç görüşümü paylaşmak istiyorum. Öncelikle, iPhone’dan önce mobil işletim sistemlerinin arabirimleri nasıldı, onu bir görelim:



Hatırlar mısınız bilmem ama, iPhone kullanıcı deneyimi ile bizi büyülemişti, çünkü o güne kadar mobil işletim sistemlerinde yanlış yapılan her şeyi yeniden düşünüp daha insancıl hale getirmişlerdi. Elbette hepsi bir anda olmadı, ama yavaş yavaş eksikler kapandı. iPhone sonrasında “modern mobil işletim sistemleri” kategorisine giren her işletim sistemi Apple’ın çabalarından ilham aldı.



Apple almadı mı o sihirli ilhamlardan? Elbette aldı, öncelikle yıllar önce ürettiği Apple Newton MessagePad'den ilham aldı. Ardından Palm OS’in temelinde yatan kullanım kolaylığı felsefesinden ilham aldı, onu günümüze uyarladı. Konfabulator isimli modern masaüstü widget’larının babası olan yazılımdan da yararlandı. iPhone dışındaki ürünlerde bile Braun’un Dieter Rams imzalı ürünlerinden ne kadar etkilendiği ortada zaten. Daha sonra yine bir Palm ürünü olan WebOS’den etkilendi. WebOS kendi başına başarılı olamamış olsa da Apple’ı yenilik yapmaya zorlayan önemli bir oyuncuydu (WebOS’den hâlâ da etkileniyor, iOS 7’deki multitasking ekranı WebOS’in cards ekranının neredeyse aynısı!). Daha sonra da elbette Android’den etkilendi, buna şüphe yok, ama bence Android bu kadarını Apple’a borçluydu! Çünkü nasıl iOS, “Zen of Palm” felsefesini takip ettiyse, Android de iOS’in mobil işletim sistemlerine getirdiği modern yaklaşımı takip etti. iPhone öncesinde fotoğraflarımız arasında parmağımızla kaydırarak gezinme fikri kaçımızın aklına gelirdi? Şimdilerde bu özelliği olmayan telefona akıllı demiyorlar!

İşin acı tarafı ne biliyor musunuz? Büyük firmaların kopyaladığı küçük firmalar genellikle tarih oluyorlar.

İlgili linkler
Apple tasarımları, Braun tasarımları
WebOS’in cards ekranı (mutlaka görmelisiniz)
Neonode N1m
iOS 7 - Android benzerlikleri
iOS 7 kimlerden ilham almış?

Cuma, Haziran 14, 2013

iOS 7 ve değişimdeki risk

Apple’ın son etkinliğinde beklediğimiz “Apple Smartwatch” duyurusu yapılmadı ama iPhone, iPad ve iPod Touch kullanıcılarını ilgilendiren, merakla beklenen başka bir duyuru vardı: iOS 7. Apple’ın mobil işletim sisteminin yeni versiyonunda kimilerinin çok beğendiği, kimilerinin “Steve Jobs’un kemikleri sızlıyor” şeklinde yorumladığı önemli değişiklikler var.



Teknoloji yazarları arasında zaten iOS üzerinde yeniliğe ihtiyaç olduğunu dile getirenler oluyordu. Onları tatmin eder mi bilmem ama, hem görsel tasarımda, hem de uygulamaların işleyişinde farklılıklar var. Çoğunluğu oluşturan normal kullanıcıları göz önüne aldığımızda ikisi de Apple için risk aslında: Görsel tasarımı beğenmeyenler olacağı gibi, yeni uygulamaları kullanmakta zorlananlar da olacaktır.

Görsel tasarım sadeleştirilmiş. Kısmen Nokia N9’un çok beğendiğim arabirim tasarımını hatırlattı bana. Windows Vista stili yarı-saydam alanlar da bol bol kullanılmış. Sadelik iyi ama, bu yarı-saydamlığın bazı yerlerde fazla kullanıldığını ve arabirimi çirkinleştirdiğini düşünüyorum. İnsanlardan gelen bir eleştiri de canlı renklerin, gradyanların kullanımı sonucu işletim sisteminin çocuksu bir görünüşe büründüğü yönünde. Değişim sadece görünüşte değil. Uygulamaların işleyişinde de çeşitli değişiklikler var. Pek çok uygulamada önemli ilerlemeler olduğu söylenebilir. Nokia N9’daki gibi ekranın dışından başlayan kaydırma hareketlerinin bulunması hoş olmuş.

Yenilik yaparken her zaman eski olana alışmış kullanıcıları rahatsız etme riski vardır. Genellikle de kullanıcılar “aşık olanlar” ve “nefret edenler” olarak iki gruba ayrılır. Microsoft, Windows 8 ile bunu yaşıyor. Her yenilik karşısında kullanıcının sorduğu bir soru var: Bu değişikliğe gerçekten gerek var mıydı? Çünkü değişiklik insanların keyfini kaçırır. Ancak yaptığınız yeniliğin gerçekten ne faydası olduğunu anlayabiliyorsa insanlar, yeniliklere kucak açarlar. Sırf tasarım ekibinizi, mühendislerinizi tatmin etmek için yenilik yapıyorsanız, ya da projenin başına yeni biri geçti diye, öncekilerden intikam almak istercesine değişiklik yapılıyorsa, tüketicileri kaybetme riski ile karşı karşıya kalırsınız.


Yine de Apple için riskin çok yüksek düzeyde olmadığı söylenebilir, zira Apple’ın elinde sadık kullanıcılardan, ekosistemden ve marka değerinden ileri gelen inanılmaz bir güç var. Bir kısım Apple ne üretse satın alıyor zaten. Bir kısım yazılım, müzik vb. çeşitliliği dolayısıyla Apple’ı tercih ediyor. Bir kısım, yazılıma, müziğe, aksesuara bu kadar para yatırdığı için Apple’ı tercih etmek zorunda kalıyor. Bir kısım için de iPhone, telefon denildi mi ulaşılabilecek son nokta. Dolayısıyla Apple tökezlese bile, yanlış yapsa bile uzun süre tahtını kimseye bırakmayacaktır. Birkaç yıl önce iPhone kullanıcılarının gittikleri her yerin koordinatlarınının, kullanıcıların haberi olmadan telefon içerisinde kaydedildiği ortaya çıkmıştı hatırlar mısınız? Hatırlayan kalmamıştır herhalde.

iOS 7’deki yenilikler elbette kullanıcılar için olumlu. Ancak Apple ilk defa bu seviyede değişiklikler yapıyor, bu iyi bir şey ama eski kullanıcılar için alışma süreci gerektiriyor.

Steve Jobs sonrası Apple kendini kanıtlamaya çalışıyor. Ya da ipini kopardı, ne yapacağını şaşırdı. iCEO’ları olmadan neler başarabileceklerini zaman gösterecek. Apple’da bile “Olmamış, yeniden yapın, yeniden düşünün” diyen birilerinin olması gerekir.

iOS 7’de tam olarak neler yeni? Bunları iPhoneTurkey’den Mustafa bey zaten detaylı olarak yazmış, aynı şeyleri yazmaya gerek yok: http://www.iphoneturkey.biz/2013/06/ios-7-ozellikleri-inceleme-i.html

Pazartesi, Mayıs 20, 2013

iPad mini oyunları

Bir iPad mini sahibiyseniz, oynayacak oyun bulmakta pek de sıkıntı çekeceğinizi sanmıyorum. Yine de kalitesi ile aradan sıyrılan oyunlar oluyor. Sizin için beğendiğim birkaç oyunu sıraladım. Bunların bazıları ücretsiz, bazıları da ücretli, ancak ara sıra indirime girdikleri ya da bedava oldukları oluyor. Kısa bir süre için bedava olan oyunlardan beğendiklerimi Mobil Yazılar'ın Twitter hesabında yazıyorum.

Plants vs. Zombies: Zombilere karşı bitkilerle savaş. Kulağa saçma geliyor ama, bence elinizden bırakamayacaksınız. App Store'da Plants vs Zombies

Subway Surfers: Temple Run benzeri, ama daha iyisi. Çok keyifli, sık güncelleniyor. Daha önce bahsetmiştim: Subway Surfers


Asphalt 7: iPad için üretilmiş keyifli yarış oyunlarından biri. App Store'da Asphalt 7

Modern Combat 4: iPad'de FPS oyunu. Sonuna kadar oynar mısınız bilmem ama, indirime girerse kaçırmayın derim. App Store'da Modern Combat 4


Fruit Ninja: Hayatında hiç oyun oynamamış kişileri bile etkileyebilen bir klasik. App Store'da Fruit Ninja


Temple Run: Koş koşabildiğin kadar. Klasiklerden biri. App Store'da Temple Run

Agent Dash: Temple Run benzeri. Daha önce şu yazıda bashetmiştim: Koş ajan Dash, koş!


Bee Leader: Bir arıyı kontrol ettiğiniz hoş tasarımlı değişik bir oyun. Ancak çocuklarınıza göstermeyin. Arının çıkardığı sesleri duymaktan bunalıma girebilirsiniz. App Store'da Bee Leader


Roads of Rome: Sürekli oraya buraya tıklayıp durmanız gereken oyunlardan. Hoş vakit geçirtebilir. App Store'da Roads of Rome.

Jetpack Joyride: Çok basit, ama bir o kadar da derinliği olan bir oyun. Daha önce bahsetmiştim: Jetpack Joyride


Bad Piggies: Rovio'nun çok başarılı bir oyunu. İki kişi birlikte oynarsanız çok eğleneceğinizi düşünüyorum. App Store'da Bad Piggies


Real Racing 3: Yarış severlerin kaçırmaması gereken bir oyun. iPad'de de yarış oyunu olabiliyormuş! App Store'da Real Racing 3


Angry Birds: Duymayan, oynamayan kaldı mı? Yine de yazalım. Her zaman keyifle oynanabilecek bir oyun. App Store'da Angry Birds

İlgili linkler:
iPad mini incelemesi

Cuma, Mayıs 10, 2013

1080p Full HD video çekebilen telefonlar

Mobil Yazılar okuyucuları için son dönemde piyasada olan 1080p “full HD” video çekebilen telefonların bir listesini yapmak istedim. Sadece Samsung, HTC, BlackBerry, Apple, Nokia ve Sony marka telefonları listeledim. Elbette eksiklerim olabilir, ayrıca bunların dışındaki markalarında da 1080p video çekebilen telefonları var.

Bütün telefonlarda otofokus özelliği var. Sadece Nokia modellerinde Carl Zeiss lensler var. Sadece Nokia 808’de kayıpsız dijital zoom ve Xenon flaş özelliği var. Ayrıca en yüksek fotoğraf çözünürlüğünü de Nokia 808 modeli veriyor. HTC One modeli de “UltraPixel” özellikli, ancak bu özellik dolayısıyla çözünürlük 4 megapiksele düşüyor. Buna değip değmediği tartışılır.



1080p ayarında çok video çekecekseniz hafızanın ne kadar olduğu, MicroSD kartlarla genişletilip genişletilemediği de önem arz eder. Aşağıda listelediğim Samsung modellerinin hepsine MicroSD kart takılabiliyor. BlackBerry Z10, Nokia ve Sony modellerinin bazıları da MicroSD kartları destekliyor.

Samsung

Samsung Galaxy S4 Zoom: 16 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. 10x optik zoom. Android işletim sistemi. 8 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Galaxy S4 Zoom ile ilgili daha fazla bilgi için tıklayınız.

Samsung Galaxy S4: 13 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16/32/64 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 2000 TL.

Samsung Galaxy S4 Mini: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 8 GB hafıza, MicroSD kart yuvası.

Samsung Galaxy S4 Active: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Suya dayanıklı.

Samsung Galaxy S3: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16/32/64 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 1200 TL.

Samsung Galaxy S2: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16/32 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 900 TL.

Samsung Galaxy Note II: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16/32/64 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 1670 TL.

Samsung Galaxy Note: 8 MP fotoğraf, 1080p 24-30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16/32 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 1100 TL.



HTC

HTC One: 4 MP “UltraPixel” fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. HTC’nin iddiasına göre UltraPixel teknolojisi sayesinde bu telefon sıradan telefonlara göre daha kaliteli fotoğraflar çekebiliyor. Ancak çözünürlük 4 MP’de kalıyor. 32/64 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok.

HTC First: 5 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok.

HTC One X: 8 MP fotoğraf, 1080p 24fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16/32 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok. Fiyatı: 1500 TL.

HTC One S: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok. Fiyatı: 1200 TL. 

HTC Windows Phone 8X: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Windows Phone 8 işletim sistemi. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok. Fiyatı: 1400 TL.

BlackBerry

BlackBerry Z10: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. BB10 işletim sistemi. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 1900 TL.

Apple

Apple iPhone 5: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. iOS işletim sistemi. 16/32/64 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok. Fiyatı: 2000 TL.

Apple iPhone 4S: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. iOS işletim sistemi. 16/32/64 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok. Fiyatı: 1690 TL.



Nokia

Nokia Lumia 920: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Carl Zeiss lens. Windows Phone 8 işletim sistemi. 32 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok. Fiyatı: 1650 TL. Nokia’nın Windows Phone işletim sistemli telefonları hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayın.

Nokia Lumia 820: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Carl Zeiss lens. Windows Phone 8 işletim sistemi. 8 GB hafıza ve MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 1250 TL. Nokia’nın Windows Phone işletim sistemli telefonları hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayın.

Nokia 808 Pureview: 41-38 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Carl Zeiss lens. Normal çözünürlüklerde kayıpsız dijital zoom özelliği. Xenon flaş. Symbian (Nokia Belle) işletim sistemi. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 900-1000 TL. Nokia 808 hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayın.

Nokia Lumia 1020:  41-38 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Carl Zeiss lens. Normal çözünürlüklerde kayıpsız dijital zoom özelliği. Xenon flaş. Windows Phone işletim sistemi. 32 GB hafıza.



Sony

Sony Xperia Z: 13 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. Su geçirmezlik özelliği. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 1850 TL. Xperia Z hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayın.

Sony Xperia Z Ultra: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. Su geçirmezlik özelliği. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Xperia Z Ultra hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayın.


Sony Xperia S: 12 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 32 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok. Fiyatı: 1200 TL. Xperia S incelememi okumak için buraya tıklayın.

Sony Xperia P: 8 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası yok. Fiyatı: 850 TL.

Sony Xperia ion: 12 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası. Fiyatı: 1300 TL.

Sony Xperia T: 13 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası.

Sony Xperia Acro S: 12 MP fotoğraf, 1080p 30fps video çekimi. Android işletim sistemi. Su geçirmezlik özelliği. 16 GB hafıza, MicroSD kart yuvası.


Böyle bir listeyi hazırlamak kolay değil, hatalarım olabilir. Hatalı bir yer görürseniz lütfen bana bildiriniz.

1080p video çekebiliyor olmak her zaman mükemmel videolar elde edeceğiniz anlamına gelmiyor elbette. Örneğin Xperia S ile ciddi bir etkinliği çekmek istediğimde işe yarar hiçbir sonuç elde edememiştim. İlle de 1080p video çekmek zorunda değilsiniz. 720p de olsa, işe yarar videolar elde etmek istiyorsanız, optik zoom’u olan, ortamdaki sesleri doğru düzgün kaydedebilen normal bir kompakt kamera satın almanızı tavsiye ederim.

Ayrıca, daha önce “En iyi fotoğraf çeken telefonlar nasıl seçilir” başlıklı bir yazı yazmıştım. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

İlgili linkler:
Xperia S 1080p video örnekleri
HD, Full HD nedir? 720p ile 1080p arasındaki farklar nelerdir?


Bu yazı ve bu sitede yayınlanan bütün diğer yazılar Mobil Yazılar tarafından yazılmıştır ve bütün hakları Mobil Yazılar'a aittir. Başka bir yayında yayınlanamaz. Sitenizin, forumunuzun, blogunuzun ticari amaç taşıyıp taşımaması farketmez. Daha fazla bilgi için lütfen alıntı kurallarına bakınız.

İlginizi çekebilir: